Menu Content/Inhalt
Anasayfa arrow Güncel Konular arrow Güncel Konular Bölümü arrow Zina İsnadı Hakkında Şeriatın Hükmü

Hicrî Takvim

ittihad.com.tr ittihad.com.tr - Zina İsnadı Hakkında Şeriatın Hükmü

Güncel Konular

Geniş Daire Hizmeti

Maidet-ül Kuran ve Hazinet-ül Bürhan

Allahü Ekber ve Kurban Bayramı

Ahirzaman Fitnesinden Uzak Durmak

Mütecaviz Ehl-i Bida

Kitab-ı Kainatı Okumak Mesleği

Hadisata Nasıl Bakılmalı

Yahudi milletinin sonu mu geliyor?

Kur'an'ın Haber Verdiği Dokuz Çete Reisi

Gizli İfsad Komitesi ve Süfyaniyet

Ahirzamanda Bazı Müslümanların Durumu

Laiklik Nedir

Sabır ve Cihad Kahramanlığı

Ehl-i Kitap

Ordu'nun Durumu

Asıl Mehdi Gelmedi mi?

Ahirzaman Fitneleri-04

Adalet Nasıl Sağlanır?

Halkçılar, Irkçılar El Ele.

Adalet ve Mahkemeler

II. Meşrutiyetin 100. yılı 23 Temmuz 1908 / 23 Temmuz 2008

Askerler Siyasete Karışmalı mı?

Örtünme Müdafaası ve Bediüzzaman

Açık-Saçıklıkla Yapılan Tahribat

Halk Partisi Hakkında

Küçük Deccal Büyük Deccal Kavramları

Bütün Okullarda Din Dersleri Okutulmalıdır

Deccaldan Kurtulacağız

Dindar Demokratlar

Deccaliyetin Büyük İfsadatı

Üç Mehdi Meselesi ve Hz.İsa'ın (a.s.) Nüzulü

Rahmet Rahmet Yağdın Âleme

Beş Büyük Tehlike ve Çaresi

Ortalığı Karıştıracak Neşriyatlar

Feveran

Laiklik Hakkında

Ramazan-ı Şerif - 2

İktidar Partisine Tavsiye ve İkazlar

Dindar Siyasilere Tavsiye ve İkazlar

Leyle-i Berat

Risale-i Nurun 27. Mektubu Lahikalar Bölümü Abdülkadir BADILLI

Ayasofya İbadete Açılmalı

Geçim Derdi ve Dini Hayat ve Hükümet

Yeni Anayasada Lâiklik Tarifi Nasıl Olmalı

Anayasa Değişikliği Hakkında

Milliyetçiler, Halkçılarla El Ele Olmamalı !

Ahirzamanda İman Durumu

Yüz Sene Sonra

Amerika Hakkında Bir Mektup

Süfyan Cereyanının Sonu!

Gizli Komiteler (Örgütler) Dağıtılmalı !

Üç-Dört Adamı Reddedin..

Dindar Demokratlar

Ahirzaman Fitneleri-03

Ölmüş Gitmiş ve Hükümetten Alakası Kesilmiş Şahıs (Yaşanmış)

Nokta-i Telâkinin Mahiyeti ve Ehemmiyeti

Zübeyr ve Tahiri Abiler Hakkında Hatıra Notları

Meşrutiyet (Demokratlık) ve Günümüz Anayasası

Anarşi-Terör Sebep ve Çareleri

Ekonomik Çöküntü ve Çaresi

Yüzüncü Yılında 31 Mart Hadisesi

İngilizler de İslam Birliğine Taraftar Olacak

Ahirzaman Fitneleri-02

İki Cereyan

1918'den Sonra Ermeniler ve Kürtler

Mürşidlik ve Şahıs Merciiyeti Meselesi

Hoşgörü Meselesi (Müsamahada Ölçü)

Kim Demokrat

Şuhûr-u Selase (Üç Aylar)

Fitneden Teyakkuz Dersi

Peygamberimize (asm) hergün beş defa biatımızı tecdid ediyoruz

Yüzüncü Yılında 31 Mart Hadisesi-2

Maidet-ül Kur'an'dan

Avrupa Hakkında

Kudsiyetin Hakikatı

Hristiyanların Necatı

Halk Partisi (CHP) Ne Yapmalı?

23 Tem­muz 1908'den 23 Temmuz 2007'ye

Kurban Bayramındaki Sır

Dikdurmak ve Başeğmemek

Ermeni Zulümlerinin Belgesi

Müslümanlara Atılan İftiralar

Din ve Vicdan Hürriyeti

Adab-ı Muaşeret

Ye'cüc ve Me'cüc Kimdir?

Ahirzaman Fitneleri-01

"Ümitvar Olunuz"

Hz. Muhammed Aleyhissalatü Vesselam

Bediüzzaman Hazretlerinden Yedi Devlet Adamına 7 Mektup-1

Gizli Planlara Dikkat !

İngilizler ve Türkler

Ahlâk Kaideleri

Din Düşmanları ve Planları

Anarşi Belası

Kadınlarda Haya Duygusu

Keyfi İdare Anlayışı ve Bediüzzaman

Risale-i Nur Muarızı Yazarların İsnadları Hakkında İlmi Bir Tahlil (1965/2006)

İslam ve Demokrasi

İktisadi Krizin Sebep ve Çareleri

Hz. Üstadın Demokratlar Devrine Bakışı

1.Dünya Harbinde Ermeniler

Amerika Dostluğunun Ehemmiyeti

Bediüzzaman Hazretlerinden Yedi Mektup-3

Zamanımıza da Bakan Bazı İşaretler

Nifak Cereyanı Dağıtılmalı

Zamanımıza Bakan Manalar

Faiz Sistemi, Bankalar ve Dünyanın Hali

Yüz Sene Önce Ekilen Tohumların Sümbüllenmesi

Üç Mehdi İddiası

Hakiki İrtica Nedir?

Ordu ve Asker

Yahudilerin Mahiyeti Nedir ?

Def'i Mefasid (kötülükleri kaldırmak)

Zübeyir Abi'nin Ehl-i İman ile Münasebeti

İki İddiaya Cevap

Garip Bir İddia

İnsana Uygun İdare Şekli

Devlet İçin Fert Feda Edilir mi?

Mehdi Hadisesi ve İseviler Mektubu (Gayr-ı Münteşir)

Bidat ve Şeair'in Mahiyet ve Neticeleri

Nur Merkezi İhtiyacı

Gazete Şartnamesi ve Zübeyir Gündüzalp (1968-1971)

Marifet-in Nebiyy

Deccal Komitesi ve İktidar Partisi

Adab-ı İslamiye

Dar Daire Hususiyeti

İslâm Cumhuriyeti, Hilâfet ve Şeriat

Meclis'e (TBMM) Tavsiye ve İkazlar

Ramazan-ı Şerif-1

Türkiye'nin Terör Meselesi ve Çaresi

Musibetlerde Nokta-i Nazar

Milletin Halini Nazara Alın

Kürd Milleti Hakkında

Süfyaniyetin Rükünleri Kimler?

Allahü Ekber Hakikatı (3)

Bediüzzamandan 7 Mektup

Avrupa Birliği mi, İslam Birliği mi?

Mehdi ve Mehdiyet

Zülkarneyn Kimdir ?

Tuzakları Bozalım Derken Tuzağa Düşmek

Yahudilerin İçyüzü

Türkiye'de Laiklik Serüveni

Katliamlar ve Vahşetler

Mehdi Hadisleri

Mehdi Meselesi Hakkında

Mi'rac Hadisesi

Ordu ve Asker Meselesi

İslam Kahramanı Milletimiz

İslam ve Demokrasi

Son Müceddid

Bu Vatandaki Gizli Komiteler

Teali-i İslam Cemiyeti ve Bediüzzaman Said Nursi

Bediüzzaman Hazretlerinden Yedi Mektup-2

Nur Talebeleri Ergenekon'a Nasıl Bakmalı ?

Radyo Televizyonla Yapılan Tahribat

Hukuk Hakkında

Zübeyr Ağabeyin Külliyattan Tesbitli Hususiyetleri

Ramazan-ı Şerif - 3

Kör Hissiyat

Halk Partisi (CHP) Ne Yapmalı ?

Nifak ve Münafıklık

Avrupa Fikir Hayatının İslama Aykırılığı

Ekonomik Kriz Sebeb ve Çareleri

Bediüzzaman Hazretlerinin İttihad-ı İslam Tarifi

Gizli Ene ve Kusurunu Görmek

Sarıklı Genç

Şahsı Manevi Kuvveti

Gazete ve Neşriyat Şartnamesi

Hükümete Mühim bir Tavsiye

Geniş Daire Hizmetleri

Süfyan'ın Büyük Deccal'dan Eşeddiyeti

Allahü Ekber Hakikatı (2)

Allahü Ekber Hakikatı (1)

DECCAL İLE BERABERLİK TEHLİKESİ

Leyle-i Berat

Hükümet İslam Birliğine Çalışmalı

Avrupa Birliği meselesi

Son Müceddid

Cemiyetin Bozulması

Başörtüsü Şeair-i İslamiyedendir

Lahika Mektubu İddiasına Cevap

İslam İlerleme Vesilesidir

Hz. Üstadın Demokratlar Devrine Bakışı (3)

Komitelerin İçyüzü

Zina İsnadı Hakkında Şeriatın Hükmü

Münafık Cereyanın Tecavüz Planı

Avrupa Hristiyanlığın Sembolüdür

Bu Vatan için en büyük tehlikelerden biri... HALK PARTİSİ İKTİDARI

Bediüzzaman Hazretlerinden Yedi Mektup-4

Dersim Hadisesi ve Said Nursi

Hz. Üstadın Demokratlar Devrine Bakışı (2)

Kadir Gecesi

Süfyan'ın Büyük Deccalden Daha Dehşetli Olduğu

Ermeni Meselesi ve Bediüzzaman Said Nursi Şahitliği

"Red başka, kabul etmemek başkadır."

Güneş Üflemekle Sönmez

Siyasi Muvaffakiyet

Tesettürde Şer'i Ölçüler

Risale-i Nur Sadeleştirilemez

Kur'an Talebesi ve Dava Adamı Nasıl Olunur?



Gıybet Hakkında Bir Mektup (Gayr-ı Münteşir)

May 09 2010
Zina İsnadı Hakkında Şeriatın Hükmü PDF Yazdır e-Posta
Değerlendirme: / 2
Kötüİyi 
Yazan ittihad ilmi araştırma heyeti   
Sunday, 09 May 2010

Şeriat Hükümleri Herkese Faydalıdır

ZİNA İSNADI HAKKINDA DİNÎ VE ŞERİ’ HÜKÜMLER

Bu yazı zina isnadı hakkındaki dini hükümleri göstermekle, bu isnad yoluna sapanlar için şeri’atın bu mevzuya bakan hükümlerini bilmek için yazılmıştır.

Çünkü böyle büyük hatalar ve ondan doğan karışıklıklar ve zararlar, çok kere şer’î bilginin noksanlığından doğuyor. Bu şer’î bilgiyi vermek için şeri’atın temel kitablarına dayanan “Hukuku İslâmiye ve Istılahat-ı Fıkhiye Kamusundan” bazı kısımları burada nakledilecektir.

Bu kesin ve nassî hükümleri, büyük şeri’at imamları Kur’an ve hadislerden aldıkları için bunlara teslimiyet şarttır. Aksi halde büyük manevî ve imanî mes’uliyetler getirir.

BEDİÜZZAMAN HAZRETLERİNİN BEYANLARI

Bir nevi iftiralı gıybet de sayılan zina isnadı hakkında bir âyetin hükmünü nazara verip şiddetli ikaz eden Bediüzzaman Hazretlerinin pek şiddetli ifadeleri vardır. Şöyle ki:

اَيُحِبُّ اَحَدُكُمْ اَنْ يَأْكُلَ لَحْمَ اَخِيهِ مَيْتًا (49:2) Gıybet, şu âyetin kat'î hükmüyle nazar-ı Kur'anda gayet menfur ve ehl-i gıybet gayet fena ve alçaktırlar.

Gıybetin en fena ve en şenii ve en zalimane kısmı, kazf-ı muhsanat nev'idir.

Yani gözüyle görmüş dört şahidi gösteremeyen bir insan, bir erkek veya kadın hakkında zina isnad etmek; en şeni' bir günah-ı kebair ve en zalimane bir cinayettir, hayat-ı içtimaiye-i ehl-i imanı zehirlendirir bir hıyanettir, mes'ud bir ailenin hayatını mahveden bir gadirdir.
Evet Sure-i Nur bu hakikatı o kadar şiddetle göstermiş ki, vicdan sahibini titretiyor ve tüylerini ürperttiriyor.

لَوْلآ اِذْ سَمِعْتُمُوهُ مَا يَكُونُ قُلْتُمْ لَنَآ اَنْ تَكَلَّمَ بِهَذَا سُبْحَانَكَ هَذَا بُهْتَانٌ عَظِيم

(24:19) şiddetle ferman ediyor ve diyor ki:

Gözüyle görmüş dört şâhidi gösteremeyen merdud-uş şehadettir. Ebedî şehadetlerini kabul etmeyiniz. Çünki yalancıdırlar. Acaba böyle kazfe cesaret eden hangi adam var ki, gözüyle görmüş dört şahidi gösterebilir.

Kur'an-ı Hakîm bu şartı koşturmakla, böyle şeylerde şakk-ı şefe etmeyiniz, bu kapıyı kapayınız demektir.

يُحِبُّونَ أَنْ تَشِيعَ الْفَاحِشَةُ (24:19) tehdidiyle, öyleleri münafık gibiişâalarla ifsad ediyorlar,ehl-i namus ve ehl-i haysiyet hakkında olsa ve bilhassa ehl-i ilim hakkında olsa ve bilhassa akıldan hariç bir tarzda olsa... ehl-i imanın ha­yat-ı içtimâiyelerini böyle ifade ediyor. Ve bilhassa böyle gıybet

Meselâ, namuslu bir zat, kendi gayet yakışıklı, her cihetle mükemmel ve ailesine ke­mâl-i itimadı olduğu halde, hiçbir cihetle ona mukabil gelemeyen ve onun hizmetkârı hük­münde ve ona nispeten çirkince bir insan ve dün­yada onların içtimâını hiçbir fıtrat ve vicdan kabul etmediği bir surette, o biçare ailesini o suretle gıybet etmek, bu nevi gıybetin en şenîidir.

Böyle eşna’ gıybetin sebebi, olsa olsa, insanın dest-i ih­tiyarında olmayan bir muhabbet vasıtasıyla, yine kadınların kıskançlığından ve habbeyi kubbe gö­rüp ve kendi iffetini göstermekle başkasını itham etmek nev’inden bu nevi şayialar meydan alıyor­lar.

Bu işâadan tevbe etsinler; yoksa kahr-ı İlâhî gelmesi kaviyen memuldür. Öyle iftira edenler, böyle iftiraya maruz kalacakları, cezâ-yı amelleri olmak ihtimalini düşünsünler!” Said Nursi” (Envar Neşriyat Barla Lahikası sh:154)

KİMLERİN ŞAHİDLİĞİ GEÇERLİDİR?

Burada şart koşulan şâhid, İslâm hukuku tabiriyle, şâhid-i âdildir.yalan söylemeyen ve mürüvvetkâr yaşayıp güvenilir evsafa sâhib ve şer’î hukukta maksadına göre te’vile kaçmayıp riayetkâr ve teslimiyyetli şahıs manasını ifade eder. Yani hayatında Bu bozuk cemiyetin menfi te'sirleri altında bulunan ve bilerek sözünde durmayan ve ekseriyet teşkil eden insanlar arasında bulunmaz. Bediüzzaman Hazretleri 1945 ve 46 larda diyor ki:

Evet eski terbiye-i İslâmiyeyi alanların yüzde ellisi meydanda varken ve an'anat-ı milliye ve İslâmiyeye karşı yüzde elli lâkaydlık gösterildiği halde; elli sene sonra, yüzde doksanı nefs-i emmareye tâbi' olup millet ve vatanı anarşiliğe sevketmek ihtimalinin düşünülmesi “ Emirdağ Lahikası: 22 diyerek devam eden yazı, şayan-ı ibrettir.

Burada geçen elli sene sonra ifadesi, 1997 ve sonrasına bakar. Yani giderek millî ahlakın bozulacağını ihbardır.

Mezkür âyetin sârih hükümlerini beyan eden Bediüzzaman Hazretlerinin bu beyanatında, şahidlik sıfatlarına sahib olan dört âdil şahid olmadığı halde kazf iftirasını yapan kişi:

-En şen’i günah-ı kebairi işlemiş..

-En zalimâne cinayet işlemiş..

-İslâm cemiyetini zehirlendiren hıyanet yapmış..

-Münafık gibi İslâm cemiyetini ifsad etmiş.. olacağı sarahaten açıklanmış oluyor.

Buna göre mesela: Üç âdil şahid, bir kişiyi kötü fiili işlerken görseler ve bu işlenen suçu başkalarına işaa için söyleseler veya İslâmî resmiyete intikal ettirseler, dört kişi olmadıkları için, yukarıda sayılan dört cinayet ve müfsidliği ve nifakı işlemiş olurlar ve İslâm hukuku bunları manen ve maddeten cezalandırır.

Şimdi Hukuk-u İslâmiye ve Istılahat-ı Fıkhiye Kamusunun birinci baskısından nakiller yapılacaktır:

“Bir şahsa kazf edildiği (zina iftirası yapıldığı), ya ikrar ile veya beyyine ile (iki adil şahid ile iftiracı kişinin iftiracılık suçu) sabit olur.

İkrar: Kazifin (iftira yapan kişinin) yapmış olduğu kazfı (iftirayı) hâkimin huzurunda bir kere itiraf etmesinden ibarettir.

Zina iftirasını yapan kişi bu iftirasını isbat edemediği takdirde kazif, (yani iftiracı kişi) hadd-i kazfe (yani bu iftirasının cezasına) müstahık olur. (cezaya çarpılır) (Huk. İs. Cilt 3 sh: 256)

“Kazif (zina iftirasını yapan kişi) makzufun (hakkında zina iftirası yapılan kişinin) zinada bulunmamış olduğuna dair yemin etmesini talebte bulunamaz.” (Aynı eser. sh:258)

(24/4.) Âyette iftiracılar hakkında mealen şöyle buyrulur:

وَالَّذِينَ يَرْمُونَ الْمُحْصَنَاتِ ثُمَّ لَمْ يَأْتُوا بِأَرْبَعَةِ شُهَدَاء فَاجْلِدُوهُمْ ثَمَانِينَ جَلْدَةً وَلَا تَقْبَلُوا

“Sonra da dört şâhid getirmeyen kimseler , demek ki ikrar bulunmadıkça bir zinayı isbat için şehadetin nıshabı lâekal dörttür. Halbuki iki şâhid-i âdil ile kısas bile sâbit olur. Demek ki namuslu bir kimseyi, bahusus ırz ehli bir kadını zina ile ittiham etmek, canını almaktan ağırdır. Binaenaleyh onlara atıp da (iftira edipde) isbat edemeyenler yok mu, bunlara da attıklarından (yani iftiralarından) dolayı seksen celd (derileri üzerine ) vurunuz. Hem de bunların ebedâ hiç bir şehadetini kabul etmeyiniz.

لَهُمْ شَهَادَةً أَبَداً وَأُولَئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ

O kazif cürmünü fırlatan dilin ilelebed, yani ölünceye kadar bu suretle hukmünü (şahidlik hakkını) ıskat etmek, bu da bu haddin tetimmesidir. Celdin (yani deri üstüne vurmanın) elemi cismanî, bunun elemi ise ruhanîdir. Zinada cismanî cihet, kazifte ruhani cihet galib olduğundan kazfin celdi (sopa cezası) hadd-i zinadan dun (aşağı derece) velâkin bu manevi ceza ondan efzundur. (daha şiddetlidir.) Çünkü müebbeddir. Bunlar fâsıklar güruhundan ibarettir. Fısk ile mahküm kimselerdir.”(Elmalılı Tesiri Cilt. 5 sh: 3479)

“Yapılan bir kazifden (yani zina iftirasından) dolayı hemen tövbe edilmelidir. Çünkü Kazf büyük bir günahtır. Makzufun (yani iftira edilen şahsın) kazfden (bu iftiradan) haberi yok ise, bu tövbenin kabulu için bu kazfı (iftirayı) makzufe (iftira edilen şahsa) haber vermek şart değildir. Hatta bazı zevata göre bunu haber vermek haramdır. Zira bununla (bu haberle) makzuf müteessir edilmiş olur. Fakat makzuf bundan haberdar ise, yapılan tövbe kendisine haber verilebilir. Bu bir tarziye (özür dileyip rızasını almak) demektir. Gıyaben yapılan bir kazf, bir gıybet ve zulümdür. Bundan tövbe etmekle beraber makzufun ve gıybet edilen kimsenin hakkında hayırlı dua da bulunmalıdır ki bu, bir nevi tazminat sayılır..

Maahaza yukarıda da yazıldığı üzere hakkında had (cezası) icra edilen kazifin (yani zina iftirasını yapan kişinin) - tövbe etse de - artık şehadete ehliyeti kalmaz. (şahitlik yapamaz) Çünkü Kur’an-ı Mübinde 24. Surenin 4. ve 5. Ayetlerinde mealen şöyle buyurulmuştur. “İffetli, muhsanattan bulunan kadınlara zina isnad eden, sonra dört şahid (1) getirerek bu isnadlarını isbat edemeyen kimselere seksen değnek vurun ve bunların şehadetlerini (yani şahidliklerini) ebediyyen kabul etmeyin ve fâsık olan, (şeriatın hükmünü dinlemeyen) onlardır. “Ancak bundan sonra tövbe edip hallerini ıslah edenler müstesna, bunlar fâsık olmaktan kurtulurlar. “(Aynı eser, sh:262) Fakat şahidlik hakkı geri dönmez. Yani ölünceye kadar sözlerine itimad edilmez.

TECESSÜS YASAKTIR!

“İnsanlardan vakit vakit bazı masiyetler (günahlar) zuhur edebilir. Fakat insanlara lâzımdır ki, bu temayülata mukavemet etsinler. Böyle bir ma’siyete mübtela oldukları takirde derhal mütenebbih olup tövbekâr olsunlar.

İslâm hukuk-ı cezaiyesi, beşeriyetin bu vaziyetini pek güzel nazara almış, insanların tövbekâr olarak masiyetlerden ictinab etmelerini pek ziyade iltizam etmiştir. Bu cihetlerdir ki, bu hususta pek re’fetkârane (yani şefkatli) hükümleri muhtevi bulunmaktadır. Şöyle ki:

Bu gibi günahkârlardan tövbekâr olarak hal-i nezahete (günahlardan temiz hale) avdet edebilmeleri, (dönebilmeleri) için haklarında müsamaha gösterilmesi tecviz edilmiş, bu cinayetin sübutu,(zina fiilinin isbatlanması) adeta muhal (imkânsız) denilecek şartlara rabt olunmuş (bağlanmış) bu cinayete ait cezaların bir şüphe ile sâkıt olacağı (cezalandırılmayacağı) “idreül hudude bişşübehati” (Tirmizi, hudud 2) hadis-i şerifiyle tansis buyurulmuştur. (yani şer’i delile dayandırılmıştır.) “ Nitekim aşağıdaki mes’elelerden bu hakikat daha ziyade tavazzuh edecektir. (Aynı eser. sh:214)

“Şeriat, zan ve şübhelerle suç araştırmak ve müslümanı suçlamak şöyle dursun had cezaları gerektiren suçları dahi resmiyete intikal ettirmemeyi ve müslümanlar kendi aralarında müsamahaları ile suçları örtmelerini emreder.

Mesela, bir rivayette mealen şöyle buyruluyor:

“Hadleri kendi aranızda affedin. (affı bana bırakmayın.) Bu hadislerde hitab bütün müslümanlarındır. Yani, dava imama veya mahkemeye intikal etmeden hududun (cezanın) afv, şefaat gibi yollarla terkedilmesi, resmiyete intikal ettirilmemesidir.” (Kütüb-ü Sitte Muhtasarı, cilt. 6 sh: 298)

Resmiyette ise, ceza vermemek ve suçu örtmek için bir şübhe, bir bahane aranır. Misalleri ileride görülecek.

ZİNA NASIL İSBAT EDİLİR?

"Zina cinayeti iki yoldan biriyle sabit olur: İkrar, şehadet. Bu hususta hâkimin malumatı kâfi değildir. Çünkü hâkimin ilmi, hudud (yani ceza vermek) hususunda -sahabe-i kiramın icmaiyle- hüccet olamaz. Zinaya dair ikrar, zinayı irtikâb eden şahsın bu cinayetin hâkimin huzurunda ve müteferrik (ayrı ayrı) dört mecliste dört defa itiraf etmesinden ibarettir.

Binaenaleyh bir kimse hâkimin huzurunda bir defa veya bir mecliste dört defa ikrar etmekle zina cezası icra edilemez. Çünkü bu had cezasının şüphe ile iskat (ve iptal) edilmesi mültezem (ve mümkün) olduğundan bu vech ile dört defa ikrara lüzum vardır.

Hâkim, bir nedamet duygusuyla mahkemeye müracaat ederek yapmış olduğu gayr-ı meşru bir mukareneti itirafta bulunan kimsenin birinci, ikinci, üçüncü itiraflarını hakîmane bir surette red eder.(yani temel hadis kitablarında açıkça ve tekrarla nakledildiği üzere Resulullahın yaptığı gibi yani, suçun ısrarla itiraf edilmesine rağmen suçun örtülmesine çalışır.) Buna rağmen o kimse dördüncü defa olarak hüküm meclisine gelerek ikrarını tekrar edince hâkim: “Zina nedir? Nasıl ve kim ile ve nerede vaki oldu.”diye kendisinden sorar ve mukırrın (suçunu ikrar edip açıklayan şahsın) derece-i akıl ve şuurunu da tetkik eder. (Yani suçun örtülmesi için bütün imkânları kullanır.) Bu hususta mensup olduğu aileden tahkikatta bulunur. Çünkü mecnunların, matuhların (bunamışların) ikrarları hederdir. (geçersizdir ve nazara alınmaz,)

Gayr-ı meşru mukarnette bulunduğunu itiraf eden kimsenin bu fazihayı (günahı) haddi (ve cezayı) icab edecek tarzda irtikâb etmiş bulunduğu anlaşılınca hâkim:”Belki aranızda bir nikâh var idi” veya “Rüya görmüş olmayasın? “gibi bir vecihle kendisine bazı telkinatta bulunur ki buna “telkin-i rücu” (yani suçunu ikrar etmekten döndürme ve vazgeçirme) denir.

Bu telkindeki hikmet, pek müstehcen bir hadisenin tescil edilmemesi, bu yüzden bir çok kimselerin edebi bir hicab altında kalmaması, fahiş bir hareketin halk arasında şuyuuna (yani duyulup yayılmasına) meydan verilmemesi gibi şeylerdir.(Aynı eser, sh: 222)

Kocası ve seyyidi (efendisi) bulunmayan bir kadın gebe bulunsa, (yani gebe olduğu için zina işlediği anlaşılsa,) hakkında bir şey yapılmaz. Kimden gebe kaldığını sormak, (yani suçunu ortaya çıkartmaya çalışmak) icab etmez. Çünkü bu sual (soruşturup araştırma),fâhiş bir hareketi, (büyük bir günahı) işaaye müeddidir. (halk arasında duyurup yaymaya sebebdir) (Aynı eser, sh: 228)

NETİCE

İşte müfterilerden böyle iftiralar duyulunca, hakiki mü’minler Kur’ana istinaden:

لَوْلآ اِذْ سَمِعْتُمُوهُ مَا يَكُونُ قُلْتُمْ لَنَآ اَنْ تَكَلَّمَ بِهَذَا سُبْحَانَكَ هَذَا بُهْتَانٌ عَظِيمٌ

Derler: Yani Onu (iftirayı) duyduğunuzda “bunu konuşup yaymamız bize yakışmaz. Haşa! Bu, çok büyük bir iftiradır...” demeli değil miydiniz? (Kur’an 24/16)

Kur’anın bu hükmüne uyarak müfterilerin iftiraları yüzlerine çarpılmalıdır. Tenkide uğrayan bu şahsı mezkür 24/16. âyetin icabı olarak müslümanların mudafaa etmesi lâzımdır. Tâ ki böyle ifsatçılık halkın manevi baskısı yoluyla sönsün ve gelişemesin.

Şu halde gıybet ve iftira edenlere musamaha ile onlara taraf olup destekleyenler de aynı mes’uliyete ortak olacakları da şer’î bir kaidedir. Yukarıda kısmen nakledilen İslâm hukukundaki iftiraya uğrayanı koruma fazileti; Peygamberimiz (A.S.M.) devrinde kütüb-ü sittede nakledilen sahabe ve sahabilerden on adede yakın aynı hadiselere karşı Resulullahın A.S.M. musamahakâr tavır ve muamelesine dayanmaktadır.

Burada yeri gelmişken nazara vermek gerektir ki mezkür faziletlere ve İslâmî ahlâka zıd düşen, hem de İslâm dairesinde görünen insanların çoğundaki mevcud bozuk ahlâkı tasvir eden Bediüzzaman Hazretlerinin ifadelerini nazara almak ve umum zamanlara, hatta daha çok ahirzaman devresinde (eğer tedbir alınmazsa) giderek umumî ahlâkın bozulacağı ve ikazlarını düşünmek lâzımdır.

Son Güncelleme ( Monday, 10 May 2010 )
 
< Önceki   Sonraki >

Vecizeler

Bu zamanda en büyük farz vazife, İttihad-ı İslam'dır...

Bediüzzaman Said Nursi

Sayaç

Bugün80
Dün260
Bu Hafta2206
Bu Ay1216
Tümü262715