Ekonomik Çöküntü ve Çaresi

Risale-i Nur Külliyatında

İKTİSADİ ÇÖKÜNTÜNÜN SEBEBLERİ VE ÇARELERİ

Bugünlerde herkesi fazlaca meşgul eden ekonomik kriz, bir anda gelmiş bir sıkıntı değildir. Bu sıkıntının bütün dünyada görülüyor olması ortak bir nedene bağlı olsa gerek.

Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin bu konuda yıllar önce yapmış olduğu tespitler bugünkü sonucu gözler önüne sermektedir.

Bugünkü batı medeniyeti kanaat ve iktisat düsturunu bozup israf ve hırsı arttırmış, zaruri olan ihtiyaçları dörtten yirmiye çıkarmıştır. İhtiyaçları çoğalan beşerin çalışması veya çalışmasının neticesi olan kazancı ona yetmemeye başlamış, bazen de beşeri sefahate teşvik ederek tam bir tenbelliğe atmış, çalışmanın şevkini kırmış, kolay yoldan para kazanmanın yollarını aramıştır.

Bu konuda tespitleri Risale-i Nurdan dinleyelim. Şöyle ki:

İkinci Sual: Sen eskiden şarktaki bedevi aşairde seyahat ettiğin vakit, onları medeniyet ve terakkiyata çok teşvik ediyordun. Neden, kırk seneye yakındır, medeniyet-i hazıradan "mimsiz" diyerek hayat-ı içtimaiyeden çekildin, inzivaya sokuldun?

Elcevab: Medeniyet-i hazıra-i garbiye, semavî kanun-u esasîlere muhalif olarak hareket ettiği için seyyiatı hasenatına; hataları, zararları, faidelerine racih geldi. Medeniyetteki maksud-u hakikî olan istirahat-ı umumiye ve saadet-i hayat-ı dünyeviye bozuldu. İktisad, kanaat yerine israf ve sefahet ve sa’y ve hizmet yerine tenbellik ve istirahat meyli galebe çaldığından, bîçare beşeri hem gayet fakir, hem gayet tenbel eyledi. Semavî Kur’anın kanun-u esasîsi

   53:39 لَيْسَ ِلْلاِنْسَانِ اِلاَّ مَا سَعَى * كُلُوا وَ اشْرَبُوا وَ لاَ تُسْرِفُوا  7:31

ferman-ı esasîsiyle:

"Beşerin saadet-i hayatiyesi, iktisad ve sa’ye gayrette olduğunu ve onunla beşerin havas, avam tabakası birbiriyle barışabilir" diye Risale-i Nur bu esası izaha binaen kısa bir-iki nükte söyleyeceğim:

Birincisi: Bedevilikte beşer üç-dört şeye muhtaç oluyordu. O üç-dört hacatını tedarik etmeyen on adedde ancak ikisi idi. Şimdiki garb medeniyet-i zalime-i hazırası sû’-i istimalat ve israfat ve hevesatı tehyic ve havaic-i gayr-ı zaruriyeyi, zarurî hacatlar hükmüne getirip görenek ve tiryakilik cihetiyle şimdiki o medenî insanın tam muhtaç olduğu dört hacatı yerine, yirmi şeye bu zamanda muhtaç oluyor. O yirmi hacatı tam helâl bir tarzda tedarik edecek, yirmiden ancak ikisi olabilir. Onsekizi muhtaç hükmünde kalır.

Demek bu medeniyet-i hazıra insanı çok fakir ediyor. O ihtiyaç cihetinde beşeri zulme, başka haram kazanmaya sevk etmiş. Bîçare avam ve havas tabakasını daima mübarezeye teşvik etmiş.

Kur’an’ın kanun-u esasîsi olan "vücub-u zekat, hurmet-i riba" vasıtasıyla avamın havassa karşı itaatini ve havassın avama karşı şefkatini temin eden o kudsî kanunu bırakıp burjuvaları zulme, fukaraları isyana sevk etmeye mecbur etmiş. İstirahat-ı beşeriyeyi zîr ü zeber etti!

İkinci Nükte: Bu medeniyet-i hazıranın hârikaları, beşere birer nimet-i Rabbaniye olmasından, hakikî bir şükür ve menfaat-ı beşerde istimali iktiza ettiği halde, şimdi görüyoruz ki:

Ehemmiyetli bir kısım insanı tenbelliğe ve sefahete ve sa’yi ve çalışmayı bırakıp istirahat içinde hevesatı dinlemek meylini verdiği için sa’yin şevkini kırıyor. Ve kanaatsizlik ve iktisadsızlık yoluyla sefahete, israfa, zulme, harama sevkediyor.

Meselâ: Risale-i Nur’daki "Nur Anahtarı"nın dediği gibi:

"Radyo büyük bir nimet iken, maslahat-ı beşeriyeye sarf edilmek ile bir manevî şükür iktiza ettiği halde, beşte dördü hevesata, lüzumsuz malayani şeylere sarf edildiğinden; tenbelliğe, radyo dinlemekle heveslenmeye sevk edip, sa’yin şevkini kırıyor. Vazife-i hakikiyesini bırakıyor.

Hattâ çok menfaatli olan bir kısım hârika vesait, sa’y ve amel ve hakikî maslahat-ı ihtiyac-ı beşeriyeye istimali lâzım gelirken, ben kendim gördüm; ondan bir-ikisi zarurî ihtiyacata sarfedilmeye mukabil, ondan sekizi keyf, hevesat, tenezzüh, tenbelliğe mecbur ediyor. Bu iki cüz’î misale binler misaller var.

Elhasıl: Medeniyet-i garbiye-i hazıra, semavî dinleri tam dinlemediği için, beşeri hem fakir edip ihtiyacatı ziyadeleştirmiş.

İktisad ve kanaat esasını bozup, israf ve hırs ve tama’ı ziyadeleştirmeye, zulüm ve harama yol açmış. Hem beşeri vesait-i sefahete teşvik etmekle o bîçare muhtaç beşeri tam tenbelliğe atmış. Sa’y ve amelin şevkini kırıyor.

Hevesata, sefahete sevk edip ömrünü faidesiz zayi’ ediyor.

Hem o muhtaç ve tenbelleşmiş beşeri hasta etmiş. Sû’-i istimal ve israfat ile yüz nevi hastalığın sirayetine, intişarına vesile olmuş.

Hem üç şiddetli ihtiyaç ve meyl-i sefahet ve ölümü her vakit hatıra getiren kesretli hastalıklar ve dinsizlik cereyanlarının o medeniyetin içlerine yayılmasıyla; intibaha gelip uyanmış beşerin gözü önünde ölümü i’dam-ı ebedî suretinde gösterip, her vakit beşeri tehdid ediyor. Bir nevi cehennem azabı veriyor.

İşte bu dehşetli musibet-i beşeriyeye karşı;

Kur’an-ı Hakîm’in dörtyüz milyon talebesinin intibahıyla,

ve içinde semavî, kudsî kanun-u esasîleriyle,

bin üçyüz sene evvel gösterdiği gibi, yine bu dörtyüz milyonun kendi kudsî esasî kanunlarıyla,

beşerin bu üç dehşetli yarasını tedavi etmesini; ve eğer yakında kıyamet kopmazsa, beşerin hem saadet-i hayat-ı dünyeviyesini, hem saadet-i hayat-ı uhreviyesini kazandıracağını ve ölümü, i’dam-ı ebedîden çıkarıp âlem-i nura bir terhis tezkeresi göstermesini ve ondan çıkan medeniyetin mehasini, seyyiatına tam galebe edeceğini ve şimdiye kadar olduğu gibi;

dinin bir kısmını, medeniyetin bir kısmını kazanmak için rüşvet vermek değil,

belki medeniyeti ona, o semavî kanunlara bir hizmetkâr, bir yardımcı edeceğini

Kur’an-ı Mu’ciz-ül Beyan’ın işarat ve rumuzundan anlaşıldığı gibi rahmet-i İlahiyeden şimdiki uyanmış beşer bekliyor, yalvarıyor, arıyor!

اَلْبَاقِى هُوَ الْبَاقِى

Said Nursî

(Emirdağ Lahikası-ll sh: 101)

Bu asrın başlarında batı medeniyetinin dayandığı esasları ve temelleri Kur’anın nuruyla gören Bediüzzaman Hazretleri ta 1920 de bu durumları şöyle ifade etmişti:

Vücûb-u zekat, hurmet-i riba, karz-ı hasen şerait-i sulhiyedir. Şu riba taşını altından çeksen, şu zalim medeniyet kasrı çökecektir.” (Asar-ı Bediyye sh: 87)

Kontrol et

Bu Vatan için en büyük tehlikelerden biri… HALK PARTİSİ İKTİDARI

Bu vatan için en büyük tehlikenin birincisi; HALK PARTİSİNİN İKTİDARA GELMESİDİR 1927 yılında toplanan Türk …