Menu Content/Inhalt
Anasayfa arrow Güncel Konular arrow Güncel Konular Bölümü arrow 23 Tem­muz 1908'den 23 Temmuz 2007'ye

Hicrî Takvim

ittihad.com.tr ittihad.com.tr - 23 Tem­muz 1908'den 23 Temmuz 2007'ye

Güncel Konular

Ahirzaman Fitneleri-02

Hadisata Nasıl Bakılmalı

Din ve Vicdan Hürriyeti

Dar Daire Hususiyeti

Hakiki İrtica Nedir?

Radyo Televizyonla Yapılan Tahribat

Dindar Demokratlar

Mi'rac Hadisesi

Geçim Derdi ve Dini Hayat ve Hükümet

Müslümanlara Atılan İftiralar

Ahirzaman Fitneleri-01

Ahirzaman Fitneleri-03

Hz. Muhammed Aleyhissalatü Vesselam

Ramazan-ı Şerif - 3

Ordu ve Asker

Ramazan-ı Şerif-1

Şahsı Manevi Kuvveti

İnsana Uygun İdare Şekli

İslam Kahramanı Milletimiz

Yahudilerin Mahiyeti Nedir ?

Ölmüş Gitmiş ve Hükümetten Alakası Kesilmiş Şahıs (Yaşanmış)

Türkiye'nin Terör Meselesi ve Çaresi

Asıl Mehdi Gelmedi mi?

Leyle-i Berat

Ayasofya İbadete Açılmalı

Kitab-ı Kainatı Okumak Mesleği

Bediüzzamandan 7 Mektup

Gıybet Hakkında Bir Mektup (Gayr-ı Münteşir)

Gizli Planlara Dikkat !

1.Dünya Harbinde Ermeniler

Ehl-i Kitap

Allahü Ekber Hakikatı (3)

Ahlâk Kaideleri

Ye'cüc ve Me'cüc Kimdir?

Faiz Sistemi, Bankalar ve Dünyanın Hali

Şuhûr-u Selase (Üç Aylar)

Nur Merkezi İhtiyacı

Hukuk Hakkında

Yüz Sene Önce Ekilen Tohumların Sümbüllenmesi

Üç Mehdi İddiası

Def'i Mefasid (kötülükleri kaldırmak)

Deccaldan Kurtulacağız

Hoşgörü Meselesi (Müsamahada Ölçü)

Küçük Deccal Büyük Deccal Kavramları

Hz. Üstadın Demokratlar Devrine Bakışı (2)

Halkçılar, Irkçılar El Ele.

Siyasi Muvaffakiyet

Kadir Gecesi

Avrupa Hristiyanlığın Sembolüdür

Allahü Ekber Hakikatı (1)

Tuzakları Bozalım Derken Tuzağa Düşmek

Kör Hissiyat

Garip Bir İddia

Hükümete Mühim bir Tavsiye

Allahü Ekber ve Kurban Bayramı

Süfyaniyetin Rükünleri Kimler?

Beş Büyük Tehlike ve Çaresi

Mehdi Hadisleri

Nur Talebeleri Ergenekon'a Nasıl Bakmalı ?

Amerika Hakkında Bir Mektup

Hz. Üstadın Demokratlar Devrine Bakışı (3)

Dindar Siyasilere Tavsiye ve İkazlar

İslam ve Demokrasi

Maidet-ül Kur'an'dan

Zübeyir Abi'nin Ehl-i İman ile Münasebeti

Laiklik Hakkında

Ahirzamanda Bazı Müslümanların Durumu

Yüzüncü Yılında 31 Mart Hadisesi-2

Süfyan'ın Büyük Deccal'dan Eşeddiyeti

Gazete ve Neşriyat Şartnamesi

Din Düşmanları ve Planları

Gazete Şartnamesi ve Zübeyir Gündüzalp (1968-1971)

Hükümet İslam Birliğine Çalışmalı

Teali-i İslam Cemiyeti ve Bediüzzaman Said Nursi

Musibetlerde Nokta-i Nazar

Yeni Anayasada Lâiklik Tarifi Nasıl Olmalı

Meclis'e (TBMM) Tavsiye ve İkazlar

Münafık Cereyanın Tecavüz Planı

Kurban Bayramındaki Sır

Risale-i Nur Muarızı Yazarların İsnadları Hakkında İlmi Bir Tahlil (1965/2006)

Mütecaviz Ehl-i Bida

Hristiyanların Necatı

Yüz Sene Sonra

Deccaliyetin Büyük İfsadatı

Halk Partisi (CHP) Ne Yapmalı ?

Bediüzzaman Hazretlerinin İttihad-ı İslam Tarifi

Ortalığı Karıştıracak Neşriyatlar

Halk Partisi Hakkında

İngilizler ve Türkler

Avrupa Birliği mi, İslam Birliği mi?

Zübeyr Ağabeyin Külliyattan Tesbitli Hususiyetleri

Başörtüsü Şeair-i İslamiyedendir

İslam ve Demokrasi

Üç-Dört Adamı Reddedin..

Risale-i Nur Sadeleştirilemez

Zübeyr ve Tahiri Abiler Hakkında Hatıra Notları

Yüzüncü Yılında 31 Mart Hadisesi

Amerika Dostluğunun Ehemmiyeti

Zamanımıza da Bakan Bazı İşaretler

Cemiyetin Bozulması

Kur'an'ın Haber Verdiği Dokuz Çete Reisi

İktidar Partisine Tavsiye ve İkazlar

Bediüzzaman Hazretlerinden Yedi Mektup-3

Örtünme Müdafaası ve Bediüzzaman

Adab-ı Muaşeret

Adalet Nasıl Sağlanır?

Son Müceddid

Ahirzaman Fitnesinden Uzak Durmak

Milletin Halini Nazara Alın

Bütün Okullarda Din Dersleri Okutulmalıdır

İki İddiaya Cevap

Geniş Daire Hizmeti

Katliamlar ve Vahşetler

Dersim Hadisesi ve Said Nursi

Leyle-i Berat

Avrupa Birliği meselesi

Gizli Ene ve Kusurunu Görmek

Kürd Milleti Hakkında

Üç Mehdi Meselesi ve Hz.İsa'ın (a.s.) Nüzulü

Ordu'nun Durumu

Tesettürde Şer'i Ölçüler

Güneş Üflemekle Sönmez

Anarşi-Terör Sebep ve Çareleri

İslâm Cumhuriyeti, Hilâfet ve Şeriat

Bidat ve Şeair'in Mahiyet ve Neticeleri

Süfyan'ın Büyük Deccalden Daha Dehşetli Olduğu

Komitelerin İçyüzü

İngilizler de İslam Birliğine Taraftar Olacak

Gizli İfsad Komitesi ve Süfyaniyet

Bediüzzaman Hazretlerinden Yedi Devlet Adamına 7 Mektup-1

Ahirzamanda İman Durumu

Ahirzaman Fitneleri-04

Ermeni Meselesi ve Bediüzzaman Said Nursi Şahitliği

Mehdi Hadisesi ve İseviler Mektubu (Gayr-ı Münteşir)

Laiklik Nedir

Açık-Saçıklıkla Yapılan Tahribat

Adab-ı İslamiye

Bediüzzaman Hazretlerinden Yedi Mektup-2

Marifet-in Nebiyy

Son Müceddid

"Ümitvar Olunuz"

Anarşi Belası

İslam İlerleme Vesilesidir

Zamanımıza Bakan Manalar

Milliyetçiler, Halkçılarla El Ele Olmamalı !

İki Cereyan

Kim Demokrat

Risale-i Nurun 27. Mektubu Lahikalar Bölümü Abdülkadir BADILLI

Zina İsnadı Hakkında Şeriatın Hükmü

Mürşidlik ve Şahıs Merciiyeti Meselesi

Maidet-ül Kuran ve Hazinet-ül Bürhan

II. Meşrutiyetin 100. yılı 23 Temmuz 1908 / 23 Temmuz 2008

Dindar Demokratlar

Bediüzzaman Hazretlerinden Yedi Mektup-4

Mehdi ve Mehdiyet

Ekonomik Kriz Sebeb ve Çareleri

Keyfi İdare Anlayışı ve Bediüzzaman

Zülkarneyn Kimdir ?

Askerler Siyasete Karışmalı mı?

Anayasa Değişikliği Hakkında

Kudsiyetin Hakikatı

23 Tem­muz 1908'den 23 Temmuz 2007'ye

Ordu ve Asker Meselesi

Türkiye'de Laiklik Serüveni

İktisadi Krizin Sebep ve Çareleri

Devlet İçin Fert Feda Edilir mi?

Nokta-i Telâkinin Mahiyeti ve Ehemmiyeti

Ramazan-ı Şerif - 2

Yahudilerin İçyüzü

Peygamberimize (asm) hergün beş defa biatımızı tecdid ediyoruz

Nifak Cereyanı Dağıtılmalı

Feveran

Kadınlarda Haya Duygusu

Bu Vatandaki Gizli Komiteler

Lahika Mektubu İddiasına Cevap

DECCAL İLE BERABERLİK TEHLİKESİ

Avrupa Hakkında

Hz. Üstadın Demokratlar Devrine Bakışı

Bu Vatan için en büyük tehlikelerden biri... HALK PARTİSİ İKTİDARI

Deccal Komitesi ve İktidar Partisi

Yahudi milletinin sonu mu geliyor?

Sarıklı Genç

Sabır ve Cihad Kahramanlığı

Rahmet Rahmet Yağdın Âleme

Adalet ve Mahkemeler

Süfyan Cereyanının Sonu!

1918'den Sonra Ermeniler ve Kürtler

Dikdurmak ve Başeğmemek

Allahü Ekber Hakikatı (2)

"Red başka, kabul etmemek başkadır."

Gizli Komiteler (Örgütler) Dağıtılmalı !

Kur'an Talebesi ve Dava Adamı Nasıl Olunur?

Mehdi Meselesi Hakkında

Ermeni Zulümlerinin Belgesi

Avrupa Fikir Hayatının İslama Aykırılığı

Fitneden Teyakkuz Dersi

Ekonomik Çöküntü ve Çaresi

Meşrutiyet (Demokratlık) ve Günümüz Anayasası

Geniş Daire Hizmetleri

Nifak ve Münafıklık



Halk Partisi (CHP) Ne Yapmalı?

May 05 2007
23 Tem­muz 1908'den 23 Temmuz 2007'ye PDF Yazdır e-Posta
Değerlendirme: / 10
Kötüİyi 
Yazan ittihad ilmi araştırma heyeti   
Saturday, 05 May 2007
II. MEŞRUTİYET'TEN III. MEŞRUTİYET'E Mİ?
23 Tem­muz 1908 - 23 Temmuz 2007
Osmanlı Topluluğundaki bütün milletler nüfusları oranında temsil edilmekteydi.
İkinci Meşrutiyet devrinde büyük ölçüde gücü elinde bulunduran İttihad ve Terakki Partisini müsbet mecraya sevketmeyi düşünen Bediüzzaman Hazretleri, 1908 Temmuz’undan 1909 Mart’ına kadar Meşrutiyet Hükümeti’nin lehinde bulunarak makaleler neşretmişti. Ezcümle meşrutiyete teşvik ettiği devresinde irad ettiği “Hürriyete Hitab” başlıklı bir nutkunda: Hürriyet-i şer’î, şeriata istinad etmek, siyasî tarafgirliklerin ve menfaat-ı şahsiyenin terki, hem şeriat dairesinde ittihad-ı kulûb, muhabbet-i milliye, maarif, say’-i insanî, terk-i sefahet gibi şartlar, meşrutiyetin tahakkuk ve tealîsinde ana unsurlar olduğunu beyan eder.

Dönemin en güçlü devletleri İngiltere ve Fransa “devlet-i İslâmiyenin nurunu söndürmek niyetiyle” Osmanlı Devleti'nin parçalanmasını onaylıyorlardı. Alman gizli servisleri bu haberi genç subaylara ulaştırdılar. II. Abdulhamid'in siyasetini yetersiz bulan ve ancak yeniden anayasalı bir monarşiye dönülmekle yurdun kurtarılacağına inanan “Türk hamiyetperverleri” 1908 yılının 23 Temmuz’unda meşrutiyetin ilanına vesile oldular. II. Abdülhamid kapalı bulunan parlamentoyu yeniden toplama kararı aldı. Mebus seçimlerinin yeniden yapılması kararlaştırıldı. Seçimler yapıldı ve Parlamento 17 Aralık 1908'de açıldı.
Meşrutiyet kısaca şöyle tarif edebiliriz: Bir kral, padişah veya hükümdarın başkanlığı al­tında millet meclisi ile idare edilen devlet sistemidir.
Bir araştırmacı II. Meşrutiyetten sonra teşekkül eden ilk meclisi şöyle anlatır:

"1908 Meclisi, Osmanlı'yı oluşturan farklı milletlerin kardeşliği meclisidir... bu ülkenin gelmiş geçmiş en kaliteli meclisidir. Osmanlı topraklarındaki bütün topluluklar, nüfuslarıyla aşağı yukarı orantılı bir şekilde temsil ediliyor. Farklı kültürlerin bir arada olmasının ötesinde, toplumun en ileri kesimleri meclise girmiş. Çünkü parti sultası yok. İttihat - Terakki bile bugünkü anlamda bir parti değil. Partilerin listesinden gelmişlik yok, her şehir en muteber hemşerilerini göndermiş meclise. Mecis'te parti grupları yok, herkes özgürce fikrini beyan ediyor. Çok hoş tartışmalar var; Türkiye'nin kuruluş döneminde de, günümüzde de yapılan birçok tartışma ilk kez o mecliste dile getiriliyor."

"1908 - 1912 dönemi Meclis-i Mebusanında 142 Türk, 60 Arap, 25 Arnavut, 23 Rum, 12 Ermeni (bunlara 4 Taşnak ve 2 Hınçak mensubu dahildi), 5 Yahudi, 4 Bulgar, 3 Sırp ve 1 Vlah mebus bulunmaktaydı."
Görüldüğü gibi Osmanlı Topluluğundaki bütün milletler nüfusları oranında temsil edilmekteydi.
İkinci Meşrutiyet devrinde büyük ölçüde gücü elinde bulunduran İttihad ve Terakki Partisini müsbet mecraya sevketmeyi düşünen Bediüzzaman, 1908 Temmuz’undan 1909 Mart’ına kadar Meşrutiyet Hükümeti’nin lehinde bulunarak makaleler neşretmişti. Ezcümle meşrutiyete teşvik ettiği devresinde irad ettiği “Hürriyete Hitab” başlıklı bir nutkunda: Hürriyet-i şer’î, şeriata istinad etmek, siyasî tarafgirliklerin ve menfaat-ı şahsiyenin terki, hem şeriat dairesinde ittihad-ı kulûb, muhabbet-i milliye, maarif, say’-i insanî, terk-i sefahet gibi şartlar, meşrutiyetin tahakkuk ve tealîsinde ana unsurlar olduğunu beyan eder. Hitabe aynen aşağıda ko­nulmuştur.

“Hürriyete Hitab

Ey hürriyet-i şer’î! Öyle müthiş ve fakat güzel ve müjdeli bir sada ile ça­ğırıyor­sun ki, benim gibi bir bedeviyi tabakat-ı gaflet altında yatmışken uyandırıyorsun. Sen olmasaydın, ben ve umum millet, zindan-ı esarette kala­caktık. Seni ömr-ü ebedî ile tebşir ediyorum. Eğer aynülhayat-ı şeriatı menba-ı hayat yapsan ve o cennette neşv ü nema bulsan; bu millet-i mazlumenin de eski zamana nisbeten bin derece te­rakki edeceğini müjde ve­riyorum. Eğer hakkıyla seni rehber etse ve ağraz-ı şahsî ve fikr-i intikam ile sizi lekedar etmezse..

Ya Rab!

Ne saadetli bir kıyamet ve ne güzel bir haşir ki, وَالبَعْثُ بَعَدَ المَوْتِ hakikatının küçük bir misalini bu zaman bize tasvir edi­yor. Şöyle ki:

Asya’nın ve Rumeli’nin köşelerinde medfun olan medeniyet-i kadîme hayata başlamış; menfaatini mazarrat-ı umumiyede arayan ve istibdadı arzu edenler (78:40) يَا لَيْتَنِى كُنْتُ تُرَابًا demeye başladılar. Yeni Hükümet-i Meşrutamız mu’cize gibi doğduğu için inşaallah bir seneye kadar, مَنْ كَانَ فِى الْمَهْدِ صَبِيًّا sırrına mazhar olacağız.

Mütevekkilane, saburane tuttuğumuz otuz sene ramazan-ı sükûtun seva­bıdır ki, azabsız cennet-i terakki ve medeniyet kapılarını bize açmıştır. Hâ­kimiyet-i milliyenin beraat-i istihlali olan kanun-u şer’î, hâzin-i Cennet gibi bizi duhûle davet ediyor.

Ey mazlum ihvan-ı vatan! Gidelim dahil olalım!

Birinci kapısı, şeriat dai­resinde ittihad-ı külûb;

ikincisi, muhabbet-i milliye;

üçüncüsü, maarif;

dör­düncüsü, sa’y-i in­sanî;

beşincisi, terk-i sefahettir.

Ötekilerini sizin zihninize havale ediyorum...

Sakın ey ihvan-ı vatan! Sefahetlerle ve dinde laübaliliklerle tekrar öldür­meyiniz. Ve bütün efkâr-ı fâsideye ve ahlâk-ı rezileye ve desais-i şeytaniyeye ve tabasbusata karşı; şeriat-ı garra üzerine müesses olan kanun-u esasî Azrail hükmüne geçti, onları susturdu.

Sakın ey ihvan-ı vatan! İsrafat ve hilafat-ı şeriat ve lezaiz-i nameşrua ile tekrar ihya etmeyiniz! Demek şimdiye kadar mezarda idik, çürüyorduk. Şimdi bu ittihad-ı millet ve meşrutiyet ile rahm-ı madere geçtik; neşv ü nema bulacağız. Yüz bu kadar sene geri kaldığımız mesafe-i terakkiden inşaallah mu’cize-i Peygamberî ile, şimen­difer-i kanun-u şer’iye-i esasiye amelen ve burak-ı meşveret-i şer’iyeye fikren bine­ceğiz. Bu vahşet-engiz sahra-yı kebiri kısa zamanda tayyetmekle beraber, milel-i mütemeddine ile omuz omuza müsabaka edeceğiz.

Zira onlar kâh öküz arabasına binmişler, yola gitmişler. Biz birdenbire şimendifer ve balon gibi mebadiye binece­ğiz, geçeceğiz. Belki cami-i ahlâk-ı hasene olan hakikat-ı İslâmiyenin ve istidad-ı fıt­rînin ve feyz-i imanın ve şiddet-i açlığın hazma verdiği teshil yardımıyla fersah fer­sah geçe­ceğiz. Nasıl ki vaktiyle geçmiştik.

Talebeliğin bana verdiği vazife ile ve hürriyetin ferman-ı mezuniyetiyle ihtar ediyorum ki: Ey ebna-yı vatan! Hürriyeti su-i tefsir etmeyiniz, ta eli­mizden kaçma­sın. Ve müteaffin olan eski esareti başka kabda bize içirmekle bizi boğmasın. (*) Zira hürriyet, müraat-ı ahkâm ve âdab-ı şeriat ve ahlâk-ı hasene ile tahakkuk eder ve neşvünema bulur.” (TH:55)

(*) Evet daha dehşetli bir istibdad ile, pek acı ve zehirli bir esareti bize içirdiler.

“Meşrutiyet ki, adalet ve meşveret ve kanunda inhisar-ı kuvvetten ibarettir. On üç asır evvel Şeriat-ı Garra teessüs ettiğinden, ahkâmda Avrupa'ya dilencilik etmek, Din-i İslâma büyük bir cinayettir ve şimale müteveccihen namaz kılmak gibidir.” (TH:59)

“Meşrutiyet ve kanun-u esasî işittiğiniz mesele ise, hakikî adalet ve meşveret-i şer'iyyeden ibarettir. Hüsn-ü telâkki ediniz. Muhafazasına çalışınız. Zira, dünyevî saadetimiz, meşrutiyettedir. Ve istibdattan herkesten ziyade biz zarardîdeyiz.”

“Asıl şeriatın meslek-i hakikîsi, hakikat-ı meşrutiyet-i meşrûadır." Demek meşrutiyeti, delâil-i şer'iyye ile kabul ettim. Başka medeniyetçiler gibi taklidî ve hilâf-ı şeriat telâkki etmedim. Ve şeriatı rüşvet vermedim.”

“İstibdat, zulüm ve tahakkümdür. Meşrutiyet, adalet ve şeriattır. Padişah, Peygamberimizin emrine itaat etse ve yoluna gitse halifedir. Biz de ona itaat edeceğiz. Yoksa; Peygambere tâbi olmayıp zulüm edenler, padişah da olsalar, haydutturlar. Bizim düşmanımız cehalet, zaruret, ihtilâftır. Bu üç düşmana karşı sanat, marifet, ittifak silâhiyle cihad edeceğiz.”

“Meşrutiyeti, meşrûiyyet ünvanı ile telâkki ve telkin ediniz. Tâ, yeni ve gizli ve dinsiz bir istibdat, pis eliyle o mübareki, ağrazına siper etmekle lekedar etmesin. Hürriyeti, âdâb-ı şeriatle takyid ediniz; zira cahil efrat ve avam-ı nâs, kayıtsız hür olsa, şartsız tam serbest olsa, sefih ve itaatsiz olur.”

“Fikrimce meşrutiyetin düşmanı, meşrutiyeti; gaddar, çirkin ve hilâf-ı şeriat göstermekle meşveretin de düşmanlarını çok edenlerdir. Tebeddül-ü esmâ ile, hakaik tebeddül etmez.” (TH:65)

“Asya'nın bahtını, İslâmiyetin taliini açacak yalnız meşrutiyet ve hürriyettir. Fakat şeriat-ı garranın terbiyesinde kalmak şartıyla...” (Mu:44)

İşte Bediüzzaman Hazretleri Meşrutiyete böylesine sahip çıkmışken fakat sonraları görüldü ki; yüzde on teşkil eden gizli komite mensublarının iğfal ve ifsadlarıyla, meşrutiyet istibdada ve tahribata inkılab etti. Bediüzzaman Hazretleri de muhalefetle ta’diline çalıştı.

İTTİHAD VE TERAKKİNİN MEŞRUTİYET ANLAYIŞI

Bediüzzaman, Sultan II. Abdülhamid devrinde, hürriyet-i şer’iye ve hakikat ilminin ihyasını isterken tımarhaneye sevkedildi. Adeta o zaman “akla hu­sumet” ediliyordu. İttihad ve Terakki hükümetinde de zalimane idamlarla “hayata adavet” edildi. Ve meşrutiyet ismi altında yürütülen istibdad şiddetlendi. Bediüzzaman o zamanın askerî mahkemesindeki müda­faasının müteferrik yerle­rinde bu hususları beyan eder. Bu müdafaasının meşrutiyetle alâkalı bazı kısımlarını aynen alıyoruz:

“Vakta ki hürriyet divanelikle yâdolunurdu; zaif istibdad, tımarhaneyi bana mekteb eyledi. Vakta ki i’tidal, istikamet; irtica’ ile iltibas olundu, meş­rutiyette şid­detli istibdad, hapishaneyi mekteb eyledi...” (T.H.61)

“Hürriyeti lafızdan ibaret bulunan gaddar bir hükümetin en rahat mevkii hapishane olsa gerek­tir. Mazlumiyetle ölmek, zalimiyetle yaşamaktan daha hayırlıdır.” (T.H.62)

“Ayasofya’da, Bayezid’de, Fatih’te, Süleymaniye’de umum ülema ve ta­lebeye hitaben müteaddid nutuklar ile şeriatın ve müsemma-yı meşrutiyetin münasebet-i hakikiyesini izah ve teşrih ettim. Ve mütehakkimane istibdadın, şeriatla bir müna­sebeti olmadığını beyan ettim. Şöyle ki: سَيِّدُ الْقَوْمِ خَادِمُهُمْ hadisinin sırrıyla; şe­riat âleme gelmiş, ta istibdadı ve zalimane tahakkümü mahvetsin. Herhangi bir nu­tuk irad ettim ise; herbir kelimesine kimsenin bir itirazı varsa, bürhan ile isbata ha­zırım. Ve dedim ki: “Asıl şeriatın meslek-i hakikisi, hakikat-ı meşrutiyet-i meşrua­dır.” Demek meşrutiyeti, delail-i şer’iye ile kabul ettim. Başka medeniyetçiler gibi taklidî ve hilaf-ı şeriat te­lakki et­medim. Ve şeriatı rüşvet vermedim. Ve ülema ve şe­riatı, Avrupa’nın zünûn-u fasidesinden iktidarıma göre kurtarmaya çalıştığımdan ci­nayet ettim ki, bu tarz muamelenizi gördüm!” (T.H.63)

“ *Bir insan yılan suretine girse, yahut bir veli haydut kıyafe­tine girse, veyahut meşrutiyet, istibdad şekline girse; ona taarruz edenlerin cezası nedir? Belki hakikaten onlar yılandırlar, haydutturlar ve istibdaddırlar.

* Bir fırka kendisine bir imtiyaz taksa, herkesin en hassas nokta-i asabiyesine daima dokundura dokundura zorla herkesi meşrutiyete muhalif gibi gösterse ve herkes de onların kendilerine taktığı ism-i meşruti­yet altında olan muannid istibdada ilişmiş ise, acaba kabahat kimdedir?..

* Fikir ve söz hürriyeti verilse, sonra da muahaze olunsa, acaba bi­çare milleti ateşe atmak için bir plan olmaz mı?..” (T.H.75)

MEŞRUTİYETTEN İSTİBDAD-I MUTLAKA

“Hürriyetin üçüncü senesinde aşairler arasında meşrutiyet-i meşruayı aşaire tam bildirmek ve kabul ettirmek için Ertuş aşairi içinde hususan Küdan ve Mamhuran'a verdiği ders ve 1329'da Matbaa-i Ebuzziya'da tab'edilen, kırkbir sene evvel tab' edilmiş fakat maatteessüf yirmi-otuz seneden beri arıyordum, bulamamıştım.

Bu defa birisi bir nüsha bulup bana göndermiş. Ben de Eski Said kafasını alıp ve Yeni Said'in sünuhatıyla dikkatle mütalaa ettim.

Anladım ki, Eski Said acib bir hiss-i kabl-el vuku' ile otuz-kırk sene sonra şimdi vukua gelen vukuat-ı maddiye ve maneviyeyi hissetmiş.

Ve bedevi Ekrad aşairi perdesi arkasında, bu zamanın medenî perdesini kendilerine maske yapan ve vatanperverlik perdesi altında dinsiz ve hakikî bedevi ve hakikî mürteci; yani bu milleti, İslâmiyet'ten evvelki âdetlerine sevkeden hainleri görmüş gibi onlarla konuşup başlarına vuruyor.” (Em.110)

Üstad Bediüzzaman Hazretleri çok ümitler beslediği II. Meşrutiyet devresinde düşüncelerinin tahakkuk etmediğini üzülerek görür ve der ki:

"Tarih bize gösteriyor ki, İslâm ne derece dine temessük etmiş ise terakki etmiş, ne vakit dinde za'f göstermiş ise tedenni etmiştir. Başka dinde bilakis kuvveti zamanında vahşet, za'fı zamanında temeddün hasıl olmuştur." (Sün: 32)

Fakat İttihatçılar gitgide daha da müstebid ve batılılaşmak fikrinde bulunmalarından dolayı bu fikre alaka duymazlar. 1920 senesinde yukarıdaki düşüncesini tekrar teklif eder. Onlar bu sefer kabul ederler. Fakat payitaht işgal altındadır ve meclis-i mebusan feshedilmiştir. Hazret-i Üstad şöyle der:

"Bidayet-i Hürriyette şu fikri jöntürklere teklif ettim, kabul etmediler. Oniki sene sonra tekrar teklif ettim, kabul ettiler. Lâkin meclis feshedildi. Şimdi âlem-i İslâmın mütemerkiz noktasına tekrar arzediyorum." (Sün: 32)

Yani ll. Meşrutiyetten yüzyıl sonra tam da günü gününe denk gelen seçimin ve teşekkül edecek meclisin bu manayı tahakkuk ettirmesini dileriz.

 

Son Güncelleme ( Sunday, 05 August 2007 )
 
< Önceki   Sonraki >

Vecizeler

Hadis meali: Cenab-ı Allah şu ümmetin (ümmet-i Muhammed A.S.M.) üstünde hem Deccal’ın kılıncını hem de büyük harb kılıncını beraber cem’etmeyecektir. (Melhame-i kübra olan İkinci Harb-i Umumî hırpala­madığı işaretiyle, İs­lâmlar içinde bir Deccal, âlem-i İslâm’ı başka bir tarzda hırpalayacak.)

Said Nursî R.A.
Tefekkürname sh: 287

Sayaç

Bugün82
Dün260
Bu Hafta2208
Bu Ay1218
Tümü262717