Menu Content/Inhalt
Anasayfa arrow Güncel Konular arrow Güncel Konular Bölümü arrow Bediüzzaman Hazretlerinden Yedi Mektup-2

Hicrî Takvim

ittihad.com.tr ittihad.com.tr - Bediüzzaman Hazretlerinden Yedi Mektup-2

Güncel Konular

1918'den Sonra Ermeniler ve Kürtler

Hadisata Nasıl Bakılmalı

Ayasofya İbadete Açılmalı

Küçük Deccal Büyük Deccal Kavramları

Zübeyr Ağabeyin Külliyattan Tesbitli Hususiyetleri

İki İddiaya Cevap

Bütün Okullarda Din Dersleri Okutulmalıdır

Ahirzaman Fitnesinden Uzak Durmak

Avrupa Fikir Hayatının İslama Aykırılığı

Gizli Planlara Dikkat !

Askerler Siyasete Karışmalı mı?

Mürşidlik ve Şahıs Merciiyeti Meselesi

İki Cereyan

Kürd Milleti Hakkında

Anarşi Belası

İslam ve Demokrasi

Adab-ı Muaşeret

Ahirzaman Fitneleri-01

Leyle-i Berat

Deccaldan Kurtulacağız

Allahü Ekber Hakikatı (1)

Maidet-ül Kur'an'dan

Bu Vatan için en büyük tehlikelerden biri... HALK PARTİSİ İKTİDARI

Süfyaniyetin Rükünleri Kimler?

"Ümitvar Olunuz"

Kim Demokrat

Adalet ve Mahkemeler

Teali-i İslam Cemiyeti ve Bediüzzaman Said Nursi

Başörtüsü Şeair-i İslamiyedendir

Meşrutiyet (Demokratlık) ve Günümüz Anayasası

Mehdi Hadisesi ve İseviler Mektubu (Gayr-ı Münteşir)

Ahirzaman Fitneleri-02

Nur Merkezi İhtiyacı

Anarşi-Terör Sebep ve Çareleri

Gizli İfsad Komitesi ve Süfyaniyet

Münafık Cereyanın Tecavüz Planı

Ahirzamanda İman Durumu

İngilizler de İslam Birliğine Taraftar Olacak

1.Dünya Harbinde Ermeniler

Yahudilerin Mahiyeti Nedir ?

Hükümet İslam Birliğine Çalışmalı

Avrupa Birliği meselesi

Bu Vatandaki Gizli Komiteler

Kadir Gecesi

Katliamlar ve Vahşetler

Son Müceddid

İngilizler ve Türkler

İslam Kahramanı Milletimiz

Yüz Sene Önce Ekilen Tohumların Sümbüllenmesi

Milletin Halini Nazara Alın

Müslümanlara Atılan İftiralar

Allahü Ekber Hakikatı (3)

İktidar Partisine Tavsiye ve İkazlar

Geniş Daire Hizmetleri

Ermeni Meselesi ve Bediüzzaman Said Nursi Şahitliği

Zülkarneyn Kimdir ?

Keyfi İdare Anlayışı ve Bediüzzaman

Feveran

Yüzüncü Yılında 31 Mart Hadisesi

Hristiyanların Necatı

Siyasi Muvaffakiyet

Ordu ve Asker Meselesi

Mehdi Meselesi Hakkında

Faiz Sistemi, Bankalar ve Dünyanın Hali

Güneş Üflemekle Sönmez

Devlet İçin Fert Feda Edilir mi?

Yüz Sene Sonra

Laiklik Hakkında

Üç Mehdi İddiası

Bidat ve Şeair'in Mahiyet ve Neticeleri

Yahudilerin İçyüzü

Sabır ve Cihad Kahramanlığı

Maidet-ül Kuran ve Hazinet-ül Bürhan

Kör Hissiyat

Marifet-in Nebiyy

Radyo Televizyonla Yapılan Tahribat

Yüzüncü Yılında 31 Mart Hadisesi-2

Ekonomik Çöküntü ve Çaresi

Hz. Üstadın Demokratlar Devrine Bakışı (3)

Bediüzzamandan 7 Mektup

Din Düşmanları ve Planları

Meclis'e (TBMM) Tavsiye ve İkazlar

Bediüzzaman Hazretlerinden Yedi Mektup-3

Nifak ve Münafıklık

Ye'cüc ve Me'cüc Kimdir?

Ramazan-ı Şerif - 2

Peygamberimize (asm) hergün beş defa biatımızı tecdid ediyoruz

Ramazan-ı Şerif-1

Üç Mehdi Meselesi ve Hz.İsa'ın (a.s.) Nüzulü

Kurban Bayramındaki Sır

Yahudi milletinin sonu mu geliyor?

Ahirzaman Fitneleri-04

Ahirzaman Fitneleri-03

Kadınlarda Haya Duygusu

Gazete Şartnamesi ve Zübeyir Gündüzalp (1968-1971)

Allahü Ekber ve Kurban Bayramı

Mi'rac Hadisesi

Fitneden Teyakkuz Dersi

İslam İlerleme Vesilesidir

Bediüzzaman Hazretlerinden Yedi Devlet Adamına 7 Mektup-1

Zübeyr ve Tahiri Abiler Hakkında Hatıra Notları

Adab-ı İslamiye

Tuzakları Bozalım Derken Tuzağa Düşmek

"Red başka, kabul etmemek başkadır."

Anayasa Değişikliği Hakkında

Laiklik Nedir

Hz. Üstadın Demokratlar Devrine Bakışı (2)

Kur'an Talebesi ve Dava Adamı Nasıl Olunur?

Hükümete Mühim bir Tavsiye

Rahmet Rahmet Yağdın Âleme

İslâm Cumhuriyeti, Hilâfet ve Şeriat

Üç-Dört Adamı Reddedin..

Deccaliyetin Büyük İfsadatı

Leyle-i Berat

Dindar Demokratlar

Ehl-i Kitap

Gazete ve Neşriyat Şartnamesi

Halkçılar, Irkçılar El Ele.

Zamanımıza da Bakan Bazı İşaretler

Bediüzzaman Hazretlerinden Yedi Mektup-2

Şuhûr-u Selase (Üç Aylar)

Son Müceddid

Dikdurmak ve Başeğmemek

Hakiki İrtica Nedir?

Zina İsnadı Hakkında Şeriatın Hükmü

Gizli Komiteler (Örgütler) Dağıtılmalı !

Sarıklı Genç

Kitab-ı Kainatı Okumak Mesleği

Mehdi Hadisleri

Dindar Demokratlar

Risale-i Nur Muarızı Yazarların İsnadları Hakkında İlmi Bir Tahlil (1965/2006)

Örtünme Müdafaası ve Bediüzzaman

Garip Bir İddia

Süfyan Cereyanının Sonu!

Zamanımıza Bakan Manalar

Bediüzzaman Hazretlerinin İttihad-ı İslam Tarifi

Türkiye'de Laiklik Serüveni

Allahü Ekber Hakikatı (2)

Asıl Mehdi Gelmedi mi?

Adalet Nasıl Sağlanır?

Ermeni Zulümlerinin Belgesi

Cemiyetin Bozulması

Hz. Muhammed Aleyhissalatü Vesselam

Amerika Hakkında Bir Mektup

DECCAL İLE BERABERLİK TEHLİKESİ

Hz. Üstadın Demokratlar Devrine Bakışı

Şahsı Manevi Kuvveti

Geniş Daire Hizmeti

Deccal Komitesi ve İktidar Partisi

Risale-i Nur Sadeleştirilemez

Gıybet Hakkında Bir Mektup (Gayr-ı Münteşir)

Gizli Ene ve Kusurunu Görmek

Süfyan'ın Büyük Deccal'dan Eşeddiyeti

Amerika Dostluğunun Ehemmiyeti

Zübeyir Abi'nin Ehl-i İman ile Münasebeti

İslam ve Demokrasi

Beş Büyük Tehlike ve Çaresi

Ortalığı Karıştıracak Neşriyatlar

Risale-i Nurun 27. Mektubu Lahikalar Bölümü Abdülkadir BADILLI

Musibetlerde Nokta-i Nazar

Bediüzzaman Hazretlerinden Yedi Mektup-4

Hoşgörü Meselesi (Müsamahada Ölçü)

Tesettürde Şer'i Ölçüler

Türkiye'nin Terör Meselesi ve Çaresi

Mehdi ve Mehdiyet

Halk Partisi (CHP) Ne Yapmalı ?

Ramazan-ı Şerif - 3

Komitelerin İçyüzü

Halk Partisi Hakkında

Def'i Mefasid (kötülükleri kaldırmak)

Dar Daire Hususiyeti

Geçim Derdi ve Dini Hayat ve Hükümet

İnsana Uygun İdare Şekli

Ordu'nun Durumu

Açık-Saçıklıkla Yapılan Tahribat

Ölmüş Gitmiş ve Hükümetten Alakası Kesilmiş Şahıs (Yaşanmış)

Avrupa Birliği mi, İslam Birliği mi?

Milliyetçiler, Halkçılarla El Ele Olmamalı !

Süfyan'ın Büyük Deccalden Daha Dehşetli Olduğu

Kur'an'ın Haber Verdiği Dokuz Çete Reisi

23 Tem­muz 1908'den 23 Temmuz 2007'ye

Dersim Hadisesi ve Said Nursi

Mütecaviz Ehl-i Bida

İktisadi Krizin Sebep ve Çareleri

Lahika Mektubu İddiasına Cevap

Kudsiyetin Hakikatı

Avrupa Hakkında

Nifak Cereyanı Dağıtılmalı

Ekonomik Kriz Sebeb ve Çareleri

Nur Talebeleri Ergenekon'a Nasıl Bakmalı ?

Avrupa Hristiyanlığın Sembolüdür

Ordu ve Asker

Ahlâk Kaideleri

Ahirzamanda Bazı Müslümanların Durumu

Hukuk Hakkında

Din ve Vicdan Hürriyeti

II. Meşrutiyetin 100. yılı 23 Temmuz 1908 / 23 Temmuz 2008

Nokta-i Telâkinin Mahiyeti ve Ehemmiyeti

Yeni Anayasada Lâiklik Tarifi Nasıl Olmalı

Halk Partisi (CHP) Ne Yapmalı?



Dindar Siyasilere Tavsiye ve İkazlar

Mar 19 2009
Bediüzzaman Hazretlerinden Yedi Mektup-2 PDF Yazdır e-Posta
Değerlendirme: / 1
Kötüİyi 
Yazan abdullah said   
Thursday, 19 March 2009

BEDİÜZZAMAN HAZRETLERİ & M.KEMAL PAŞA (1923)

1922 senesi sonlarında M. Kemal Paşanın ve bazı milletvekillerinin ısrar ve tekrarlı davetleri üzerine Bediüzzaman Hazretleri Ankara’ya geldi.

Ankara’da M. Kemal Paşanın riyaset odasında, şifahen yaptıkları görüşmede Bediüzzaman Hazretleri, hubb-u cah, makam ve mevki sevgisi ve şöhretperestlik damarları ile hareket ederek ecnebilere kendini beğendirmenin ve İslâmiyete zıt inkilap yapmanın bu milleti ve alem-i İslâmı küstürmeye sebep olacağını ihtar eder.

İnkilaplar ve terakki için yapılacak kanunların Kur’ana ve İslâmiyete uygun olması gerektiğini, yoksa milletin ekseriyetinden muhabbet değil nefret kazanılacağını, M. Kemal Paşa’ya ders verir, ikaz ve ihtar eder.

Bediüzzaman Hazretleri, o zaman verdiği şifahî dersi, yıllar sonra Mektubat adlı eserin 29. Mektup 6. Kısım’da neşretmiştir. Bu bahis Mektubat kitabında yayınlanmasıyla daha sonraki zamanlara da bir ders niteliğinde bir düstur olmuştur. Ayrıca bu ders Tarihçe-i Hayatı kitabının 144. sahifesinde de neşredilmiştir.

Şimdi Tarihçe-i Hayatı kitabından bu ikaz ve ihtarı içine alan bölümü bir kez daha sunuyoruz. Şöyle ki:

«Bediüzzaman, küçük yaşında iken tasavvur ettiği ve hayatını o yolda feda etmeye azmettiği ve hayatının bir gayesi ve neticesi olarak kabul ettiği "Âlem-i İslâmda büyük bir intibah ve inkişaf" emeliyle Ankaraya gelmişti. Daha meşrutiyetin ilânından evvel, İstanbul'a gelmeden, Şarkî Anadoluda, yüzlerce ehl-i ilim ve erbab-ı fazilet kimselerle mübaheseleri; ve İstanbul'da birdenbire meydana çıkarak, ulemayı hayrete sevketmesi; ve ehl-i siyaseti telâşa düşürmesi; ruhunda büyük bir İslâmî inkılâbın müessisi halinin mevcud olduğunu gösteriyordu. Ve kendisi; daha eskiden ruhunda bu vazifenin mes'uliyetini, hem şevk ve sürurunu hissetmişti.

Hürriyetin ilânını müteakip; gazetelerde meşrutiyeti şeriata hâdim yapmakla, Anadolu ve Âlem-i İslâm kıt'asında büyük bir saadetin zuhuruna vesile olunacak ümidiyle neşrettiği makaleler ve muhtelif içtimalardaki nutukları, hep bu mezkûr niyet ve tasavvurunun neticesi idi. "El-Hutbet-üş-Şamiye", "Sünuhat" ve "Lemeat" gibi bazı eserlerinde de görüldüğü gibi, "Şu istikbal zulümatı ve inkılâbları içerisinde en gür ve en muhteşem sadâ, Kur'anın sadâsı olacaktır!" diye beyanatı vardı.

Abbasileri müteakiben, Âlem-i İslâm içinde İslâmî idareyi ele alan Türklerin bin senelik muazzam idaresinden ve hilâfet sürmelerinden sonra, bütün dünyayı dehşete veren bir harb-i umumî meydana gelmiş, Osmanlı Devleti inkıraz bulmuş, İslâmın ebedî düşmanları, merkez-i hükûmeti istilâ ederek, müslümanlığın mahvolduğu kanaatına varmışlardı!.

İşte, Bediüzzaman; İlâhî kudretin tecellisiyle ve ihsaniyle, böyle en elzem bir vakitte, dine revaç verebilecek bir teşekkülün zuhuru dolayısiyle, ve kendisi de beraber çalışmak ümidiyle Ankaraya gelmişti. Avn-i İlâhî ve mu'cize-i Peygamberî ile düşman taarruzlarını defeden ve milletin idaresinin başına geçen yeni Hükûmet-i Cumhuriyede, doğrudan doğruya Kur'ana istinad eden ve Âlem-i İslâmın vahdetini nokta-i istinad yapacak ve İslâmiyetin hakikatında mevcud kuvve-i ulviye ile maddî ve manevî medeniyeti meydana getirecek bir niyet ve gayeyi bulundurmak ve aşılamak üzere meclisde çalışıyordu. Fakat, pek kuvvetli maniler karşısına çıktı.

Âlem-i İslâmı alâkadar eden ve bin üçyüz yıllık ümmetin, dehşetli tehlikesinden istiaze ettiği (Allaha sığındığı) bir zamanın ve fitneyi ateşlendireceklerin kimler olduğunu anlamış bulunuyordu. Bir gün riyaset odasında, M. Kemal Paşa ile iki saat kadar konuştular. İslâm ve Türk düşmanlarının arasında nam kazanmak emeliyle, Şeair-i İslâmiyeyi tahrip etmenin, bu millet ve vatan ve Âlem-i İslâm hakkında büyük zarar tevlid edeceğini; eğer bir inkılâb yapmak icab ediyorsa, doğrudan doğruya İslâmiyete müteveccihen Kur'anın kudsî kanun-u esasîsi noktasından yapmak lâzım geldiği mealinde ihtarlarda bulunur ve şu temsili ders verir. (Mektubat Sahife: 413)

"Meselâ: Ayasofya Camii, ehl-i fazl ve kemalden mübarek ve muhterem zatlarla dolu olduğu bir zamanda, tek-tük, sofada ve kapıda haylaz çocuklar ve serseri ahlâksızlar bulunup, camiin pencerelerinin üstünde ve yakınında, ecnebilerin eğlenceperest seyircileri bulunsa; bir adam o camiye girip ve o cemaat içine dahil olsa eğer güzel bir sadâ ile şirin bir tarzda Kur'andan bir aşir okusa; o vakit binler ehl-i hakikatın nazarları ona döner. Hüsn-ü teveccühle, manevî bir dua ile, o adama bir sevab kazandırırlar. Yalnız, haylaz çocukların ve serseri mülhidlerin ve tek-tük ecnebilerin hoşuna gitmeyecek.

Eğer o mübarek camiye ve o muazzam cemaat içine o adam girdiği vakit; süflî, edebsizcesine fuhşa ait şarkıları bağırıp çağırsa, raksedip zıplasa; o vakit haylaz çocukları güldürecek, o serseri ahlâksızları fuhşiyata teşvik ettiği için hoşlarına gidecek; ve İslâmiyetin kusurunu görmekle mütelezziz olan ecnebilerin, istihzakârane tebessümlerini celbedecek. Fakat, umum o muazzam ve mübarek cemaatin bütün efradından bir nazar-ı nefret ve tahkir celbedecektir. Esfel-i safiline sukut derecesinde, nazarlarında alçak görünecektir.

İşte aynen bu misâl gibi, Âlem-i İslâm ve Asya, muazzam bir camidir. Ve içinde ehl-i iman ve ehl-i hakikat, o camideki muhterem cemaattir. O haylaz çocuklar ise, çocuk akıllı dalkavuklardır. O serseri ahlâksızlar; firenk-meşreb, milliyetsiz, dinsiz heriflerdir. Ecnebi seyirciler ise, ecnebilerin naşir-i efkârı olan gazetecileridir.

Her bir müslüman -hususan ehl-i fazl ve kemal ise- bu camide, derecesine göre bir mevkii olur, görünür; nazar-ı dikkat ona çevrilir. Eğer İslâmiyetin bir sırr-ı esası olan ihlâs ve Rıza-yı İlâhî cihetinde, Kur'an-ı Hakîmin ders verdiği ahkâm ve hakaik-ı kudsiyeye dair harekât ve a'mâl ondan sudur etse, lisan-ı hali, manen Âyat-ı Kur'aniyeyi okusa; o vakit -manen- Âlem-i İslâmın herbir ferdinin vird-i zebanı olan

اَللَّهُمَّ اغْفِرْ لِلْمُوءْمِنِينَ وَالْمُوءْمِنَاتِ

duasında dahil olup hissedar olur; ve umumu ile uhuvvetkârane alâkadar olur.

Yalnız, hayvanat-ı muzırra nevinden bazı ehl-i dalâletin ve sakallı çocuklar hükmündeki bazı ahmakların nazarlarında kıymeti görünmez. Eğer o adam, medar-ı şeref tanıdığı bütün ecdadını ve medar-ı iftihar bildiği bütün geçmişlerini ve ruhen nokta-i istinad telâkki ettiği Selef-i Salihînin cadde-i nuranîlerini terkedip; heveskârane, hevaperestane, riyakârane, şöhretperverane, bid'akârane işlerde ve harekâtda bulunsa; manen, bütün ehl-i hakikat ve ehl-i imanın nazarında en alçak mevkie düşer.

اِتَّقُوا فِرَاسَةَ الْمُوءْمِنِ فَاِنَّهُ يَنْظُرُ بِنُورِ اللَّهِ

[1] sırrına göre ehl-i iman ne kadar âmi ve cahil de olsa, aklı derketmediği halde, kalbi öyle hodfüruş adamları soğuk görür; manen nefret eder.

İşte, hubb-u caha meftun ve şöhretperestliğe mübtelâ adam, ikinci adam hadsiz bir cemaatin nazarında esfel-i safiline düşer; ehemmiyetsiz ve müstehzi ve hezeyancı bazı serserilerin nazarında muvakkat ve menhus bir mevki kazanır

اَلْاَخِلاَّءُ يَوْمَئِذٍ بَعْضُهُمْ لِبَعْضٍ عَدُوٌّ اِلاَّ الْمُتَّقِينَ

[2] sırrına göre; dünyada zarar, berzahda azab, Âhirette düşman bazı yalancı dostları bulur.

Birinci suretteki adam; faraza, hubb-u cahı kalbinden çıkarmazsa, fakat ihlâs ve rıza-yı İlâhiyi esas tutmak ve hubb-u cahı hedef ittihaz etmemek şartiyle bir nevi meşru makam-ı manevî, hem muhteşem bir makam kazanır ki; o hubb-u cah damarını tamamiyle tatmin eder. Bu adam, az hem pek az ve ehemmiyetsiz bir şey kaybeder; ona mukabil çok, hem pek çok kıymetdar, zararsız şeyleri bulur. Belki birkaç yılanı kendinden kaçırır. Ona bedel, çok mübarek mahlûkları arkadaş bulur; onlarla ünsiyet eder. Veya ısırıcı yabanî eşek arılarını kaçırıp, mübarek rahmet şerbetçileri olan arıları kendine celbeder. Onların ellerinden bal yer gibi öyle dostlar bulur ki; daima dualariyle âb-ı kevser gibi feyizler, Âlem-i İslâmın etrafından onun ruhuna içirilir ve defter-i a'mâline geçirilir."

M. Kemal Paşa itiraz ile, içindeki niyet ve hâlet-i ruhiyesini ifade ile, Bediüzzaman'ı kendine çekmek ve nüfuzundan istifade etmek ister. Ve Bediüzzaman'a; meb'usluk, hem Darülhikmetteki eski vazifesini, hem Şarkda Şeyh Sünûsi'nin yerine vaiz-i umumî, hem bir köşk tahsisi gibi teklifler yapar.

Bediüzzaman, rivayetlerde gelen eşhas-ı âhirzamana ait haberlerin mühim bir kısmını ve hürriyetten evvel İstanbul'da te'vilini söylediği Hadîslerin ihbar ettiği âhirzamanın dehşetli şahıslarının Âlem-i İslâm ve insaniyette zuhur ettiğini görür.

Ve yine, gelen rivayetlerden, onlara karşı çıkacak ve mukabele edecek olan hizbül-Kur'an hakkında:

"O zamana yetiştiğiniz zaman, Siyaset cânibiyle onlara galebe edilmez; ancak manevî kılınç hükmünde i'caz-ı Kur'anın Nurlariyle mukabele edilebilir" tavsiyesine müraatla, Ankarada teşrik-i mesai edemiyeceği için, kendisine tevdi edilmek istenen meb'usluk, Dar-ül-Hikmet-il-İslâmiye gibi Diyanetteki azalığı, hem Vilâyât-ı Şarkiye vaiz-i umumiliği tekliflerini kabul etmez. Kendisini fikrinden vazgeçirmek için çalışan ve Ankaradan ayrılmamasını rica için istasyona kadar gelen bir kısım mebusların da arzularına uyamıyacağını bildirerek Ankara'dan ayrılır, Van'a gider. Ve orada hayat-ı içtimaiyeden uzaklaşarak Erek Dağı eteğinde, Zernebad Suyu başında bir mağaracıkda idâme-i hayat etmeye başlar...» (Tarihçe-i Hayatı sh: 144)


Not: Bediüzzaman Hazretleri 1925 den sonra Burdur, Isparta ve Barla’ya sürgün edilir. Buralarda yazdığı risalelerde meselelere iman noktasında ağırlık vererek hizmete başlar. Zuhurunu gördüğü zamanın ve dehşeti şahısların vaziyetini 24. Söz’de ilmi zaviyeden ve hadislerin tevilleri noktasından bakar ve izah eder.

Sonra tahakkukunu gördüğü “Hadîslerin ihbar ettiği âhirzamanın dehşetli şahıslarının” bu dünyadan gitmeleri üzerine kanaati kesinleşerek onlar hakkındaki 5.Şua Risalesine son şeklini vererek kapatır ve “mahremdir” diye bir kenara koyar. Evine yapılan baskınlarda o risaleyi ortaya çıkarırlar ve mahkemelerde mevzubahis olur.

Sonra Emirdağ Lahika mektuplarında da bu konu ile ilgili mektuplar neşreder. Zaten yine “mahremdir” diyerek neşrini alenen yapmadığı “sırr-ı inna a’tayna” risalesinde de bu meseleleri dar dairesinde neşreder. Çünkü din bir imtihandır kaidesince böyle istikbale ait meseleleri alenen neşretmekte ve mevzu etmekte fayda görmemekle beraber Nur Talebeleri haricinde ve ihtiyarımız dışında diyerek bu meselenin ve bu şahsiyetlerin bilinmesinede çok ehemmiyeti olduğunu bildirir.



[1] Tirmizi, Tefsiru Sure 15:6, Ebu Naîm, Hılyetü’l Evliya 4:94

[2] Zuhruf Suresi. 43:67

Son Güncelleme ( Friday, 20 March 2009 )
 
< Önceki   Sonraki >

Vecizeler

Hadis meali: Cenab-ı Allah şu ümmetin (ümmet-i Muhammed A.S.M.) üstünde hem Deccal’ın kılıncını hem de büyük harb kılıncını beraber cem’etmeyecektir. (Melhame-i kübra olan İkinci Harb-i Umumî hırpala­madığı işaretiyle, İs­lâmlar içinde bir Deccal, âlem-i İslâm’ı başka bir tarzda hırpalayacak.)

Said Nursî R.A.
Tefekkürname sh: 287

Sayaç

Bugün81
Dün260
Bu Hafta2207
Bu Ay1217
Tümü262716