Menu Content/Inhalt
Anasayfa arrow Güncel Konular arrow Güncel Konular Bölümü arrow Nokta-i Telâkinin Mahiyeti ve Ehemmiyeti

Hicrî Takvim

ittihad.com.tr ittihad.com.tr - Nokta-i Telâkinin Mahiyeti ve Ehemmiyeti

Güncel Konular

Hz. Üstadın Demokratlar Devrine Bakışı (2)

Ye'cüc ve Me'cüc Kimdir?

Halk Partisi (CHP) Ne Yapmalı?

Kitab-ı Kainatı Okumak Mesleği

Faiz Sistemi, Bankalar ve Dünyanın Hali

Leyle-i Berat

Bütün Okullarda Din Dersleri Okutulmalıdır

Halk Partisi (CHP) Ne Yapmalı ?

Hükümet İslam Birliğine Çalışmalı

Amerika Dostluğunun Ehemmiyeti

Münafık Cereyanın Tecavüz Planı

"Ümitvar Olunuz"

Dindar Demokratlar

Güneş Üflemekle Sönmez

Ekonomik Kriz Sebeb ve Çareleri

Devlet İçin Fert Feda Edilir mi?

Dar Daire Hususiyeti

Kadınlarda Haya Duygusu

Tuzakları Bozalım Derken Tuzağa Düşmek

Leyle-i Berat

Mi'rac Hadisesi

Katliamlar ve Vahşetler

Bediüzzaman Hazretlerinden Yedi Devlet Adamına 7 Mektup-1

Hakiki İrtica Nedir?

"Red başka, kabul etmemek başkadır."

Başörtüsü Şeair-i İslamiyedendir

Kur'an Talebesi ve Dava Adamı Nasıl Olunur?

Bediüzzaman Hazretlerinden Yedi Mektup-4

Kürd Milleti Hakkında

Amerika Hakkında Bir Mektup

Adab-ı Muaşeret

Yüzüncü Yılında 31 Mart Hadisesi

Avrupa Hristiyanlığın Sembolüdür

İslam Kahramanı Milletimiz

Risale-i Nur Muarızı Yazarların İsnadları Hakkında İlmi Bir Tahlil (1965/2006)

Dindar Siyasilere Tavsiye ve İkazlar

İslam ve Demokrasi

Keyfi İdare Anlayışı ve Bediüzzaman

Anarşi Belası

Mehdi Meselesi Hakkında

Dersim Hadisesi ve Said Nursi

1.Dünya Harbinde Ermeniler

Cemiyetin Bozulması

Ramazan-ı Şerif - 2

Avrupa Hakkında

Adalet ve Mahkemeler

Hristiyanların Necatı

Deccaldan Kurtulacağız

Risale-i Nurun 27. Mektubu Lahikalar Bölümü Abdülkadir BADILLI

Laiklik Hakkında

Halkçılar, Irkçılar El Ele.

Deccal Komitesi ve İktidar Partisi

Süfyan Cereyanının Sonu!

Hz. Üstadın Demokratlar Devrine Bakışı

Nifak ve Münafıklık

Feveran

Adalet Nasıl Sağlanır?

Asıl Mehdi Gelmedi mi?

Bidat ve Şeair'in Mahiyet ve Neticeleri

Marifet-in Nebiyy

Zübeyir Abi'nin Ehl-i İman ile Münasebeti

Ahlâk Kaideleri

Rahmet Rahmet Yağdın Âleme

Ramazan-ı Şerif - 3

Meşrutiyet (Demokratlık) ve Günümüz Anayasası

Teali-i İslam Cemiyeti ve Bediüzzaman Said Nursi

Zübeyr ve Tahiri Abiler Hakkında Hatıra Notları

Kudsiyetin Hakikatı

Askerler Siyasete Karışmalı mı?

1918'den Sonra Ermeniler ve Kürtler

Müslümanlara Atılan İftiralar

Dikdurmak ve Başeğmemek

Bediüzzaman Hazretlerinden Yedi Mektup-3

Ayasofya İbadete Açılmalı

Mürşidlik ve Şahıs Merciiyeti Meselesi

Mütecaviz Ehl-i Bida

Siyasi Muvaffakiyet

II. Meşrutiyetin 100. yılı 23 Temmuz 1908 / 23 Temmuz 2008

Gizli Ene ve Kusurunu Görmek

Yeni Anayasada Lâiklik Tarifi Nasıl Olmalı

Avrupa Birliği meselesi

23 Tem­muz 1908'den 23 Temmuz 2007'ye

Ahirzaman Fitnesinden Uzak Durmak

Lahika Mektubu İddiasına Cevap

Zina İsnadı Hakkında Şeriatın Hükmü

İnsana Uygun İdare Şekli

Yüz Sene Sonra

Sarıklı Genç

Ahirzaman Fitneleri-02

Süfyan'ın Büyük Deccalden Daha Dehşetli Olduğu

Türkiye'nin Terör Meselesi ve Çaresi

Süfyan'ın Büyük Deccal'dan Eşeddiyeti

Deccaliyetin Büyük İfsadatı

Kurban Bayramındaki Sır

Gazete Şartnamesi ve Zübeyir Gündüzalp (1968-1971)

Zülkarneyn Kimdir ?

Kadir Gecesi

Garip Bir İddia

Kim Demokrat

Ortalığı Karıştıracak Neşriyatlar

Yüz Sene Önce Ekilen Tohumların Sümbüllenmesi

Gıybet Hakkında Bir Mektup (Gayr-ı Münteşir)

Nur Talebeleri Ergenekon'a Nasıl Bakmalı ?

Kör Hissiyat

Bu Vatan için en büyük tehlikelerden biri... HALK PARTİSİ İKTİDARI

Hukuk Hakkında

Nokta-i Telâkinin Mahiyeti ve Ehemmiyeti

Zübeyr Ağabeyin Külliyattan Tesbitli Hususiyetleri

Risale-i Nur Sadeleştirilemez

Üç Mehdi Meselesi ve Hz.İsa'ın (a.s.) Nüzulü

DECCAL İLE BERABERLİK TEHLİKESİ

Açık-Saçıklıkla Yapılan Tahribat

Son Müceddid

Mehdi Hadisleri

Avrupa Birliği mi, İslam Birliği mi?

Def'i Mefasid (kötülükleri kaldırmak)

Hz. Muhammed Aleyhissalatü Vesselam

İslam ve Demokrasi

Şuhûr-u Selase (Üç Aylar)

Maidet-ül Kuran ve Hazinet-ül Bürhan

Ermeni Zulümlerinin Belgesi

Milletin Halini Nazara Alın

Din ve Vicdan Hürriyeti

Mehdi Hadisesi ve İseviler Mektubu (Gayr-ı Münteşir)

Ermeni Meselesi ve Bediüzzaman Said Nursi Şahitliği

Komitelerin İçyüzü

Ramazan-ı Şerif-1

Gizli İfsad Komitesi ve Süfyaniyet

İktidar Partisine Tavsiye ve İkazlar

Ahirzaman Fitneleri-03

Örtünme Müdafaası ve Bediüzzaman

Türkiye'de Laiklik Serüveni

Halk Partisi Hakkında

Zamanımıza da Bakan Bazı İşaretler

Sabır ve Cihad Kahramanlığı

Din Düşmanları ve Planları

Ahirzamanda Bazı Müslümanların Durumu

Ölmüş Gitmiş ve Hükümetten Alakası Kesilmiş Şahıs (Yaşanmış)

İki İddiaya Cevap

Ordu'nun Durumu

Üç-Dört Adamı Reddedin..

İngilizler ve Türkler

Meclis'e (TBMM) Tavsiye ve İkazlar

Bediüzzamandan 7 Mektup

Ehl-i Kitap

Hükümete Mühim bir Tavsiye

Musibetlerde Nokta-i Nazar

Hadisata Nasıl Bakılmalı

Peygamberimize (asm) hergün beş defa biatımızı tecdid ediyoruz

Allahü Ekber ve Kurban Bayramı

Dindar Demokratlar

Ahirzaman Fitneleri-01

Bediüzzaman Hazretlerinden Yedi Mektup-2

Bu Vatandaki Gizli Komiteler

Geniş Daire Hizmetleri

Mehdi ve Mehdiyet

Radyo Televizyonla Yapılan Tahribat

Yahudi milletinin sonu mu geliyor?

Süfyaniyetin Rükünleri Kimler?

Fitneden Teyakkuz Dersi

Milliyetçiler, Halkçılarla El Ele Olmamalı !

Şahsı Manevi Kuvveti

Maidet-ül Kur'an'dan

Yahudilerin Mahiyeti Nedir ?

Yüzüncü Yılında 31 Mart Hadisesi-2

Allahü Ekber Hakikatı (2)

Ekonomik Çöküntü ve Çaresi

Beş Büyük Tehlike ve Çaresi

Nifak Cereyanı Dağıtılmalı

Tesettürde Şer'i Ölçüler

Hoşgörü Meselesi (Müsamahada Ölçü)

Ordu ve Asker Meselesi

İngilizler de İslam Birliğine Taraftar Olacak

Ahirzaman Fitneleri-04

Ordu ve Asker

Geçim Derdi ve Dini Hayat ve Hükümet

Ahirzamanda İman Durumu

Laiklik Nedir

Üç Mehdi İddiası

Gizli Planlara Dikkat !

Nur Merkezi İhtiyacı

Gazete ve Neşriyat Şartnamesi

Allahü Ekber Hakikatı (3)

Zamanımıza Bakan Manalar

İslam İlerleme Vesilesidir

Son Müceddid

İktisadi Krizin Sebep ve Çareleri

Avrupa Fikir Hayatının İslama Aykırılığı

Gizli Komiteler (Örgütler) Dağıtılmalı !

Geniş Daire Hizmeti

Bediüzzaman Hazretlerinin İttihad-ı İslam Tarifi

Kur'an'ın Haber Verdiği Dokuz Çete Reisi

Anayasa Değişikliği Hakkında

İslâm Cumhuriyeti, Hilâfet ve Şeriat

Küçük Deccal Büyük Deccal Kavramları

İki Cereyan

Yahudilerin İçyüzü

Adab-ı İslamiye

Hz. Üstadın Demokratlar Devrine Bakışı (3)

Anarşi-Terör Sebep ve Çareleri



Allahü Ekber Hakikatı (1)

Mar 01 2007
Nokta-i Telâkinin Mahiyeti ve Ehemmiyeti PDF Yazdır e-Posta
Değerlendirme: / 4
Kötüİyi 
Yazan ittihad ilmi araştırma heyeti   
Thursday, 01 March 2007

Ortak noktalarda buluşmanın önemi  

Maksadımız: Dinî cemaatlar maksadda ittihad etmelidirler. Mesalikte ve meşreblerde ittihad mümkün olmadığı gibi, caiz de değildir. Zira taklid yolunu açar ve "Neme lâzım, başkası düşünsün" sözünü de söylettirir.”

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ

وَبِهِ نَسْتَعِينُ

Telâki kelimesinin manası, mülâki yani kavuşma, buluşma, uyuşma, birleşme gibi manalarındadır. Nokta-i telâki denilen prensip ve esaslara, bir cemaatı meydana getiren ferdler arasında tereddüdsüz kabul edilip bağlı kalınması şarttır. Bu müşterek  esas ve prensiplere cemaat ferdlerinin bağlılık derecelerine göre cemaatın tesanüd derecesi meydana gelir. Nokta-i telâki prensipleri vahye dayanan İlahî prensipler olunca en kuvvetli tesanüdü netice verir. Eğer bir cemaatta tesanüd yoksa, ya bu müşterek esaslar ve onlara bağlılığın zarureti bilinmiyor veya gereken teslimiyet yoktur.

Bu ehemmiyetli nokta-i telâki meselesini külliyattan araştırdık ve mevzuu ehemmiyetli gördük. Evet, bu nokta-i telâki, cemaatı ciddi manada birbirine bağlayan hususiyete sahiptir. Bu telâki prensipleri sadece diyanet sahasında değil, ehl-i dünya için de lüzumludur. Demokrat dünyasında demokrasinin temel esasları, bir nevi nokta-i telâki sayılır ki o esaslara muhalefet yasaktır.

İslâm ve insan dünyasında asırlardan bu yana bu nokta-i telâki prensiplerine teslimiyet, giderek zayıfladı ve şahsî temayüllere bağlılık arttı. Hatta zamanımızın ictimaî hayatını ve vicdan-ı umumiyi şiddetli tahrib eden fitne-i ahirzamanın tesiri sebebiyle bu prensipler hiç nazara alınamaz oldu. Bunun neticesi olarak ihlasa ve sadakata dayanan tam tesanüde sahib cemaatın teşekkülü gayet zorlaştı.

Hizmet-i Nuriyede çok ehemmiyetli olan hakiki tesanüd için bu nokta-i telâki prensiplerinin mahiyet ve neticeleri gereği gibi bilinmesi şart ve zaruridir. Bunun için bu meseleyi Risale-i Nur Külliyatından tesbit edip nazara vermeyi lüzumlu gördük. Şöyle ki:

“Birtek maksad için bir tek vazifede bulunanlar, birbirinin aynı hükmündedirler.” (Mektubat: 278)

Bu veciz cümlede geçen “bir tek maksad, bir tek vazife” tabiri ile ifade edilen mana, cemaatın ferdleri arasındaki nokta-i telâkidir.

“Lâkin ittihad, cehl ile olmaz. İttihad, imtizac-ı efkârdır. İmtizac-ı efkâr, marifetin şua'-ı elektrikiyle olur.” (Münazarat: 73)

Burada anlatılan imtizac-ı efkâr yani fikirlerin mezc olması, esasat-ı diniyede düşüncelerin aynı olmasını ifade eder. Fikirlerin aynı olması ise bir kaynaktan alınan talim ve irşada dayanır. Bu da kitabdaki hükümlere bağlılık manasında olan vicdaniyat ve fiiliyattaki sadakattır.

Keza aynı zamanda imtizac-ı efkâr için “marifetin şua-yı elektriki” gerekli olduğu nazara verildi. Yani marifetullah denilen tahkikî iman, yani Allah’ın sıfat ve hikmetlerini kâinat denilen eserlerinden bilip kabul etmektir. Bu dahi Kur’anın talimatiyle mümkündür. Bu asırda da Kur’anın talim ettiği hikmet ve hakikatlarını ekmel derecede Risale-i Nur gösteriyor. Netice olarak yine Risale-i Nura hakikî ve samimi sadakatın lüzumu ortaya çıkıyor. 

İhtilat tabiri ise, imtizac değildir. Meselâ çeşitli renklerdeki çekirdekler bir kaba konsa, imtizac olmaz. Fakat çeşidli reng ve hususiyetleri bulunan maiyatı, bir kavanoza konsa, maiyatın hususiyetleriyle beraber imtizac olup çok meziyetleri cem eden mümtezic bir mayi gibi olacağı mealinde Risale-i Nur misallerle izah eder.   

Yine Bediüzzaman Hz. ictimaî dairede olanlara şöyle hitab eder:

“Ey dinî cerideler! Maksadımız: Dinî cemaatlar maksadda ittihad etmelidirler. Mesalikte ve meşreblerde ittihad mümkün olmadığı gibi, caiz de değildir. Zira taklid yolunu açar ve "Neme lâzım, başkası düşünsün" sözünü de söylettirir.” (Hutbe-i Şamiye: 99)

Bu ifadede geçen “dini cerideler” tabiri, sadece gazeteleri değil, her türlü neşriyat organlarını ifade eder.

Evet efkâr-ı ammeye hitab eden her türlü neşriyat, milletin ortak ve bağlayıcı olup nokta-i telâkiyi teşkil eden esaslar dairesinde hareket etmelidir. Yoksa, millet bünyesinde tarafgirlik ve gruplaşmaları doğurur. Hz. Üstad diyor:

“Ey gazeteciler! Edibler edebli olmalı, hem de edeb-i İslâmiye ile müteeddib olmalı. Ve onların sözleri, kalb-i umumî-i müşterek-i milletten bîtarafane çıkmalı. Ve matbuat nizamnamesini, vicdanınızdaki hiss-i diyanet ve niyet-i hâlisa tanzim etmeli. Halbuki, siz iki kıyas-ı fasidle, yani taşrayı İstanbul'a ve İstanbul'u Avrupa'ya kıyas ederek efkâr-ı umumiyeyi bataklığa düşürdünüz.” (Divan-ı Harb-i Örfi: 17)

Bu parağrafta nazara verilen “kalb-i umumî-i müşterek-i milletten bîtarafane çıkmalı” sözü, veciz ve câmi bir ifade ile nokta-i telâkîyi şart ve zaruret manasında anlatır. Bu dahi “vicdanınızdaki hiss-i diyanet ve niyet-i hâlisa” ile, yani ihlas ve sadakat sırrı ile tahakkuk eder, der.

“Tesadüm-ü efkârdan ve tehalüf-ü ukûlden hakikat tamamıyla tezahür eder” sualine de şu cevab veriliyor:

“Hak namına, hakikat hesabına olan tesadüm-ü efkâr ise; maksadda ve esasta ittifak ile beraber, vesailde ihtilaf eder. Hakikatın her köşesini izhar edip, hakka ve hakikata hizmet eder. Fakat tarafgirane ve garazkârane, firavunlaşmış nefs-i emmare hesabına hodfüruşluk, şöhretperverane bir tarzdaki tesadüm-ü efkârdan barika-i hakikat değil, belki fitne ateşleri çıkıyor. Çünki maksadda ittifak lâzım gelirken, öylelerin efkârının Küre-i Arz'da dahi nokta-i telakisi bulunmaz. Hak namına olmadığı için, nihayetsiz müfritane gider. Kabil-i iltiyam olmayan inşikaklara sebebiyet verir. Hâl-i âlem buna şahiddir.” (Mektubat:268)

Burada zikredilen “maksadda ve esasta ittifak” şartı, bağlayıcı nokta-i telâkıdir. Bu şartları nazara almayanlar arasında hakiki tesanüd olmaz. Muvakkaten olsa da bu tesanüdün dağılması ve dağıtılması kolaydır. Hele nifak cereyanının hükmettiği bu fitne devrinde böyle şuursuzları, menfi cereyan maksadına alet eder. Böyle durum hakkında Hz. Üstad şöyle der:

“Demek bütün harekâtı, bizzât haric hesabına geçer. Çünki iradesi hükümsüzdür. Hulûs-u niyeti faide vermez. Bahusus menfî iki cihet-i za'fla, haric cereyanın kuvvetine bir âlet-i laya'kıl olur.” (Sünuhat-Tuluat-İşarat:47)

Yine aynı parçada geçen “Hak namına, hakikat hesabına” ifadesi ise, yine Kur’andan alınan nassî ve kat’î esas ve hükümler demek olup terk edilemiyen ittifak düsturlarıdır. Bu nokta-i telakîler nazara alınmayınca, fitne ateşleri çıkacağı açıkça beyan edildi.

Keza resmî veya sivil sahada çalışan cemaatlerin birleştirici nokta-i telâkilerinin lüzumu hakkında bir sual münasebetiyle Bediüzzaman Hazretleri şu izahatı veriyor:

“Dediler:

–Fırkacılık lâzım-ı meşrutiyettir.

Dedim:

–Bizdekilerde hutut-u efkâr, telaki için mütemayilen imtidada bedel, münharifen gittiğinden nokta-i telaki vatanda, belki kürede görülmüyor. Vücud, adem gibi; birinin vücudu ötekinin ademini ister.

İnad bazan müfrit fırka mutaassıblara, dalal ve bâtılı iltizam ettirir. Şeytan birisine yardım etse, melek der, rahmet okutur. Ötekinde melek görse, libasını değiştirmiştir der, lanet eder. Sû'-i zan ve hüsn-ü zan nazarıyla dûrbînin iki tarafı gibi leh aleyhdar, vâhî emareyi bürhan, bürhanı vâhî emare görür.

İşte şu zulümdür, اِنَّ اْلاِنْسَانَلَظَلُومٌ sırrını gösterir. Zira hayvanın aksine olarak kuvâ ve meyilleri fıtraten tahdid edilmemiş, meyl-i zulüm hadsizdir. Lâsiyyema enenin eşkâl-i habisesi olan hodgamlık, hodfikirlik, hodbinlik, hodendişlik, gurur ve inad o meyle inzimam etse, öyle ekber-ül kebairi icad eder ki, daha beşer ona isim bulmamış. Cehennem'in lüzumuna delil olduğu gibi, cezası da yalnız Cehennem olabilir.

Meselâ: Birisinin bir sıfatından darılsa, mecma-i evsaf-ı masume olan şahsına, hattâ ehibbasına, hattâ meslekdaşına zulmünü teşmil eder, وَلاَتَزِرُوَازِرَةٌوِزْرَاُخْرَى ya karşı temerrüd eder.

Meselâ: Muhteris bir intikam veya müntakim bir hilafıyla bir kerre demiş: İslâm mağlub olacak, kalbi parçalanacak. Sırf o müraî ruhtan gelen, yalancı fikirden çıkan meş'um sözünü doğru göstermek için; İslâm mağlubiyetini, İslâm perişaniyetini arzu eder, alkışlar, hasmın darbesinden mütelezziz olur. İşte şu alkışı ve gaddar telezzüzüdür ki, mecruh İslâm'ı müşkil mevkide bırakmış. Zira hançerini İslâmın ciğerine saplamış olan hasım, "sükût et" demiyor. "Alkışla, mütelezziz ol, beni sev" diyor, onları misal gösteriyor.

İşte size dehşetli bir günah ve zulüm ki, ancak haşirdeki mizan tartabilir. وَفِسْ عَلَيْهَا” (Sünuhat-Tuluat-İşarat:55)

“S- Âlem-i İslâmdaki ihtilafı ta'dil edecek çare nedir?

C- Evvelâ; müttefekun aleyh olan makasıd-ı âliyeye nazar etmektir. Çünki Allahımız bir, Peygamberimiz bir, Kur'anımız bir, zaruriyat-ı diniyede umumumuz müttefik, zaruriyat-ı diniyeden başka olan teferruat veya tarz-ı telakki veya tarîk-i tefehhümdeki tefavüt bu ittihad u vahdeti sarsamaz, racih de gelemez.

اللَّهِ اَلْحُبُّ فِى  düstur tutulsa, aşk-ı hakikat harekâtımızda hâkim olsa -ki, zaman dahi pek çok yardım ediyor- o ihtilafat sahih bir mecraya sevkedilebilir.” (Sünuhat-Tuluat-İşarat: 83)

Bu parçada nazara verilen “müttefekun aleyh” ve “zaruriyat-ı diniye” tabirleri, bütün müslümanların müştereken  ve zarureten kabul edilmesi gereken birleştirici ve tesanüdü netice veren nokta-i telâkîyi anlatır.

Evet, umumî hukuk’da salabet ve şahsî hukuk’da fedakârlık gerekdiğini anlatan Bediüzzaman Hz: şu vecizeyi nazara verir:

“Ferd mütekellim-i vahde olsa, müsamahası ve fedakârlığı amel-i sâlihtir; mütekellim-i maalgayr olsa, hıyanettir, amel-i talihtir. Bir şahıs, kendi namına hazm-ı nefs eder, tefahur edemez; millet namına tefahur eder, hazm-ı nefs edemez.” (Hutbe-i Şamiye 128)

Yine Hz. Üstadın aynı mevzuda beyanları devam ediyor:

“Ehl-i hak ve ehl-i tedkiktir. Derler ki: "Kur'an, bitmez ve tükenmez bir hazinedir. Her asır nusus ve muhkematını teslim ve kabul ile beraber, tetimmat kabilinden hakaik-i hafiyesinden dahi hissesini alır; başkasının gizli kalmış hissesine ilişmez." Evet zaman geçtikçe, Kur'an-ı Hakîm'in daha ziyade hakaiki inkişaf eder demektir. Yoksa hâşâ ve kellâ selef-i sâlihînin beyan ettikleri hakaik-i zahiriye-i Kur'aniyeye şübhe getirmek değil. Çünki onlara iman lâzımdır. Onlar nasstır, kat'îdir, esastırlar, temeldirler. Kur'anعَرَبِىٌّ مُبِينٌ  fermanıyla manası vazıh olduğunu bildirir. Baştan başa hitab-ı İlahî, o manalar üzerine döner, takviye eder, bedahet derecesine getirir. O mensus manaları kabul etmemekten, hâşâ sümme hâşâ, Cenab-ı Hakk'ı tekzib ve Hazret-i Risalet'in fehmini tezyif etmek çıkar. Demek maânî-i mensusa, müteselsilen menba'-ı Risaletten alınmıştır.” (Mektubat: 388)

Bu parçada dahi, “selef-i sâlihînin beyan ettikleri hakaik-i zahiriye-i Kur'aniyeye” yani umum müslümanları bağlayan böyle müşterek esaslar, bütün müslümanları birleştiren nokta-i telakîdirler.

Kur’andaki  zarurî ve gayr-ı zarurî hükümlerin tefriki.

“Bundan sonra zarurî ve gayr-ı zarurîyi tefrik edeceğiz. İşte cevab-ı Kur'anîde mefhum olan zarurî hükümler ki; inkârı kabul etmez. Şudur: Zülkarneyn "müeyyed min indillah" bir şahıstır. Onun irşad ve tertibiyle iki dağ arasında bir sed bina edilmiştir. Zalimlerin ve bedevilerin def'-i fesadları için... Ve Ye'cüc Me'cüc iki müfsid kabiledirler. Emr-i İlahî geldiği vakit sed harab olacaktır. İlââhirihî. Bu kıyas ile, ona Kur'an delalet eden hükümler, Kur'anın zaruriyatındandırlar. Bir harfin inkârı dahi kabil değildir.” (Muhakemat: 66)

Buradaki kat’î beyan gösteriyor ki böyle nokta-i telakî esaslarından birinin inkârı ile iman gider. O halde iman için zaruri olan bu esaslar dairesinde tesanüd sağlam olur  ve dağılmaz ve dağıtılamaz mütesanid ve “kahramanlar kafilesi” (Şualar: 322) tabirine layık bir cemaat tahakkuk eder. Şu halde bu esasları nazara almayarak mütesanid cemaatın teşekkül etmemesine veya dağıtılmasına sebebiyet vermenin mesuliyeti pek azîmdir.

Bu hükmü te’yid eden şu beyana dikkat gerek:

“"Zaruriyat-ı Diniye" denilen ve kabil-i tevil olmayan ve "Muhkemat" denilen düsturları ise, hiç bir cihette kabil-i tebdil değildir ve medar-ı içtihad olamaz. Onları tebdil eden, başını dinden çıkarıyor;

 يَمْرُقُونَ مِنَ الدِّينِ كَمَا يَمْرُقُ السَّهْمُ مِنَ الْقَوْسِ kaidesine dâhil oluyor.” (Mektubat:435)

Netice:

Az bir kısım olarak nakledilen bu beyanlar müvacehesinde hakiki Nurcu, nokta-i telâki olan esasat ve zaruriyat-ı diniyeye ciddi sadakat gösterir. Fiilî sadakattaki eksikliklerine de şuurlu istiğfar eder. Risale-i Nurda temel teşkil eden mütesanid bir cemaat olmak lüzumu, sarahaten ve tekrarlı olarak nazara verilmişken, bu ciddi meseleyi nazara almamak, tebliğ, telkin ve neşr etmeyip ihtilaflara kapı açmayı Hz. Bediüzzaman şöyle tavsif eder:

“Şu cemaat-ı İslâmiyeye hizmet dava edenlere ne olmuş ki; birbiri arkasında tehacüm vaziyetini alan hadsiz düşmanlar varken, cüz'î adavetleri unutmayıp, düşmanların hücumuna zemin hazır ediyorlar. Şu hal bir sukuttur, bir vahşettir. Hayat-ı içtimaiye-i İslâmiyeye bir hıyanettir.”  (Mektubat:269)

 

Son Güncelleme ( Saturday, 03 March 2007 )
 
< Önceki   Sonraki >

Vecizeler

Hadis meali: Cenab-ı Allah şu ümmetin (ümmet-i Muhammed A.S.M.) üstünde hem Deccal’ın kılıncını hem de büyük harb kılıncını beraber cem’etmeyecektir. (Melhame-i kübra olan İkinci Harb-i Umumî hırpala­madığı işaretiyle, İs­lâmlar içinde bir Deccal, âlem-i İslâm’ı başka bir tarzda hırpalayacak.)

Said Nursî R.A.
Tefekkürname sh: 287

Sayaç

Bugün123
Dün300
Bu Hafta1372
Bu Ay2808
Tümü264307