28 Eylül 2020, Pazartesi
Home / Güncel Meseleler / Vakf-ı Hayat Etmek Bir Esastır

Vakf-ı Hayat Etmek Bir Esastır

Risale-i Nur Hizmet Mesleğinde

30- VAKF-I HAYAT ETMEK BİR ESASTIR

(Hayatını Hizmete Vakfetmek)

“Sadakat-Fedakârlık” ve “Haslar dairesi” esaslarına da bakı­nız.

1- «Bediüzzaman, Kur’ân, imân, İslâmiyet hiz­meti için, dün­yevî rahatlıklarını fedâ etmiş dünyevî, şahsî ser­vetler edinmemiş, zühd ve takvâ ve riyâzet, iktisad ve ka­naatla ömür geçirerek dünya ile alâkasını kesmiştir.

Bu cümleden olarak, Müslümanların refah ve sa­adeti için, bütün ömür dakikalarını sırf imân hizme­tine vakf ve has­retmek ve ihlâsa tam muvaffak ol­mak için, kendini dünyadan tecrit ederek mücer­red kalmıştır. Evet, Bediüzzaman imân ve İslâmiyet hizmeti için herşeyden bu derece fedakârlık yapan, fakat bütün bunlarla beraber ubudiyet, zühd ve takvâda da bir is­tisna teşkil eden tarihî bir İslâm fedâisi ve Kur’ân-ı Hakimin muhlis bir hâdimi payesine yüksel­miştir.» (Sözler sh: 758)

2- «Bediüzzaman Said Nursî, çok ilimlerde müs­tesna birer eser yazabilirdi. Fakat o “zaman, imânı kur­tarmak zamanıdır” demiş ve bütün himmet ve me­sâ­isini ve ha­yatını, ulûm-u imâniyenin telif ve neşrine hasretmiştir.» (Sözler sh: 763)

3- «Allâme Şeyhülislâm Mustafa Sabri Efendi mer­humdan, feragate ait şöyle bir söz işitmiştim: “İslâm bu­gün öyle mücahitler ister ki, dünyasını değil, âhiretini dahi feda etmeye hazır ola­cak.”….


İşte, Bediüzzaman, bu müstesna tecellînin en par­lak misali­dir. Bütün ömrü boyunca mücerred yaşadı. » (Tarihçe-i Hayat sh: 11)

4- «Daima mücerred kalmak ve dünyada hiçbir şeyle alâka peyda etmemek. Bunun içindir ki, “Bütün ma­lımı bir elimle kaldırıp götürebilmeli­yim” demiştir. Bu ha­lin sebebi soru­lunca, “Bir zaman gelecek, herkes benim halime gıpta ede­cektir. Saniyen, mal ve servet bana lezzet vermiyor dünyaya ancak bir misafirhane nazarıyla bakı­yorum” derdi.» (Tarihçe-i Hayat sh: 48)

5- «Kırk seneden beri gayet dehşetli bir zendeka hü­cumu kar­şısında, herşeyini feda edecek hakikî fedakârlar lâzım geldiği bir zamanda, Kur’ân-ı Hakîmin hakikatına, değil dünya saadetimi belki lü­zum olsa âhiret saadetimi dahi feda etmeye ka­rar ver­dim. Değil bir sünnet olan muvakkat dünya zevcele­rini almak, belki bu dünyada on huri de bana verilse idi, bırak­maya mecburdum ki ihlâs-ı hakikî ile hakikat-ı Kur’âniyeye hiz­met ede­bileyim. …..

Mâdem şahsî ve hususî kemalât-ı bâkıyesi için dün­yayı terk edenler, selef-i sâlihînden çok var. Elbette hususî değil, küllî ve umumî olarak çok bîçarelerin sa­adet-i bâkı­yeleri için ve dalâlete düşmemeleri ve îmân­larını takviye edip kurtarmaları için ve haki­kat-ı Kur’âniye ve îmâni­yeye tam hizmet etmek ve hariçten gelen, dahilde çıkan dinsizlere karşı dayanmak için, zail ve fânî dünya­sını terk etmek, elbette sünnet-i se­ni­yeye muhalefet değil belki hakikat-ı sünnete mutabakattır. Ve Sıddîk-ı Ekber’in: “Cehennemde vü­cudum büyüsün, tâ ehl-i îmâna yer bu­lunmasın” diye fe­dakârlıkta âzamî sadakatın bir zerresini kazan­mak fikriyle, bîçare Said bütün ömründe tecer­rüdü, is­tiğnayı ihtiyar et­miş.» (Hanımlar Rehberi sh: 25-28)

Bir talebesinin şahsında, umuma bakan fedakâr­lığa teşvik dersi:

6- «Madem Hacı Kılıç Ali bir buçuk sene bütün Risale-i Nur eczalarına sahip çıkmış, kısmen okumuş na­zarımızda yirmi sene­lik bir Nur talebesidir. Ben her sabah haslar içinde onun ismiyle bütün mânevî kazanç­larıma, defter-i a’mâline geçmek için hisse­dar ediyo­rum. Öyleyse o da bütün hayatını Risale-i Nur’a vermeye mükelleftir.» (Emirdağ Lâhikası-ll sh: 26)

7- «Hey efendiler! Ben imanın cereyanındayım. Karşımda imansızlık cereyanı var. Başka cereyanlarla alâ­kam yok. O adam­lardan ücret mukabilinde iş gören­ler, belki kendilerini bir derece mazur görüyor. Fakat ücretsiz, hamiyet namına bana karşı taraf­girâne, raki­bâne vaziyet almak ve ilişmek ve eziyet etmek, gayet fena bir hatadır. Çünkü, sabıkan ispat edildiği gibi, siya­set‑i dünya ile hiç alâkadar değilim. Yalnız, bütün vaktimi ve hayatımı ha­kaik-i imaniye ve Kur’âniyeye hasr ve vakfetmişim. Madem böyle­dir bana eziyet verip rakibâne ilişen adam düşün­sün ki, o muamelesi zendeka ve imansızlık na­mına imana ilişmek hükmüne geçer(Mektubat sh:71)

8- «Biz öyle bir hakikate hayatımızı vakfetmi­şiz ki, güneş­ten daha parlak ve Cennet gibi güzel ve sa­adet-i ebediye gibi şirin­dir. Elbette biz bu sıkıntılı hal­lerle müf­tehirâne, müteşekkirâne bir mücahede-i mâ­ne­viye yapı­yoruz diye, şekvâ etmemek lâzımdır.» (Şuâlar sh: 312)

9- «Ben kusurlarımla beraber bu milletin saade­tine ve ima­nının kurtulmasına hayatımı vakfettim. Ve milyon­larla kah­raman başların feda oldukları bir ha­kikate, yani Kur’ân hakika­tine benim başım dahi feda olsun diye bü­tün kuvvetimle Risale-i Nur’la çalıştım. Bütün zâlimâne tâziplere karşı tevfik-i İlâhî ile dayan­dım. Geri çekilme­dim.» (Şuâlar sh: 446)

10- «Benim şahsımın, hem Risale-i Nur’un şahs‑ı mânevîsi­nin sermayesini, kendilerini Risale‑i Nur’un hizmetine vakfedenlerin ver­mek, hususan na­fakasını çıkara­mayanlara vermek lâ­zımdır.» (Emirdağ Lâhikası-ll sh: 200) tayınlarına;

11- «Ecnebîlerin entrikalarıyla ve muhalif komi­te­ci­lerin do­laplarıyla mevcut ve münteşir müteaddit cemi­yet­lerin hiçbirisiyle, Risale-i Nur’un hiçbir şakir­dinin münase­bettarlığını gösterecek hiçbir madde bu­lunma­ması, gayet zahir ve parlak bir himaye-i Rabbaniyedir. Muhafaza-i İlâhiyeye ve İmam-ı Ali (r.a.) ve Gavs-ı Âzam (k.s.), Risale-i Nur’a ait keramet-i gay­biyelerini cidden teyid eden bir inayet-i Rahmâniyedir. Kırk ikilik bir top güllesini, kırk iki mâsum ve mazlum kardeşle­rimizin dergâh-ı İlâhiyeye açılan elle­riyle dol­durup, geri çevirip, atanların başlarında mânen patlat­tırdı. Bizlere, yalnız ehemmiyetsiz, sevaplı, hafif birkaç yara bere­den başka olmadı. Böyle bir seneden beri dol­durulan bir top­tan, böyle pek az zararla kurtul­mak ha­rikadır. Böyle pek büyük bir ni­mete karşı, şükür ve sü­rur ve sevinçle mu­kabele etmek gerektir.

Bundan sonraki hayatımız bize ait olamaz çünkü müfsid­le­rin plânlarına göre, yüzde yüz mahv idi. Demek bundan son­raki hayatı kendimize değil, belki hak ve hakikate vakf etmeliyiz.(Tarihçe-i Hayat sh: 239) Şekvâ değil, şük­rettirecek rahmetin izini, yü­zünü, özünü görmeye ça­lışmalıyız.»

12- «Birinci Cihan Harbinde gönüllü alay kuman­danı olarak esir düştüğü Rusya’da Moskof Çarlığına karşı iz­zet-i İslâmiyeyi muhafaza edip, kurşuna di­zileceği hen­gâmda “Âhirete gitmek için bana bir pasa­port lâzımdı” diye ölümü istihkar eden böyle ni­met-i uzmâ­sına mukabil canımızı da feda etsek, ömrümüzü de ona vakfetsek, zu­lümden zulme de sürüklensek, öm­rümüzün ni­hayetine kadar şükran secdesinden de kalkmasak, bize yine ucuz­dur.» (Tarihçe-i Hayat sh: 701)

13- «Risale-i Nur talebelerinin müdafaaları ve bu ta­lebelerin İslâmiyete hizmetleri esnasında, gizli İslâmiyet düşmanı, insafsız, cebbar zâlimlerin entrika­lariyle maruz kaldıkları işkencelerden yılmamak, şa­hıs­larını düşünme­den, yani, şahsî refahlarını İslâmın refah ve saadeti için fedâ ederek, sıddı­kıyetle sebat etmeleri ve eşedd-i zulme mukavemet etme­leri, âşikâr bir delil teşkil etmektedir.

Evet, hem yirmi beş seneden beri Risale-i Nur’la imân hiz­metine, bütün varlığını vakfeden ve şimdiye kadar “gaddar din düşmanlarının” çok defalar tecâvüz ve taarruzuna ve taharri­yata mâruz kaldığı halde, yirmi beş senedir inziva içinde, Risale-i Nur’un nâşirliğini yapan Nur kahramanları ağabeyle­rimiz, bizlere birer nümune-i imtisal olan, imân ve İslâmiyet fedâileridir(Sözler sh: 766)

14- «Risale-i Nur’un verdiği sermaye ile, şimdi mâ­nevî Medresetü’z-Zehranın dört beş vilâyetinde ha­ya­tını Risale-i Nur’a vakfeden ve nafakasına çalış­maya zaman bulamayan fe­dakâr Nur talebelerinin ta­yınatına acip bir bereketle kâfi gelen ve Nur nüshaları­nın fiyatı olan o mü­barek sermayeyi ben öldükten sonra da o hâlis, fedakâr kardeşlerime vasiyet ediyorum ki, altmış yetmiş sene ev­velki kaidemi yetmiş sene son­raki şimdiki düsturla­rıma aynen tatbik etsinler. İnşaallah Risale-i Nur’un tab’ ser­besti­yeti olsa, o düstur daha fazla inkişaf eder…

…kaç senedir dört beş vilâyet vüs’atindeki mâ­nevî Medresetü’z-Zehranın fedakâr talebeleri­nin tayınatını Risale-i Nur kendisi hediye etti.» (Emirdağ Lâhikası-ll sh: 216)

15- «Üstadımız Said Nursî’nin Risale-i Nur eser­leri basıl­maktadır. Hissesine düşen bir miktar kitap fi­yatlarını Üstadımız, hayatını Nurlara vakfedip na­fakasını çıkara­mayan Nur talebelerine tayın olarak vermektedir. Kendisi de bugün ar­tık herke­sin malûmu olmuş olan âzamî bir iktisat ve kanaatle ya­şa­maktadır.» (Emirdağ Lâhikası-ll sh: 218)

16- «Ben de beyan ediyorum ki:

Benim vefatımdan sonra, benim emaneten elimde bulunan Risale-i Nur sermayesi, hem mucizatlı Kur’ânımızı tab ettirmek için Eskişehir’de muhafaza edilen sermaye, o Kur’ân’ın tevafukla ve fotoğrafla tab­’ına ait.* Yanımızdaki sermaye ise, Risale-i Nur’un sermayesidir. O sermaye, Cenab-ı Erhamürrahimîne hadsiz şükür olsun ki, yetmiş küsur sene evvel, o za­ma­nın âdetine muhalif olarak, kendim fakirliğimle be­ra­ber onların tayınlarını verdiğime bir ihsan ve lütf-u Rabbânî olarak, o zamandan elli alt­mış sene sonra Cenab-ı Erhamürrâhimîn o örfî âdete muhalif ka­idemi mânevî ve geniş Medresetü’z-Zehranın hâlis ve na­fakasını temin edemeyen ve zama­nını Risale-i Nur’a sarf eden talebelerine aynen ve eski zaman ihsan-ı İlâhî neticesi ola­rak şimdi yanı­mızdaki sermaye onların tayınlarıdır ve ta­yınla­rına sarf edilecek. Ve kaç senedir benim yaptığım gibi, benim mânevî evlât­larım, benim vereselerim aynen öyle yapmak vasiyet edi­yorum. İnşaallah tam Risale-i Nur intişara başlasa, o ser­maye şimdiki fedakâr, ken­dini Risale-i Nur’a vakfeden şakirdler­den çok zi­yade fe­dakâr talebelere kâfi gelecek ve mânevî Medresetü’z-Zehra ve medrese-i Nuriye çok yer­lerde açılacak, be­nim bedelime bu hakikate, bu hale mâ­nevî evlatlarım ve has ve fe­dakâr hizmetkârlarım ve Nura kendini vakfe­den kahraman ve herkesçe malûm kardeş­lerim bu va­siyetin tatbikine yardımla­rını rica ediyorum.» (Emirdağ Lâhikası-ll sh: 234)

17- «Bediüzzaman, iki buçuk sene kadar Sibirya ta­raflarında esarette kalır. Bütün hayatını, fîsebilil­lâh Kur’ân’a, İslâmiyete, Sünnet-i Seniyenin ihyasına hasr ve vakfeden bu fedakâr-ı İslâm, buralarda da ka­t’iyen boş durmaz. İçerisinde bulunduğu muhiti tenvir ve ir­şad için çalışır. Bu müddet içinde kendisiyle be­raber esarette bulu­nan zabitlere dersler veriyordu.» (Tarihçe-i Hayat sh: 115)

18- «Hem madem, Risale-i Nur bu asra has husu­si­yetler ta­şıyor. Hem madem binlerce âlimlerin takdir­le­riyle karşılanıyor. Hem madem, Kur’ân’ın dellâllığını yapan kahraman Üstad, eşine rastlanmayacak bir mü­kemmeli­yetle, dürüst adımlarla, hakikî prensip­lerle, bütün haya­tını iman ve İslâmiyete vak­fet­miş, dünyevî hiçbir men­faat aramadan sırf Allah rı­zası uğ­runa çalışmıştır. Hem mâdem, bütün kuvvetiyle Nur talebeleri de, iman ve İslâmiyete Ehl-i Sünnet daire­sinde hizmet için hayatla­rını dahi çekinme­den ve­riyor ve süflî menfaat peşinde değil­dirler. Ve madem yüz binlerce Nur talebeleri bütün tazyik ve tehdit­lere rağmen bu hakikati fiilen ispat etmişler.» (Tarihçe-i Hayat sh: 624)

19- «Bu gizli din düşmanları ve münafıklar çok­tandır anladı­lar ki, Nur talebelerinin kefenleri bo­yunlarındadır. Onları Risale-i Nur’dan ve Üstadlarından ayırmak kabil değildir. Bunun için şey­tanî plânlarını, desiselerini değiş­tirdiler. Bir zayıf da­marla­rından veya sâfiyetlerinden isti­fade ederiz fik­riyle aldatmak yolunu tuttular. O münafık­lar veya o müna­fıkların adamları veya adam­larına aldan­mış olanlar dost suretine girerek, bazan da talebe şek­line gi­rerek derler ve dedirtirler ki: “Bu da İslâmiyete hizmet­tir bu da onlarla mücadeledir. Şu malûmatı elde edersen, Risale-i Nur’a daha iyi hizmet edersin. Bu da büyük eser­dir” gibi birtakım kandı­rışlarla, sırf o Nur tale­be­sinin Nurlarla olan meşguliyet ve hizmetini yavaş yavaş azaltmakla ve başka şeylere naza­rını çevirip, nihayet Risale-i Nur’a çalışmaya vakit bırakmamak gibi tuzaklara düşürmeye çalışıyorlar. Veyahut da maaş, servet, mevki, şöhret gibi şeylerle al­datmaya veya korkutmakla hizmet­ten vazgeçirmeye gayret ediyorlar.

Risale-i Nur, dikkatle okuyan kimseye öyle bir fikrî, ruhî, kalbî intibah ve uyanıklık veriyor ki, bütün böyle al­datmalar, bizi Risale-i Nur’a şiddetle sevk ve teş­vik ve o dessas münafıkların maksatla­rı­nın tam ak­sine olarak bir tesir ve bir netice hâsıl ediyor. Fesübhanallah! Hattâ öyle Nur talebeleri mey­dana gelmek­tedir ki, asıl halis niyet ve kudsî gaye­den sonra, bir sebep olarak da, münafıkların mezkûr plânlarının inadına, rağmına dünyayı terk edip kendini Risale-i Nur’a vakfediyor ve Üstadımızın dediği gibi diyorlar: “Zaman, İslâmiyet fedaisi olmak zama­nı­dır.”» (Tarihçe-i Hayat sh: 690)

20- «Yine bu azîm sırr-ı ihlâsa binaendir ki, Risale-i Nur ta­lebeleri, iman ve İslâmiyet hizmetinde ağır şartlar ve kayıtlar ve tahdidatlar içinde muvaffak oluyorlar ve hayatlarını Risale-i Nur’a ve Üstadlarına vakfetmişler. Risale-i Nur’u, sermaye-i ömür ve gaye-i hayat edinmiş­lerdir.» (Tarihçe-i Hayat sh: 700)

21- «Risale-i Nur’un yüksek değerini anlamakta veya onu işitip tanımakta biraz gecikmiş olan gençler iç­leri sızlaya sızlaya şöyle demektedirler: “Şu geç uyanan kıy­mettar gençliğimi fâni, geçici şeylerle zayi etme­yeceğim. Ancak ve ancak Kur’ân’a ve imâna hizmet uğ­runda, sev­gili Allah’ım ve sevgili Peygamberimin emir­lerine itaat yo­lundaki hizmetlere vakfedece­ğim. Ancak böylelikle, bu muvakkat gençliğimde bâkî bir gençliği elde etmiş olaca­ğım.» (Gençlik Rehberi sh: 226)

22- «Risale-i Nur’un hizmetine hasr-ı va­kit eden rü­künlere ve çalışanlara zekâtla yar­dım etmek de Risale-i Nur’a bir nevi hizmettir.» (Kastamonu Lâhikası sh: 223)

23- «Basiretli Nur nâşirleri, otuz beş sene evvel Risale-i Nur’daki yüksek hakikatleri görmüş, o kudsî ders­leri almış ve o zamandan beri ihlâs ve sadakatla gizli din düşmanlarına göğüs germiştir. Nur kahraman­larının ha­neleri müteaddit defalar arandığı ve kendileri defalarca hapislere atılarak orada şiddetli azaplar ve sı­kıntılar çekti­rildiği halde, elmas kalemleriyle Risale-i Nur’un bu kadar senedir nâşirliğini yapmışlardır. İstedikleri tak­dirde dünya nimetleri kendilerine yâr ol­duğu halde, her türlü şahsî, dünyevî rütbeler­den, varlıklardan feragatle, ömür­lerini Risale-i Nur’un hizmetine vakfetmişlerdir.

“Acaba, Risale-i Nur şakirdlerindeki bu cehd ve kuv­vetin, bu feragat ve fedakârlığın ve bu derece sebat ve sa­dakatın sebebi ne­dir?” diye bir sual sorulursa, bu su­alin cevabı muhakkak ki şu ola­caktır: Risale-i Nur’daki cerh edilmez yüksek hakikatler, iman hizme­tinin yalnız ve yalnız rızâ-yı İlâhî için yapılması ve Bediüzzaman Hazretlerinin âzamî ihlâsıdır.» (Tarihçe-i Hayat sh: 165)

Hayatlarını Nurlarla Kur’an hizmetine hizmetine vakfeden, ilk talebelerden iki zatı numune-i misal olarak zikreden Üstad der ki:

“Bu iki zât hakikî talebelerimden ve ciddî arkadaşlarımdan… Ve hizmet-i Kur’an’da arkadaşlarım içinde talebelik ve kardeşlik ve arkadaşlığın üç hâssası var ki, bu iki zât üçünde de birinciliği kazanmışlar.

Birinci Hassa: Bana mensub her şeye malları gibi tesahub ediyorlar. Bir Söz yazılsa, kendileri yazmış ve te’lif etmiş gibi zevk alıyorlar, Allah’a şükrediyorlar. Âdeta cesedleri muhtelif, ruhları bir hükmünde hakikî manevî vereselerdir.

İkinci Hassa: Bütün makasıd-ı hayatiye içinde en büyük, en mühim maksadları, o nurlu Sözler vasıtasıyla Kur’an’a hizmet biliyorlar. Dünya hayatının netice-i hakikiyesinin ve dünyaya gelmekteki vazife-i fıtriyelerinin en mühimmi, hakaik-i imaniyeye hizmet olduğunu telakkileridir.

Üçüncü Hassa: Ben kendi nefsimde tecrübe ettiğim ve eczahane-i mukaddese-i Kur’aniyeden aldığım ilâçları, onlar da kendi yaralarını hissedip o ilâçları merhem suretinde tecrübe ediyorlar. Aynı hissiyatımla mütehassis oluyorlar. Ve ehl-i imanın imanlarını muhafaza etmek gayreti, en yüksek derecede taşımaları ve ehl-i imanın kalbine gelen şübehat ve evhamdan hasıl olan yaraları tedavi etmek iştiyakı, yüksek bir derece-i şefkatte hissetmeleridir.

Cenab-ı Hak bunların emsalini ziyade etsin ve onları da muvaffak etsin ve tarîk-ı haktan ayırmasın, âmîn.

اَللَّهُمَّ وَفِّقْنَا وَ اِيَّاهُمَا وَ اَمْثَالَهُمَا مِنْ اِخْوَانِنَا لِخِدْمَةِ الْقُرْاۤنِ وَ اْلاِيمَانِ كَمَاتُحِبُّ وَ تَرْضَى بِحَقِّ مَنْ اَنْزَلْتَ عَلَيْهِ الْقُرْاۤنَ عَلَيْهِ اَفْضَلُ الصَّلاَةِ وَ اَتَمُّ التَّسْلِيمَاتِ مَا اخْتَلَفَ الْمَلَوَانِ وَ مَا دَارَ الْقَمَرَانِ

Said Nursî (Barla Lahikası – 23)

Risale-i Nur eserlerinden kısmen alınarak nakle­dilen mezkûr beyan ve tavsiyeler, Risale-i Nurla Kur’an ve iman hizmetine ha­yatını vakfetmek fedakâr­lığı, kıyamete kadar devam etmesi gere­ken ve Bediüzzamanın Hazretlerinin vasiyetname­leriyle de te’­yid edilen de­ğişmez bir esastır.

Bu değişmez esası tam yerine getiremeyen talebe­ler, haya­tını hizmete vakfeden İslâm fedailerine, tam bir mu­avenet, tesa­nüd ve teşvik ile bu fazilete ortak olup manevî şirkete dâhil olurlar.




* On bin liradır. (Bediüzzaman)

Check Also

KİME OY VERECEĞİZ?

Bediüzzaman Hazretleri Kime Demokrat Der? Soruluyor: -Bu seçimlerde oyumuzu kime vereceğiz? Cevap: Ehvenüşşer kaidesi devam ettiği …