28 Kasım 2020, Cumartesi
Home / Güncel Meseleler / Kendini Mehdi Zannetmek – 2

Kendini Mehdi Zannetmek – 2

MEHDİYETİN İKİNCİ VAZİFESİ

Bediüzzaman Hazretleri geniş daire, yani sosyal hayat ve siyaset hayatında dahi mehdinin vazifesi olduğunu beyan etmektedir. Fakat buradaki hizmetler siyaset yoluyla olacaktır. Fakat bu hizmetlerde maddi, siyasi güç ve ekser halkın desteklemesi lazımdır. Yani ekser demek yüzde ellinin üstünde demektir. Bu gerçeği de şöyle ifade eder:

“İkinci Vazifesi: Hilafet-i Muhammediye (A.S.M.) ünvanı ile şeair-i İslâmiyeyi ihya etmektir. Âlem-i İslâmın vahdetini nokta-i istinad edip beşeriyeti maddî ve manevî tehlikelerden ve gazab-ı İlahîden kurtarmaktır. Bu vazifenin, nokta-i istinadı ve hâdimleri, milyonlarla efradı bulunan ordular lâzımdır.

İşte bu noktada bu makama iştihalı olan zatlar çıkmaktadır. Yani Bediüzzaman dindar zemini hazırladı biz de bu zeminden istifade edelim. Bu ikinci, üçüncü vazifenin vazifedarıyız demektedirler. Hatta esas mehdilik budur, maddi güç ve kuvvet ve kadro bizdedir demektedirler. Bunlar yıllardır bu sahada tahşidat yapmaktadırlar. Bugün ortaya çıkan ve “Paralel yapı” diye nitelenen hareketin temel yapısı buradan hareketle davranmaktadır. Onun için hedeflerine ulaşmak için her yolu mübah sayabilmektedirler. Yani kendilerinin Allah tarafından bu vazifeye tayin edildiklerine inanmaktadırlar. Bu kadar pervasız, rahat hareket etmeleri bu anlayıştan kaynaklanmaktadır. Bu yapıları tanımak neler yapabileceklerini bilebilmek için bu noktarın bilinmesinde fayda vardır. İşin içine bir de rüyalar, hayali menkıbeler girdi mi tamamdır. Hal böyle olunca vay bunların karşısına çıkanların haline (!)

Bediüzzaman Hazretleri bazı insanların kendini özel vazifeli zannettiklerini şöyle ifade eder:

Hem ben müteaddid insanları gördüm ki, bir nevi Mehdi kendilerini biliyorlardı ve "Mehdi olacağım" diyorlardı.
Bu zâtlar yalancı ve aldatıcı değiller, belki aldanıyorlar. Gördüklerini, hakikat zannediyorlar. Esma-i İlahînin nasılki tecelliyatı, Arş-ı A’zam dairesinden tâ bir zerreye kadar cilveleri var ve o esmaya mazhariyet de, o nisbette tefavüt eder. Öyle de mazhariyet-i esmadan ibaret olan meratib-i velayet dahi öyle mütefavittir. Şu iltibasın en mühim sebebi şudur:

Makamat-ı evliyadan bazı makamlarda Mehdi vazifesinin hususiyeti bulunduğu ve kutb-u a’zama has bir nisbeti göründüğü ve Hazret-i Hızır’ın bir münasebet-i hâssası olduğu gibi, bazı meşahirle münasebetdar bazı makamat var. Hattâ o makamlara "Makam-ı Hızır", "Makam-ı Üveys", "Makam-ı Mehdiyet" tabir edilir.

İşte bu sırra binaen, o makama ve o makamın cüz’î bir nümunesine veya bir gölgesine girenler, kendilerini o makamla has münasebetdar meşhur zâtlar zannediyorlar. Kendini Hızır telakki eder veya Mehdi itikad eder veya kutb-u a’zam tahayyül eder. Eğer hubb-u câha talib enaniyeti yoksa, o halde mahkûm olmaz. Onun haddinden fazla davaları, şatahat sayılır. Onunla belki mes’ul olmaz. Eğer enaniyeti perde ardında hubb-u câha müteveccih ise; o zât enaniyete mağlub olup, şükrü bırakıp fahre girse, fahrden git gide gurura sukut eder. Ya divanelik derecesine sukut eder veyahut tarîk-ı haktan sapar. Çünki büyük evliyayı, kendi gibi telakki eder, haklarındaki hüsn-ü zannı kırılır. Zira nefis ne kadar mağrur da olsa, kendisi kendi kusurunu derkeder. O büyükleri de kendine kıyas edip, kusurlu tevehhüm eder. Hattâ enbiyalar hakkında da hürmeti noksanlaşır. ” (Mektubat sh: 447)

Bu risaledeki bahis zamanımızın hadiselerine tam bakıyor. Türkiye’ye büyük sıkıntı çıkaran zatın durumunu tam görmüş gibi bahsediyor. Fakat Üstad hazretleri bu zatların durumu için “sukut eder hatta “tarik-i haktan sapar gibi kelimelerle tavsif etmektedir.

İSLAM BİRLİĞİNE SEBEB OLACAK PARTİ

Hatta biz öyle bekliyoruz ki, Avrupa Hrıstiyanları, Amerika milletleri, Rus’ya konfedarasyunu gibi biz Müslümanların da birliği olsun. Böyle birlikler hakikatta bizim malımız. Şimdi Müslümanların dünya çapında böyle birlikleri yok. Bu durum dünya dengesini bizim aleyhimize bozmaktadır. Bizim dahili mücadelelerimiz bitse İslam Birliğine yoğunlaşacağız ve en kısa zamanda bu birliğin teşekkülüne çalışacağız. Siyasilerimizin hedefi de bu İslam Birliği olmalıdır. İslam birliğine gitmek için bizim bir partiye teveccühümüzün asgari oranı yüzde altmış-yetmiş olmalıdır. Bediüzzaman Hazretleri bu hakikatı şöyle ifade eder:

“İttihad-ı İslâm Partisi: Yüzde altmış-yetmişi tam mütedeyyin olmak şartıyla, şimdiki siyaset başına geçebilir. Dini, siyasete âlet etmemeğe, belki siyaseti dine âlet etmeğe çalışabilir. ” (Emirdağ Lahiksı-ll sh: 162)

ALDANAN ŞAHISLAR VE GURUPLAR!

İşte bugün ortaya çıkan ve “F.Gülen cemaati” denilen gurup ve reisleri kendilerini ve hizmetlerini Bediüzzaman Hazretlerinin işaret ettiği;

“Evet bu zaman hem iman ve din için, hem hayat-ı içtimaiye ve şeriat için, hem hukuk-u âmme ve siyaset-i İslâmiye için, gayet ehemmiyetli birer müceddid ister. ” (Kastamonu Lahikası sh: 189) diye ifade ettiği bir görüşe dayandırdığı anlaşılmaktadır.

Burada beyan edilen birer müceddid Risale-i Nurun üç devresi iken, bu malum gurup, hocalarını ve kendi hizmet tarzlarını bu mehdiyet ve müceddidiyet zannediyorlar hataya düşüyorlar. Bu “Gülen gurubu” hakiki vazifedar Risale-i Nuru da tahrif etmişler ve aslını bozarak değiştirerek yayınlamışlardır. Bunların makamperestliklerinden istifade eden gizli İslamiyet düşmanları, İslamın elinde elmas kılınç olan Risale-i Nurları bunların eliyle kudsiyetini bozarak tahrif etmek emelini güttükleri ayan beyan ortadadır. Hatta yıllardır besledikleri bu menhus emellerini gerçekleştirmek için, Risale-i Nur’un üç değerli kitabın tahrif ederek, değiştirerek yayınlamışlardır.

Bediüzzaman Hazretleri Risale-i Nur’un üç devresini beyan ederken dahi iman hizmetine nisbetle geniş dairedeki hizmetlerin geri olduğunu beyan eder. Bu husustaki ifadesi aynen şöyledir:

“Fakat en ehemmiyetlisi, hakaik-i imaniyeyi muhafaza noktasında tecdid vazifesi, en mukaddes ve en büyüğüdür. Şeriat ve hayat-ı içtimaiye ve siyasiye daireleri ona nisbeten ikinci, üçüncü, dördüncü derecede kalıyor. (Kastamonu Lahikası sh: 189)

Kaldı ki bu malum gurubun bu yaptıklarının hakikatlarla uzaktan yakından alakası yoktur. Sadece basit bir anlayışın neleri yanlış anladığını anlatmak istedik.

Check Also

KİME OY VERECEĞİZ?

Bediüzzaman Hazretleri Kime Demokrat Der? Soruluyor: -Bu seçimlerde oyumuzu kime vereceğiz? Cevap: Ehvenüşşer kaidesi devam ettiği …