Menu Content/Inhalt

Hicrî Takvim

ittihad.com.tr ittihad.com.tr - Hakiki İrtica Nedir?

Güncel Konular

Nur Talebeleri Ergenekon'a Nasıl Bakmalı ?

Ahirzaman Fitneleri-01

Zülkarneyn Kimdir ?

Allahü Ekber Hakikatı (2)

Türkiye'de Laiklik Serüveni

Üç Mehdi İddiası

Zina İsnadı Hakkında Şeriatın Hükmü

Ahirzamanda Bazı Müslümanların Durumu

Hristiyanların Necatı

Sarıklı Genç

DECCAL İLE BERABERLİK TEHLİKESİ

Keyfi İdare Anlayışı ve Bediüzzaman

İktisadi Krizin Sebep ve Çareleri

Süfyan Cereyanının Sonu!

1918'den Sonra Ermeniler ve Kürtler

Bu Vatan için en büyük tehlikelerden biri... HALK PARTİSİ İKTİDARI

Kurban Bayramındaki Sır

Avrupa Fikir Hayatının İslama Aykırılığı

Deccaldan Kurtulacağız

Türkiye'nin Terör Meselesi ve Çaresi

Küçük Deccal Büyük Deccal Kavramları

Adalet ve Mahkemeler

Kürd Milleti Hakkında

Adab-ı İslamiye

Rahmet Rahmet Yağdın Âleme

Garip Bir İddia

Milletin Halini Nazara Alın

Geniş Daire Hizmeti

Radyo Televizyonla Yapılan Tahribat

Açık-Saçıklıkla Yapılan Tahribat

Din ve Vicdan Hürriyeti

Avrupa Birliği mi, İslam Birliği mi?

Musibetlerde Nokta-i Nazar

23 Tem­muz 1908'den 23 Temmuz 2007'ye

Allahü Ekber Hakikatı (1)

Ramazan-ı Şerif - 2

Anarşi-Terör Sebep ve Çareleri

Geniş Daire Hizmetleri

Kudsiyetin Hakikatı

Halk Partisi Hakkında

Amerika Dostluğunun Ehemmiyeti

Meclis'e (TBMM) Tavsiye ve İkazlar

Lahika Mektubu İddiasına Cevap

Peygamberimize (asm) hergün beş defa biatımızı tecdid ediyoruz

Süfyaniyetin Rükünleri Kimler?

Gizli Komiteler (Örgütler) Dağıtılmalı !

Askerler Siyasete Karışmalı mı?

Maidet-ül Kur'an'dan

Avrupa Hakkında

Tuzakları Bozalım Derken Tuzağa Düşmek

Maidet-ül Kuran ve Hazinet-ül Bürhan

Ermeni Meselesi ve Bediüzzaman Said Nursi Şahitliği

Hükümet İslam Birliğine Çalışmalı

Avrupa Birliği meselesi

Devlet İçin Fert Feda Edilir mi?

Milliyetçiler, Halkçılarla El Ele Olmamalı !

Yüzüncü Yılında 31 Mart Hadisesi

Adalet Nasıl Sağlanır?

Bediüzzaman Hazretlerinin İttihad-ı İslam Tarifi

Ekonomik Kriz Sebeb ve Çareleri

Kur'an'ın Haber Verdiği Dokuz Çete Reisi

Kadınlarda Haya Duygusu

Risale-i Nur Muarızı Yazarların İsnadları Hakkında İlmi Bir Tahlil (1965/2006)

Laiklik Hakkında

Adab-ı Muaşeret

Son Müceddid

Beş Büyük Tehlike ve Çaresi

Dindar Demokratlar

Ahlâk Kaideleri

Mütecaviz Ehl-i Bida

Hz. Üstadın Demokratlar Devrine Bakışı (3)

Marifet-in Nebiyy

İslâm Cumhuriyeti, Hilâfet ve Şeriat

Müslümanlara Atılan İftiralar

Yüzüncü Yılında 31 Mart Hadisesi-2

Halk Partisi (CHP) Ne Yapmalı ?

Yahudi milletinin sonu mu geliyor?

Mürşidlik ve Şahıs Merciiyeti Meselesi

İki Cereyan

Ye'cüc ve Me'cüc Kimdir?

Zübeyr ve Tahiri Abiler Hakkında Hatıra Notları

Ahirzaman Fitneleri-02

Hz. Üstadın Demokratlar Devrine Bakışı

Ahirzaman Fitnesinden Uzak Durmak

Şuhûr-u Selase (Üç Aylar)

Ahirzaman Fitneleri-03

Bidat ve Şeair'in Mahiyet ve Neticeleri

Nifak Cereyanı Dağıtılmalı

Leyle-i Berat

Nifak ve Münafıklık

Yüz Sene Sonra

Bu Vatandaki Gizli Komiteler

İslam ve Demokrasi

Üç-Dört Adamı Reddedin..

Bütün Okullarda Din Dersleri Okutulmalıdır

Asıl Mehdi Gelmedi mi?

Meşrutiyet (Demokratlık) ve Günümüz Anayasası

Ramazan-ı Şerif - 3

İslam Kahramanı Milletimiz

Güneş Üflemekle Sönmez

Deccal Komitesi ve İktidar Partisi

Gizli Ene ve Kusurunu Görmek

Siyasi Muvaffakiyet

Nokta-i Telâkinin Mahiyeti ve Ehemmiyeti

Gıybet Hakkında Bir Mektup (Gayr-ı Münteşir)

1.Dünya Harbinde Ermeniler

Ölmüş Gitmiş ve Hükümetten Alakası Kesilmiş Şahıs (Yaşanmış)

Ermeni Zulümlerinin Belgesi

Mehdi ve Mehdiyet

Hükümete Mühim bir Tavsiye

Yahudilerin İçyüzü

Dar Daire Hususiyeti

Kim Demokrat

Amerika Hakkında Bir Mektup

Anarşi Belası

Anayasa Değişikliği Hakkında

Gizli Planlara Dikkat !

Allahü Ekber ve Kurban Bayramı

İslam ve Demokrasi

Halkçılar, Irkçılar El Ele.

Risale-i Nur Sadeleştirilemez

Bediüzzaman Hazretlerinden Yedi Mektup-2

Süfyan'ın Büyük Deccal'dan Eşeddiyeti

Mehdi Hadisleri

Dindar Demokratlar

Hadisata Nasıl Bakılmalı

Halk Partisi (CHP) Ne Yapmalı?

Deccaliyetin Büyük İfsadatı

Mehdi Meselesi Hakkında

İktidar Partisine Tavsiye ve İkazlar

Son Müceddid

Kadir Gecesi

Ordu ve Asker

Hz. Muhammed Aleyhissalatü Vesselam

Şahsı Manevi Kuvveti

Münafık Cereyanın Tecavüz Planı

Hz. Üstadın Demokratlar Devrine Bakışı (2)

Üç Mehdi Meselesi ve Hz.İsa'ın (a.s.) Nüzulü

Faiz Sistemi, Bankalar ve Dünyanın Hali

Süfyan'ın Büyük Deccalden Daha Dehşetli Olduğu

Def'i Mefasid (kötülükleri kaldırmak)

Ahirzamanda İman Durumu

Kör Hissiyat

Katliamlar ve Vahşetler

Komitelerin İçyüzü

İslam İlerleme Vesilesidir

Feveran

Mi'rac Hadisesi

Bediüzzaman Hazretlerinden Yedi Devlet Adamına 7 Mektup-1

Sabır ve Cihad Kahramanlığı

Kitab-ı Kainatı Okumak Mesleği

Avrupa Hristiyanlığın Sembolüdür

Bediüzzaman Hazretlerinden Yedi Mektup-4

Yahudilerin Mahiyeti Nedir ?

Ramazan-ı Şerif-1

Geçim Derdi ve Dini Hayat ve Hükümet

Ekonomik Çöküntü ve Çaresi

Örtünme Müdafaası ve Bediüzzaman

Zübeyir Abi'nin Ehl-i İman ile Münasebeti

İngilizler de İslam Birliğine Taraftar Olacak

Allahü Ekber Hakikatı (3)

Ahirzaman Fitneleri-04

Zübeyr Ağabeyin Külliyattan Tesbitli Hususiyetleri

Yüz Sene Önce Ekilen Tohumların Sümbüllenmesi

Teali-i İslam Cemiyeti ve Bediüzzaman Said Nursi

Gazete ve Neşriyat Şartnamesi

Zamanımıza da Bakan Bazı İşaretler

Dindar Siyasilere Tavsiye ve İkazlar

Laiklik Nedir

Zamanımıza Bakan Manalar

Din Düşmanları ve Planları

İnsana Uygun İdare Şekli

Leyle-i Berat

Ayasofya İbadete Açılmalı

Ortalığı Karıştıracak Neşriyatlar

Ehl-i Kitap

Tesettürde Şer'i Ölçüler

Hukuk Hakkında

Nur Merkezi İhtiyacı

Fitneden Teyakkuz Dersi

Dikdurmak ve Başeğmemek

Başörtüsü Şeair-i İslamiyedendir

Dersim Hadisesi ve Said Nursi

Kur'an Talebesi ve Dava Adamı Nasıl Olunur?

Bediüzzaman Hazretlerinden Yedi Mektup-3

"Ümitvar Olunuz"

Hoşgörü Meselesi (Müsamahada Ölçü)

İngilizler ve Türkler

"Red başka, kabul etmemek başkadır."

Mehdi Hadisesi ve İseviler Mektubu (Gayr-ı Münteşir)

Cemiyetin Bozulması

Yeni Anayasada Lâiklik Tarifi Nasıl Olmalı

Ordu ve Asker Meselesi

Risale-i Nurun 27. Mektubu Lahikalar Bölümü Abdülkadir BADILLI

İki İddiaya Cevap

II. Meşrutiyetin 100. yılı 23 Temmuz 1908 / 23 Temmuz 2008

Gazete Şartnamesi ve Zübeyir Gündüzalp (1968-1971)

Ordu'nun Durumu

Gizli İfsad Komitesi ve Süfyaniyet

Hakiki İrtica Nedir?



Bediüzzamandan 7 Mektup

Apr 28 2007
Hakiki İrtica Nedir? PDF Yazdır e-Posta
Değerlendirme: / 7
Kötüİyi 
Yazan ittihad ilmi araştırma heyeti   
Saturday, 28 April 2007

 

Bediüzzaman Hazretlerinin
İRTİCA TARİFİ
Bunu da derim ki: Siyaseti dinsizliğe âlet yapan bazı adamlar, kabahatını setr için başkasını irtica ile ve dinini, siyasete âlet yapmakla itham ederler.” (Divan-ı Harbi sh: 12)
İslâm Şeriatı, gelişen beşerî ve içtimaî hayatın seviye ve iktizasına göre her türlü terakki ve tekemmülün ve en ileri medeniyetin üstadı olmuş ve olacaktır. Bu hakikat, 1927 senesinde Lahey’de toplanan Dünya Hukuk Kongresi’nde te’yid edilmiştir. İslâmiyete irtica diye dil uzatan, ya koyu cehaletini ilan eder veya dine muhalif cereyanı hesabına din aleyhinde propaganda yapmış olur ki; hiçbir müslüman buna değer vermez ve aldanmaz. Hatta böyle propagandalar karşısında dinine daha sarılır ve ona hizmet eder.
Elhasıl, geçmişte, biri Asr-ı Cahi­liye, di­ğeri Asr-ı Saadet olarak yalnız iki hayat şekli bulunduğuna göre, menfi ve müsbet iki yaşama şeklinden söz edilebilir.
Birisi: Asrımızda asr-ı cahiliye hayatını yaşamak isteyenler, asr-ı cahiliye mürtecileri; diğer tarz- hayat ise: Asr-ı Saadet’teki en yüksek fazilete sahib olan sahabe hayatına uymak isteyenler demek olur.Amma bazı cahil müslümanlardan hurafeli anlayış sahibi olanları varsa, o irtica değil, cehaletli taassubdur. İslâm ise, cehaleti kabul etmiyor.
İslâmdan önceki cahiliye devrinde, sefaheti tahrik unsuru ve fitnede büyük rol oynayan hayasız kadınlar, erkekler arasında açık-saçık ve dikkati kendilerine çekecek süs ve eda ile gezerlerdi. (Bakınız: Kur’an (A’raf 7:26-28) âyetleri)
Seksen belki yüz seneden beri müslümanlara takılmak istenen bu irtica yaftasını esas itibariyle bu ithamı yapanlara takmamız gerekiyor. Üstad Bediüzzaman Hazretlerinden dinlediğimiz ders bunu gösteriyor. Bu kasıtlı gizli dinsizlerin dinsizliklerini saklayarak ehl-i imana attıkları bu iftirayı yüzlerine savuruyoruz. İlan ediyoruz ki, müslümanları kastederek “irtica tehdidi”nden bahseden ve beyanat verenler; gizli İslam düşmanı, hakiki mürtecilerdir.

İKİ İRTİCA

Asrımızda bilhassa müslümanların aleyhine kullanılan irtica hakkında Bediüzzaman Hazretleri şu izahatı yapar:
Gazeteleri dinlemediğim halde bir-iki senedir "irtica ile ittiham" kelimesi mütemadiyen tekrar edildiğini işitiyordum. Eski Said kafasıyla dikkat ettim, kat'iyyen gördüm ki:
Siyaseti dinsizliğe âlet yapan ve beşerdeki en dehşetli vahşet ve bedeviliğin bir kanun-u esasîsine irticaa çalışan ve hamiyet maskesini başına geçiren gizli İslâmiyet düşmanları gaddarane bir ittiham ile; ehl-i İslâmiyet ve hamiyet-i diniye ve kuvvet-i imaniye cihetiyle değil dini siyasete âlet yapmak, belki de siyaseti dine âlet ve tâbi' yapmakla; tâ İslâmiyet'in kuvvet-i maneviyesinden bu hükûmet-i İslâmiyeyi tam kuvvetlendirmek ve dörtyüz milyon hakikî kardeşi arkasında ihtiyat kuvveti bulundurmak ve bir kısım zalim Avrupa'nın dilenciliğinden kurtulmak için çalışanlara pek haksız olarak irtica damgasını vurup onları memlekete zararlı tevehhüm etmeleri, yerden göğe kadar hadsiz bir haksızlıktır.
Nümunelerinden birinci nümunesi, bu asrın dehşetli zulmüne karşı bir sed olarak İkinci Nokta'da beyan etmek zamanı geldi.
Menşeleri iki kanun-u esasiyeye istinad eden iki irtica var:
Biri: Siyasî ve içtimaî ki, hakiki irticadır. Onun kanun-u esasîsi çok su-i istimale ve zulme medar olmuştur.
İkincisi: İrtica namı verilen hakiki bir terakki ve adaletin esasıdır. ...
Beşerin vahşet ve bedevilik zamanlarındaki bir kanun-u esasîsine medeniyet namına dine hücum edenler, irtica ile o vahşete ve bedeviliğe dö­nüyorlar.
Beşerin selâmet, adalet ve sulh-u umumîsini mahveden o dehşetli vahşiyane kanun-u esasî, şimdi bizim bu biçare memleketimize girmek isti­yor. Garazkârane ve anudane par­ticilik gibi bazı cereyanları aşılamağa baş­laması gibi bir ihtilaf görülüyor. O kanun-u esasî de budur.
Bir taifeden; bir cereyandan, bir aşiretten bir ferdin hatasıyla o taifenin, o cere­yanın, o aşiretin bütün ferdleri mahkûm ve düşman ve mes’ul tevehhüm ediliyor. Bir hata, binler hata hükmüne geçiriliyor.
İttifak ve ittihadın temel taşı olan kardeşlik ve vatandaşlık, muhabbet ve uhuvveti zir ü zeber ediyor.
Evet birbirine karşı gelen muannid ve muarız kuvvetler, kuvvetsiz olu­yorlar. Bu kuvvetsizlikle zaiflendiği için millete ve memlekete ve vatana âdi­lane hizmete muvaffak olunamadığından maddî ve manevî bir nevi rüşvet vermeğe mecbur olu­yorlar ki, dinsizleri kendilerine taraftar yapmak için... O gaddar, engizisyonane ve bedeviyane ve vahşiyane bu mezkûr kanun-u esa­sîye karşı; ayn-ı adalet olan bu se­mavî ve kudsî (6:164)  وَ لاَ تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ اُخْرَى nass-ı kat’îsiyle Kur’anın bir kanun-u esasîsi muhabbet ve uhuvvet-i hakikiyeyi te’min eden ve bu millet-i İslâmiyeyi ve memleketi büyük tehlike­den kurtaran bu kanun-u esasî ki:
Birisinin hatasıyla başkası mes’ul olamaz. Kardeşi de olsa, aşireti ve taifesi de olsa, partisi de olsa o cinayete şerik sa­yılmaz. Olsa olsa o cinayete bir nevi tarafgirlikle yalnız manevî günahkâr olup âhirette mes’ul olur; dünyada değil.
Eğer bu kanun-u esasî çabuk düstur-u esasî yapılmazsa, hayat-ı içtima­iye-i be­şeriye iki harb-i umumînin gösterdiği tahribatın emsaliyle esfel-i safi­lîn olan o vahşi irticaa düşecek.
İşte Kur’an’ın bu gibi kudsi kanun-u esasîsine irtica namını veren bed­bahtlar, vahşet ve bedeviliğin dehşetli bir kanun-u esasîsi olarak kabul ettikleri şim­diki öylelerinin siyasetinin bir nokta-i istinadı şudur ki: “Cemaa­tin selâmeti için fert feda edilir. Vatanın selâmeti için eşhasın hukuku nazara alınmaz. Devletin siyaseti­nin selâmeti için cüz’î zulümler nazara alınmaz” diye, bir tek cani yüzünden bir köyü mahvetmekle bin masumun hakkını na­zara almaz. Bir tek caninin yüzünden bin adamın kılınçtan geçmesini caiz görür. Bir adamın yaralanması ile binler ma­sumu sıkıntıya verdirir. Ve ikiyüz adamı kurşuna dizilmesini o bahane ile nazara almaz. Birinci Harb-i Umu­mîde üçbin adamın caniyane siyaset hatalarıyla otuz mil­yon biçare nev’-i be­şer aynı harbde mahvedildiği gibi, binler misaller var.İşte bu vahşiyane irticaın bu dehşetli zulümlerine karşı gelen Kur’an şakirdlerinin Kur’anın yüzer kanun-u esasîsinden وَ لاَ تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ اُخْرَى (6:164) âyetinin ders verdiği kanun-u esasîsi ile adalet-i hakikiyeyi ve itti­hadı ve uhuvveti te’min etmeğe çalışan ehl-i iman fedakârlarına “mürteci” namını verip onları müttehem etmek, mel’un Yezid’in zulmünü, adalet-i Ömeriyeye tercih etmek misillü en vahşi ve zalimane bir engizisyon kanu­nunu, beşerin en yüksek terakkiyatına ve adaletine medar olan Kur’anın mezkûr kanun-u esasîsine tercih etmek hükmündedir. (E.L.II.82)
MEHMED AKİF’İN İRTİCA TARİFİ
Böyle irticaî cemiyetlerde kaviler zayıfları ezer, merhametsizlik ve vahşet hükmeder. Mehmed Akif Ersoy “Safahat” adlı eserinde bu hakiki mürtecilere şiirle şu müskit cevabı veriyor:

“Kanayan bir yara gördüm mü yanar ta ciğerim.
Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim.
Adam aldırma da geç, git diyemem, aldırırım.
Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım.
Zalimin hasmıyım ama, severim mazlumu.
İrtica’ın şu sizin lehçede manası bu mu!...”

Beşer dünyasında yer-yer ve zaman-zaman bu tarz vahşet hayatına döne­rek medeniyet maskesi altında bir kısım mürteciler türerler ve münafıkane bir yol ile halkı iğfale ve idlale çalışırlar.
KUR’AN’DA VE HADİSLERDE İRTİCA
Bu vahşi mürtecilerin, müslüman ecdadı lanetlemek küstahlığına düşe­cekleri de rivayette bildirilir.
İrticaı takbih eden hadisler de vardır. Ezcümle: S.B.M. 12. cild. 2175. ha­diste ve ibn-i Mace, Kitab-ül Fiten, 17. bab, 3994. hadiste : Ümmet-i İslâmiyenin kendilerine önceki cahiliye âdetlerine uyan milletlere her cihetle uymalarıyla düşe­cekleri dalaletleri tasvir edilir.
Kur’an (Lokman Suresi 31:21) ve emsali bazı âyetlerde, İslâma uymak davetine karşı “Biz atala­rımızın izinden gideriz” diyen mürtecilere işaret eder. (Şuara Suresi 26:74) âyeti de, o hakiki mürteci büyüklerin; putlara serfuru ettiklerini ve sonra gelenlerin de onların izinden giderek putperestlikle  irticaya düştüklerini anlatır.
Halbuki İslâmiyet cahiliye devri hayatın şiarı olan putları kaldırdı. Putçuluğa tekrar dünmenin irtica olduğunu bildirdi.
Avrupa memleketlerinden yayılan mimsiz (yani tedenni etmiş) medeni­yette, vahşet ve cahiliyet devrelerinin âdetlerine çok rastlanır. Bilhassa nefsanî âdetlerine gösterdikleri taassub onları, irşad imkânından da mahrum ediyor.
Bir hadis-i şerifte de medeniyet maskesi altında saklanmak isteyen hakiki mür­teciler şöyle tarif ediliyor:İs­lâm camiası içinde cahiliyet âdetini araştırıp, onu bulup yaşatmak isteyen mür­teci” diye beyan ediliyor. (S.B.M. hadis 2097)
İRTİCA İTHAMINA ÜSTADIN CEVABI
Bu irtica yaygarası, 1909 siyasî dalgalanmalar devresinde de yapılı­yordu. Kur’an (Nisa Suresi 4:83) (Ahzab Suresi 33:60 âyetlerinde tenbih ve tehdid edilen ve bir kısım eracif ehli olan, yani yalan haberlerle ortalığı karıştıracak haber yayan cerideler  ve mevkuteler (gazeteler-dergiler) ortalığı karıştırmıştı. Yine Bediüzzamam Hazretleri bu müstebidlere de cevab vermiş ve hakikat-ı hali ortaya koymuştu. Bu beyanlardan birkaç kısa nümuneler verelim:
“Vakta ki hürriyet divanelikle yadolunurdu; zaif istibdad, tımarhaneyi bana mekteb eyledi. Vakta ki i’tidal, istikamet; irtica ile iltibas olundu, meş­rutiyette şid­detli istibdad, hapishaneyi mekteb eyledi.” (İ.M.Ş.9)
“Divan-ı Harb-i Örfî’de, (1909) mahkemedeki paşaların: “Sen de mürtecisin, şeriat is­temişsin” diye suallerine karşı idame beş para kıymet vermeyip, cevaben: Eğer meşrutiyet bir fırkanın istibdadından ibaret ise, bütün cin ve ins şahid olsun ki; ben mürteciyim ve şeriatın birtek mes’elesine ruhumu feda etmeğe hazırım.” (Ş.449)
GİZLİ VE MÜDHİŞ BİR KOMİTEYE KARŞI
“O komitelerden, tesadüfle hükümetin me’muriyetine girenler, ciddi dindarlara takmak için iki kulp elinde tutmuş, garaz ettikleri dindarlara takıyorlar ve hükümeti iğfale çalışıyorlar. O iki kulpun birisi: O mülhidlerin, dinsizliğe temayül göstermemek manasıyla “irtica” kulpunu takıyor. Diğeri: Haşa ve haşa! dinsizliği, bu Hükümet-i İslâmiyetin ayn-ı siyaseti telakki etmediğimiz manasında “Dini siya­sete âlet etmek” kulpu ile lekelemek istiyorlar. (*) Halkı aldatmak için yine aynı irtica ithamını yayan malum zihniyet cereyanın tenkidlerine karşı Bediüzzaman Hz. şu açıklamaları yapar :
“Beşinci Hakaretkârane İftirası: Gerilemek ve irtica, yani İslâmiyet ahkâmına, ahlâkına dönmek manasıyla "mel'un fikir" tabiri kullanması; küre-i arzı titretecek kâfirane bir iftira olduğu gibi, yalnız Ispartalılara ve Nur talebelerine değil, belki âlem-i İslâm'a karşı bir ihanettir.” (Emirdağ Lâhikası-II sh: 193)
DİNDAR OLMAK İRTİCA DEĞİLDİR
İrtica ile suçlamalar Bediüzzaman Hazretlerinin mahkemelerinde de görülmüştür. Ezcümle :“İddiacı, bin dereden su toplamak gibi, Nur şakirdlerinin birbirlerine karşı muhabbetkârane ve hususî hissiyatlarını ve Nurlardan istifadelerini, samimane ve bazan müfritane gösteren mektublarını bir esas yaparak cerbezesiyle onlardan medar-ı ittiham çıkarıp bizi irtica ile ittiham etmeğe çalışması, öyle bir hatadır ki; kabrinde onun çok azabını çekecek. Meselâ: Uzak bir köyde muallim Mustafa Sungur'un bir mektubunu hem ona, hem bize medar-ı irtica yapıyor. Acaba o genç muallim, Nurlarla hakikî ve imanlı bir muallim ve masum çocuklara hüsn-ü ahlâk sahibi bir terbiye edici vaziyetine girmesine şükür ve hamd manasında, "Ben eski sefahet ve dalaletimden kurtuldum" demesiyle bir irtica olur mu? İrtidaddan çekinmek ve dalaletten sakınmak ile bir fesad, bir irtica değil; belki dersini dinleyecek masumlar adedince bir ıslah, bir manevî terakkidir.” (Şualar h:426)
İNKILABLARA KARŞI ÇIKMAK İRTİCA MIDIR?
Bediüzzaman Hazretlerinin Afyon mahkemesinde de (1948) aynı mesele ileri sü­rülmüştü. Ezcümle ehl-i vukuf raporunda:
“Hem suçlarından diye:
"Tekye ve zaviyelerin ve medreselerin kapatılması ve lâikliğin kabulü, İslâmiyet yerine milliyet esaslarının konulması, şapka giyilmesi, tesettürün kaldırılması, latin harflerinin huruf-u Kur'aniye yerinde cebren kabulü, Türkçe ezan ve kamet okunması, mekteblerde din derslerinin kaldırılması, kadınlara erkekler derecesinde irsiyet ve hak tanınması ve taaddüd-ü zevcatın kaldırılması gibi inkılab hareketlerini bid'at, dalalet, ilhaddır diyen, irtica ile suçludur." diye yazmışlar.
Ey insafsız heyet! Eğer her asırda üçyüzelli milyonun kudsî ve semavî rehberi ve bütün saadetlerinin proğramı ve dünyevî ve uhrevî hayatın mukaddes hazinesi olan Kur'an-ı Mu'ciz-ül Beyan'ın;
tesettür ve irsiyet ve taaddüd-ü zevcat ve zikrullah ve ilm-i dinin dersi ve neşri ve şeair-i diniyenin muhafazası,
haklarında gelen ve tevil kaldırmaz sarih çok âyât-ı Kur'aniyeyi inkâr etmek ve bütün İslâm müçtehidlerini, umum şeyhülislâmları suçlu yapmak mümkün ise ve mürur-u zamanı ve müteaddid mahkemelerin beraetlerini ve af kanunları ve mahremiyet ve mahrem vechini ve hürriyet-i vicdan ve hürriyet-i fikri ve fikren ve ilmen muhalefeti memleketten ve hükûmetlerden kaldırabilirseniz, beni bu şeylerle suçlu yapınız. Yoksa siz hakikat ve hak ve adalet mahkemesinde dehşetli suçlu olursunuz. Said Nursî” (Şualar sh: 431)
Bu suçlamanın cevabında görüldüğü üzere, pek çok kesin hükümler getiren ayetleri ve dini hükümleri inkâr ile imansızlığa götüren ve hür rejimin değişmez esaslarından olan fikir ve vicdan hürriyetlerini kaldıran ve bütün İslâm müctehidi olan en büyük dinî şahsiyetleri ve Şeyh-ül İslâmları ve hatta bütün müslümanları suçlu gösteren dehşetli bir tenkidin resmi makamlardan yapılması, hiçbir sistemle bağdaşmayan ibret dolu tarihi hadisedir. Evet mü’min ve müslüman olabilmek için Kur’anın o tarzdaki hükümlerini kabul etmek mecburiyeti varken böyle bir ithamın resmi makamlardan yapılması, hukukla, medeniyetle, ilim ve mantıkla tam bir tezaddır.Osmanlı Devleti’nin son devrelerinde azınlıkta olan gizli din düşmanı cereyanları, aynı irtica suçlamalarıyla milleti aldatmağa çalışmışlardır. Bediüzzaman Hz. tâ o zamandan bu ifsadlara karşı milleti uyandırmağa çalışmış ve bu hizmetinden dolayı gelen eziyetlere de sabır ve sebat etmiştir. Ezcümle kendisini divan-ı harb-ı örfi denen askeri mahkemeye verdiklerinde fütursuz ve hiç çekinmeden müdafaada bulunmuştur.
DİNİ SİYASETE ALET ETMEK İTHAMINA CEVAP
Yine aynı meslede 1935 senesinde açılan Eskişehir ağır ceza mahkemesindeki müdafasında diyor: “Ey hey'et-i hâkime: Beni, dört - beş madde ile ittiham edip tevkif ettiler.Birinci Madde : İrtica fikriyle dini âlet edip, emniyet-i umumiyeyi ihlâl edebilecek bir teşebbüs niyeti olduğu ihbar edilmiş.
Elcevap : Evvelâ; imkânat başkadır, vukuat başkadır. Herbir fert, çok adamları öldürebilmesi mümkündür. Bu imkân-ı katil cihetiyle mahkemeye verilir mi? Herbir kibrit, bir haneyi yakması mümkündür. Bu yangın imkâniyle kibritler imha edilir mi?Saniyen: Yüzbin defa hâşâ! İştigal ettiğimiz ulûm-u imaniye, Rızâyı İlâhiyyeden başka hiçbir şeye âlet olamaz.
Evet, Güneş Kamer'e peyk ve tâbi olmadığı gibi, saadet-i ebediyyenin nuranî ve kudsî anahtarı ve hayat-ı uhreviyyenin bir Güneşi olan îman dahi, hayat-ı içtimaiyyenin aleti olamaz. Evet, bu kâinatın en muazzam mes'elesi ve şu hilkat-ı âlemin en büyük muamması olan sırr-ı imandan daha ehemmiyetli bir mes'ele-i kâinat yoktur ki, bu mes'ele-i sırr-ı iman ona âlet olsun. Hâşâ!”
(Tarihçe-i Hayat sh:218)
 
“Ehl-i vukuf raporuna hafif bir itiraz tarzında hakikat-ı hali beyan etmektir.
Dinî hissiyatı siyasete âlet ediyorum diye ithamlarına karşı deriz:        
Bütün hayatımı ve beni tanıyanları işhad ediyorum ki; değil dini siyasete âlet, belki siyasî olduğum zamanda dahi, bütün kuvvetimle siyasetleri dine âlet ve tâbi' yapmaya çalıştığımı, bütün tarih-i hayatım ve dostlarım şehadet ettikleri gibi, Hürriyetin başında şeriat isteyenleri astıkları bir zamanda, Hareket Ordusu'nun dehşetli divan-ı harb-i örfîsinde, aynı günde onbeş adam asıldığı bir zamanda, Divan-ı Harb-i Örfî reisi ve a'zaları dediler ki: "Sen mürtecisin, Şeriat istemişsin" sözlerine mukabil demiş:
"Şeriatın bir tek mes'elesine ruhumu feda etmeye hazırım. Eğer Meşrutiyet bir fırkanın istibdadından ibaret ve hilaf-ı Şeriat hareket ise, bütün dünya şahid olsun ki ben mürteciyim" diyen bir adam, i'dama beş para ehemmiyet vermeyen ve dünyasını, her şeyini Şeriata feda eden hiç mümkün müdür ki: Dini, şeriatı bir şeye ve bir siyasete âlet yapsın. Buna ihtimal veren sofestaî olamaz.” (Emirdağ Lâhikası-II sh:130)
1935 Senesinde Eskişehir Mahkemesinde mülhidlerin hükümetten yararlanmak istemelerine karşı şöyle der:
“Nasılki Hükûmet-i Cumhuriye "Dîni dünyadan tefrik edip bîtarafane kalmak" prensibini kabul etmiş; dinsizlere, dinsizlikleri için ilişmediği gibi; dindarlara da, dindarlıkları için ilişmemesi o prensibin icabatındandır.
Öyle de; ben dahi bîtaraf ve hürriyetperver olması lâzım gelen Hükûmet-i Cumhuriyenin dinsizliğe tarafdar ve entrikaları çeviren ve hükûmetin me'murlarını iğfal eden gizli menfi komitelerden tefrik edilip, hükûmetin onlardan uzak olmasını istiyorum; o entrikacılarla mübareze ediyorum. O komitelerden, tesadüfle hükûmetin me'muriyetine girenler, ciddi dindarlara takmak için iki kulp elinde tutmuş, garaz ettikleri dindarlara takıyorlar ve hükûmeti iğfâle çalışıyorlar.
O iki kulpun birisi: O mülhidlerin
dinsizliğine temayül göstermemek mânasiyle "İrtica" kulpunu takıyor.
Diğeri: Hâşâ ve hâşâ! dinsizliği, bu Hükûmet-i İslâmiyenin ayn-ı siyaseti telâkki etmediğimiz mânasında "Dini siyasete alet etmek" kulpu ile lekelemek istiyorlar.” (Tarihçe-i Hayat sh: 240
Bediüzzaman Hazretleri 1953-54 senelerinde yazdığı bir mektupta dindarlara tanınan müsamahadan ve din ve vicdan hürriyetinin kısmen dahi uygulanmasında rahatsız olup dindarlara ve onlara bu hürriyeti tanıyan Demokratlara hucüm eden gizli din düşmanlarının mahiyetini şöyle açıklar:
“Hürriyetin üçüncü senesinde (1911) aşairler arasında meşrutiyet-i meşruayı aşaire tam bildirmek ve kabul ettirmek için Ertuş aşairi içinde hususan Küdan ve Mamhuran'a verdiği ders ve 1329'da (1912) Matbaa-i Ebuzziya'da tab'edilen, kırkbir sene evvel tab' edilmiş fakat maatteessüf yirmi-otuz seneden beri arıyordum, bulamamıştım. Bu defa birisi bir nüsha bulup bana göndermiş. Ben de Eski Said kafasını alıp ve Yeni Said'in sünuhatıyla dikkatle mütalaa ettim. Anladım ki, Eski Said acib bir hiss-i kabl-el vuku' ile otuz-kırk sene sonra şimdi vukua gelen vukuat-ı maddiye ve maneviyeyi hissetmiş. Ve bedevi Ekrad aşairi perdesi arkasında;
bu zamanın medenî perdesini kendilerine maske yapan ve vatanperverlik perdesi altında dinsiz ve hakikî bedevi ve hakikî mürteci; yani bu milleti, İslâmiyet'ten evvelki âdetlerine sevkeden hainleri görmüş gibi onlarla konuşup başlarına vuruyor.” (Emirdağ Lâhikası-II sh:110)
Hülasa: Seksen belki yüz seneden beri müslümanlara takılmak istenen bu irtica yaftasını esas itibariyle bu ithamı yapanlara takmamız gerekiyor.
Baştan beri Üstad Bediüzzaman Hazretlerinden dinlediğimiz ders bunu gösteriyor. Bu kasıtlı gizli dinsizlerin dinsizliklerini saklayarak ehl-i imana attıkları bu iftirayı yüzlerine savuruyoruz. İlan ediyoruz ki, müslümanları kastederek “irtica tehdidi”nden bahseden ve beyanat verenler; gizli İslam düşmanı, hakiki mürtecilerdir.
 
“İSLÂMİYETE İRTİCA, MÜ'MİNLERE MÜRTECİ DİYENLERE YAZIKLAR OLSUN !


* Yani "Hükümet bir siyaset takib etmiyor, haşa sümme haşa! Hükümetin siyaseti din­sizliktir." diye tevehhüm eden o mülhidlerin nazarında, benim Kur'an-ı Hakim'in nusus-u kat'iyyesinden tereşşuh eden Risale-i Nur ile takib ettiğim hakaik-i imaniyeye hizme­timi, muhalif bir siyaset demekle, dünyada en şeni' bir iftirayı eder

Son Güncelleme ( Saturday, 28 April 2007 )
 
< Önceki   Sonraki >

Vecizeler

İhtilaf u tefrika endişesi
Kûşe-i kabrimde hattâ bîkarar eyler beni.
İttihadken savlet-i a’dayı def’e çaremiz
İttihad etmezse millet, dağıdar eyler beni...

Sultan Selim

Sayaç

Bugün81
Dün260
Bu Hafta2207
Bu Ay1217
Tümü262716