Menu Content/Inhalt

Hicrî Takvim

ittihad.com.tr ittihad.com.tr - Ramazan-ı Şerif-1

Güncel Konular

Türkiye'de Laiklik Serüveni

Nokta-i Telâkinin Mahiyeti ve Ehemmiyeti

Allahü Ekber Hakikatı (3)

Açık-Saçıklıkla Yapılan Tahribat

Ekonomik Çöküntü ve Çaresi

1.Dünya Harbinde Ermeniler

1918'den Sonra Ermeniler ve Kürtler

Ehl-i Kitap

Örtünme Müdafaası ve Bediüzzaman

"Red başka, kabul etmemek başkadır."

Halk Partisi (CHP) Ne Yapmalı?

23 Tem­muz 1908'den 23 Temmuz 2007'ye

Ramazan-ı Şerif-1

Ordu'nun Durumu

Mütecaviz Ehl-i Bida

Hz. Üstadın Demokratlar Devrine Bakışı (2)

Din Düşmanları ve Planları

Yahudilerin İçyüzü

Meşrutiyet (Demokratlık) ve Günümüz Anayasası

Kürd Milleti Hakkında

Kur'an Talebesi ve Dava Adamı Nasıl Olunur?

Deccaldan Kurtulacağız

Şuhûr-u Selase (Üç Aylar)

Gizli İfsad Komitesi ve Süfyaniyet

Devlet İçin Fert Feda Edilir mi?

Katliamlar ve Vahşetler

Bidat ve Şeair'in Mahiyet ve Neticeleri

Beş Büyük Tehlike ve Çaresi

Müslümanlara Atılan İftiralar

Bediüzzaman Hazretlerinden Yedi Mektup-2

Hz. Üstadın Demokratlar Devrine Bakışı

Süfyaniyetin Rükünleri Kimler?

Radyo Televizyonla Yapılan Tahribat

Risale-i Nur Muarızı Yazarların İsnadları Hakkında İlmi Bir Tahlil (1965/2006)

Bediüzzaman Hazretlerinden Yedi Devlet Adamına 7 Mektup-1

Yüzüncü Yılında 31 Mart Hadisesi-2

Hoşgörü Meselesi (Müsamahada Ölçü)

Avrupa Birliği mi, İslam Birliği mi?

Bediüzzaman Hazretlerinden Yedi Mektup-3

Ramazan-ı Şerif - 2

Marifet-in Nebiyy

İki İddiaya Cevap

Faiz Sistemi, Bankalar ve Dünyanın Hali

Türkiye'nin Terör Meselesi ve Çaresi

Avrupa Fikir Hayatının İslama Aykırılığı

Zina İsnadı Hakkında Şeriatın Hükmü

Hz. Üstadın Demokratlar Devrine Bakışı (3)

Dikdurmak ve Başeğmemek

Milletin Halini Nazara Alın

Ahlâk Kaideleri

Son Müceddid

Dersim Hadisesi ve Said Nursi

Allahü Ekber Hakikatı (1)

Milliyetçiler, Halkçılarla El Ele Olmamalı !

Hükümete Mühim bir Tavsiye

Dar Daire Hususiyeti

Tesettürde Şer'i Ölçüler

Halk Partisi (CHP) Ne Yapmalı ?

Zübeyr Ağabeyin Külliyattan Tesbitli Hususiyetleri

Musibetlerde Nokta-i Nazar

Avrupa Hakkında

Ahirzaman Fitneleri-03

Risale-i Nur Sadeleştirilemez

Şahsı Manevi Kuvveti

Hükümet İslam Birliğine Çalışmalı

Sabır ve Cihad Kahramanlığı

Deccaliyetin Büyük İfsadatı

Bu Vatan için en büyük tehlikelerden biri... HALK PARTİSİ İKTİDARI

Asıl Mehdi Gelmedi mi?

Garip Bir İddia

Kur'an'ın Haber Verdiği Dokuz Çete Reisi

Münafık Cereyanın Tecavüz Planı

Bediüzzaman Hazretlerinin İttihad-ı İslam Tarifi

Laiklik Nedir

Leyle-i Berat

Zamanımıza Bakan Manalar

Adab-ı Muaşeret

Anarşi-Terör Sebep ve Çareleri

Ordu ve Asker Meselesi

Avrupa Birliği meselesi

İki Cereyan

Bediüzzaman Hazretlerinden Yedi Mektup-4

Kitab-ı Kainatı Okumak Mesleği

Süfyan'ın Büyük Deccal'dan Eşeddiyeti

Tuzakları Bozalım Derken Tuzağa Düşmek

Allahü Ekber ve Kurban Bayramı

Hakiki İrtica Nedir?

Keyfi İdare Anlayışı ve Bediüzzaman

Sarıklı Genç

İngilizler de İslam Birliğine Taraftar Olacak

Kurban Bayramındaki Sır

Adab-ı İslamiye

Ahirzamanda İman Durumu

Mehdi Hadisesi ve İseviler Mektubu (Gayr-ı Münteşir)

İslam Kahramanı Milletimiz

Geçim Derdi ve Dini Hayat ve Hükümet

Ordu ve Asker

Komitelerin İçyüzü

Küçük Deccal Büyük Deccal Kavramları

Üç Mehdi İddiası

"Ümitvar Olunuz"

İktidar Partisine Tavsiye ve İkazlar

İslam İlerleme Vesilesidir

Ekonomik Kriz Sebeb ve Çareleri

Ortalığı Karıştıracak Neşriyatlar

Kudsiyetin Hakikatı

Hz. Muhammed Aleyhissalatü Vesselam

Adalet ve Mahkemeler

Maidet-ül Kur'an'dan

Bu Vatandaki Gizli Komiteler

İktisadi Krizin Sebep ve Çareleri

Anarşi Belası

Maidet-ül Kuran ve Hazinet-ül Bürhan

Gazete Şartnamesi ve Zübeyir Gündüzalp (1968-1971)

Üç Mehdi Meselesi ve Hz.İsa'ın (a.s.) Nüzulü

Rahmet Rahmet Yağdın Âleme

Halkçılar, Irkçılar El Ele.

Gizli Komiteler (Örgütler) Dağıtılmalı !

İnsana Uygun İdare Şekli

Hristiyanların Necatı

Ahirzamanda Bazı Müslümanların Durumu

Yüz Sene Önce Ekilen Tohumların Sümbüllenmesi

Gazete ve Neşriyat Şartnamesi

Yüz Sene Sonra

İslâm Cumhuriyeti, Hilâfet ve Şeriat

Zübeyir Abi'nin Ehl-i İman ile Münasebeti

Peygamberimize (asm) hergün beş defa biatımızı tecdid ediyoruz

Nur Merkezi İhtiyacı

Askerler Siyasete Karışmalı mı?

Üç-Dört Adamı Reddedin..

Süfyan Cereyanının Sonu!

Yüzüncü Yılında 31 Mart Hadisesi

Teali-i İslam Cemiyeti ve Bediüzzaman Said Nursi

Meclis'e (TBMM) Tavsiye ve İkazlar

Anayasa Değişikliği Hakkında

Din ve Vicdan Hürriyeti

Bediüzzamandan 7 Mektup

İngilizler ve Türkler

DECCAL İLE BERABERLİK TEHLİKESİ

Ermeni Zulümlerinin Belgesi

Dindar Demokratlar

Geniş Daire Hizmeti

Feveran

Geniş Daire Hizmetleri

Gizli Ene ve Kusurunu Görmek

Ermeni Meselesi ve Bediüzzaman Said Nursi Şahitliği

Süfyan'ın Büyük Deccalden Daha Dehşetli Olduğu

Hukuk Hakkında

Kadir Gecesi

Avrupa Hristiyanlığın Sembolüdür

Ramazan-ı Şerif - 3

Bütün Okullarda Din Dersleri Okutulmalıdır

Mürşidlik ve Şahıs Merciiyeti Meselesi

Def'i Mefasid (kötülükleri kaldırmak)

Ahirzaman Fitneleri-02

Amerika Dostluğunun Ehemmiyeti

Mehdi ve Mehdiyet

Başörtüsü Şeair-i İslamiyedendir

Zamanımıza da Bakan Bazı İşaretler

Dindar Siyasilere Tavsiye ve İkazlar

Kadınlarda Haya Duygusu

Deccal Komitesi ve İktidar Partisi

Allahü Ekber Hakikatı (2)

Cemiyetin Bozulması

Zübeyr ve Tahiri Abiler Hakkında Hatıra Notları

Nifak Cereyanı Dağıtılmalı

Dindar Demokratlar

Fitneden Teyakkuz Dersi

Güneş Üflemekle Sönmez

Lahika Mektubu İddiasına Cevap

Nur Talebeleri Ergenekon'a Nasıl Bakmalı ?

Halk Partisi Hakkında

Ye'cüc ve Me'cüc Kimdir?

Risale-i Nurun 27. Mektubu Lahikalar Bölümü Abdülkadir BADILLI

Gıybet Hakkında Bir Mektup (Gayr-ı Münteşir)

Ahirzaman Fitnesinden Uzak Durmak

İslam ve Demokrasi

Ahirzaman Fitneleri-04

Amerika Hakkında Bir Mektup

Zülkarneyn Kimdir ?

Mehdi Hadisleri

Laiklik Hakkında

Ölmüş Gitmiş ve Hükümetten Alakası Kesilmiş Şahıs (Yaşanmış)

Ayasofya İbadete Açılmalı

Yahudi milletinin sonu mu geliyor?

Mi'rac Hadisesi

Nifak ve Münafıklık

Yeni Anayasada Lâiklik Tarifi Nasıl Olmalı

İslam ve Demokrasi

Yahudilerin Mahiyeti Nedir ?

Siyasi Muvaffakiyet

Son Müceddid

Kör Hissiyat

Gizli Planlara Dikkat !

II. Meşrutiyetin 100. yılı 23 Temmuz 1908 / 23 Temmuz 2008

Leyle-i Berat

Kim Demokrat

Ahirzaman Fitneleri-01

Mehdi Meselesi Hakkında

Hadisata Nasıl Bakılmalı



Adalet Nasıl Sağlanır?

Sep 01 2008
Ramazan-ı Şerif-1 PDF Yazdır e-Posta
Değerlendirme: / 2
Kötüİyi 
Yazan ittihad ilmi araştırma heyeti   
Monday, 01 September 2008

Şeair-i İslamiye Özelliği Çok Yüksek Olan Oruç İbadeti

RAMAZAN-I ŞERİF (SAVM)-1

Ramazan, mübarek ayların en mühimmi ve üç ayların sonuncusudur.

Ramazan kelimesinin iştikakı yani hangi kelimeden türediği hakkında muhtelif kaviller vardır. Mühimlerinden iki kavil şöyledir:

“İmam-ı Halil’den naklolunduğu üzere yaz sonunda, güz mevsimin evvelinde yağıp yer yüzünü tozdan tathir eden yağmur manasına رمضى dan me’huzdur. Bu yağmurun yer yüzünü yıkadığı gibi Şehr-i Ramazanda ehl-i imanı zünubdan yıkayıp kalblerini tahir ettiği için bu isim ile tesmiye edilmiştir.

Ekseriyet kavline göre Ramazan, رمض dan me’huzdur. Ramazan şemsin şiddet-i hararetinden taşların gayet kızmasıdır. Binaenaleyh Ramzan “Ramda” dan ihtirak manasına رمض fiilinin masdarıdır. Yani kızgın yerde yalın ayak yürümekle yanmak demektir... Bu ayda açlık, susuzluk hararetinden ızdırab çekilir. Veyahut hararet-i sıyam ile günahlar yakılır. Bir de deniliyor ki: Arablar ayların isimlerini lügat-ı kadimelerinden tahvil ettikleri zaman, her ayı tesadüf ettiği mevsime göre tesmiye etmişlerdi. Lügat-ı kadimede ناتق ismiyle yadedilen bu ayda, o sene şiddetli bir sıcağa tesadüf ettiğinden buna Şehr-i Ramazan namını verdiler.” (Elmalı Tefsiri:643)

Orucun farziyetini bildiren bir ayet de şöyledir:

يَا اَيُّهَا الَّذينَ اٰمَنُوا

(2:183) Ey iman ile mükellef bulunup da iman etmiş olanlar, ey âkıl ü baliğ ehl-i iman !

كُتِبَ عَلَيْكُمُ الصِّيَامُ كَمَا كُتِبَ عَلَى الَّذينَ مِنْ قَبْلِكُمْ

Sizden evvelki enbiyaya ve ümmetlerine yazıldığı gibi sizin üzerinize de sıyam yazıldı, yani farz kılındı. Lisanımızda oruç demek olan sıyam, savm; lügaten nefsi meylettiği şeylerden imsak etmek yani kendini tutmaktır.

اِنّى نَذَرْتُ لِلرَّحْمٰنِ صَوْمًا

(19:26) bu manayadır... Şeriatta manası ise, nefsin enbüyük müştehiyatı olan ekl-ü şürb ve cima gibi muztarrat-ı ma’hudeden niyete mukarrin olarak bütün gün imsaktır.” (Elmalı Tefsiri 625)

RİSALE-İ NURLARDA RAMAZAN-I MÜBAREK BAHİSLERİ

Ramazan-ı Şerife dairdir

[Birinci kısmın âhirinde şeair-i İslâmiyeden bir nebze bahsedildiğinden şeairin içinde en parlak ve muhteşem olan Ramazan-ı Şerife dair olan bu ikinci kısımda, bir kısım hikmetleri zikredilecektir.

Bu İkinci Kısım, Ramazan-ı Şerifin pek çok hikmetlerinden dokuz hikmeti beyan eden "Dokuz Nükte"dir.]

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

شَهْرُ رَمَضَانَ الَّذى اُنْزِلَ فيهِ الْقُرْاٰنُ هُدًى لِلنَّاسِ وَبَيِّنَاتٍ مِنَ الْهُدٰى وَالْفُرْقَانِ

Birinci Nükte: Ramazan-ı Şerifteki savm, İslâmiyetin erkân-ı hamsesinin birincilerindendir. Hem şeair-i İslâmiyenin a'zamlarındandır.

İşte Ramazan-ı Şerifteki orucun çok hikmetleri; hem Cenab-ı Hakk'ın rububiyetine, hem insanın hayat-ı içtimaiyesine, hem hayat-ı şahsiyesine, hem nefsin terbiyesine, hem niam-ı İlahiyenin şükrüne bakar hikmetleri var.

Cenab-ı Hakk'ın rububiyeti noktasında orucun çok hikmetlerinden bir hikmeti şudur ki:

Cenab-ı Hak zemin yüzünü bir sofra-i nimet suretinde halkettiği ve bütün enva'-ı nimeti o sofrada

مِنْ حَيْثُ لاَيَحْتَسِبُ

bir tarzda o sofraya dizdiği cihetle, kemal-i rububiyetini ve rahmaniyet ve rahîmiyetini o vaziyetle ifade ediyor. İnsanlar gaflet perdesi altında ve esbab dairesinde o vaziyetin ifade ettiği hakikatı tam göremiyor, bazan unutuyor. Ramazan-ı Şerifte ise, ehl-i iman birden muntazam bir ordu hükmüne geçer.

Sultan-ı Ezelî'nin ziyafetine davet edilmiş bir surette akşama yakın "Buyurunuz" emrini bekliyorlar gibi bir tavr-ı ubudiyetkârane göstermeleri, o şefkatli ve haşmetli ve külliyetli rahmaniyete karşı, vüs'atli ve azametli ve intizamlı bir ubudiyetle mukabele ediyorlar. Acaba böyle ulvî ubudiyete ve şeref-i keramete iştirak etmeyen insanlar insan ismine lâyık mıdırlar?

İkinci Nükte: Ramazan-ı Mübareğin savmı, Cenab-ı Hakk'ın nimetlerinin şükrüne baktığı cihetle, çok hikmetlerinden bir hikmeti şudur ki: Birinci Söz'de denildiği gibi, bir padişahın matbahından bir tablacının getirdiği taamlar bir fiat ister. Tablacıya bahşiş verildiği halde, çok kıymetdar olan o nimetleri kıymetsiz zannedip onu in'am edeni tanımamak nihayet derecede bir belâhet olduğu gibi, Cenab-ı Hak hadsiz enva'-ı nimetini nev'-i beşere zemin yüzünde neşretmiş. Ona mukabil, o nimetlerin fiatı olarak, şükür istiyor. O nimetlerin zahirî esbabı ve ashabı, tablacı hükmündedirler. O tablacılara bir fiat veriyoruz, onlara minnetdar oluyoruz; hattâ müstehak olmadıkları pek çok fazla hürmet ve teşekkürü ediyoruz. Halbuki Mün'im-i Hakikî, o esbabdan hadsiz derecede o nimet vasıtasıyla şükre lâyıktır. İşte ona teşekkür etmek; o nimetleri doğrudan doğruya ondan bilmek, o nimetlerin kıymetini takdir etmek ve o nimetlere kendi ihtiyacını hissetmekle olur.

İşte Ramazan-ı Şerif'teki oruç, hakikî ve hâlis, azametli ve umumî bir şükrün anahtarıdır. Çünki sair vakitlerde mecburiyet tahtında olmayan insanların çoğu, hakikî açlık hissetmedikleri zaman, çok nimetlerin kıymetini derk edemiyor. Kuru bir parça ekmek, tok olan adamlara, hususan zengin olsa, ondaki derece-i nimet anlaşılmıyor. Halbuki iftar vaktinde o kuru ekmek, bir mü'minin nazarında çok kıymetdar bir nimet-i İlahiye olduğuna kuvve-i zaikası şehadet eder. Padişahtan tâ en fukaraya kadar herkes, Ramazan-ı Şerifte o nimetlerin kıymetlerini anlamakla bir şükr-ü manevîye mazhar olur.Haşiye-2 Hem gündüzdeki yemekten memnuiyeti cihetiyle; "O nimetler benim mülküm değil. Ben bunların tenavülünde hür değilim; demek başkasının malıdır ve in'amıdır. Onun emrini bekliyorum." diye nimeti nimet bilir; bir şükr-ü manevî eder.Haşiye-3 İşte bu suretle oruç, çok cihetlerle hakikî vazife-i insaniye olan şükrün anahtarı hükmüne geçer.

Üçüncü Nükte: Oruç, hayat-ı içtimaiye-i insaniyeye baktığı cihetle çok hikmetlerinden bir hikmeti şudur ki: İnsanlar, maişet cihetinde muhtelif bir surette halkedilmişler. Cenab-ı Hak o ihtilafa binaen, zenginleri fukaraların muavenetine davet ediyor.Haşiye-4 Halbuki zenginler, fukaranın acınacak acı hallerini ve açlıklarını, oruçtaki açlıkla tam hissedebilirler. Eğer oruç olmazsa, nefisperest çok zenginler bulunabilir ki, açlık ve fakirlik ne kadar elîm ve onlar şefkate ne kadar muhtaç olduğunu idrak edemez. Bu cihette insaniyetteki hemcinsine şefkat ise, şükr-ü hakikîninHaşiye-5 bir esasıdır. Hangi ferd olursa olsun, kendinden bir cihette daha fakiri bulabilir. Ona karşı şefkate mükelleftir. Eğer nefsine açlık çektirmek mecburiyeti olmazsa, şefkat vasıtasıyla muavenete mükellef olduğu ihsanı ve yardımı yapamaz; yapsa da tam olamaz. Çünki hakikî o haleti kendi nefsinde hissetmiyor.

Dördüncü Nükte: Ramazan-ı Şerifteki oruç, nefsin terbiyesine baktığı cihetindeki çok hikmetlerinden bir hikmeti şudur ki: Nefis, kendini hür ve serbest ister ve öyle telakki eder. Hattâ mevhum bir rububiyet ve keyfemayeşa hareketi, fıtrî olarak arzu eder. Hadsiz nimetlerle terbiye olunduğunu düşünmek istemiyor. Hususan dünyada servet ve iktidarı da varsa, gaflet dahi yardım etmiş ise; bütün bütün gasıbane, hırsızcasına nimet-i İlahiyeyi hayvan gibi yutar.

İşte Ramazan-ı Şerifte en zenginden en fakire kadar herkesin nefsi anlar ki: Kendisi mâlik değil, memluktür; hür değil, abddir. Emir olunmazsa en âdi ve en rahat şeyi de yapamaz, elini suya uzatamaz diye mevhum rububiyeti kırılır, ubudiyeti takınır, hakikî vazifesi olan şükre girer.

Beşinci Nükte: Ramazan-ı Şerifin orucu, nefsin tehzib-i ahlâkına ve serkeşane muamelelerinden vazgeçmesi cihetine baktığı noktasındaki çok hikmetlerinden birisi şudur ki: Nefs-i insaniye gafletle kendini unutuyor. Mahiyetindeki hadsiz aczi, nihayetsiz fakrı, gayet derecedeki kusurunu göremez ve görmek istemez. Hem ne kadar zaîf ve zevale maruz ve musibetlere hedef bulunduğunu ve çabuk bozulur dağılır et ve kemikten ibaret olduğunu düşünmez. Âdeta polattan bir vücudu var gibi, lâyemûtane kendini ebedî tahayyül eder gibi dünyaya saldırır. Şedid bir hırs ve tama' ile ve şiddetli alâka ve muhabbet ile dünyaya atılır. Her lezzetli ve menfaatli şeylere bağlanır. Hem kendini kemal-i şefkatle terbiye eden Hâlıkını unutur. Hem netice-i hayatını ve hayat-ı uhreviyesini düşünmez; ahlâk-ı seyyie içinde yuvarlanır.

İşte Ramazan-ı Şerifteki oruç; en gafillere ve mütemerridlere, za'fını ve aczini ve fakrını ihsas ediyor. Açlık vasıtasıyla midesini düşünüyor. Midesindeki ihtiyacını anlar. Zaîf vücudu, ne derece çürük olduğunu hatırlıyor. Ne derece merhamete ve şefkate muhtaç olduğunu derk eder. Nefsin firavunluğunu bırakıp, kemal-i acz ve fakr ile dergâh-ı İlahiyeye ilticaa bir arzu hisseder ve bir şükr-ü manevî eliyle rahmet kapısını çalmağa hazırlanır. Eğer gaflet kalbini bozmamış ise...

Altıncı Nükte: Ramazan-ı Şerifin sıyamı, Kur'an-ı Hakîm'in nüzulüne baktığı cihetle ve Ramazan-ı Şerif, Kur'an-ı Hakîm'in en mühim zaman-ı nüzulü olduğu cihetindeki çok hikmetlerinden birisi şudur ki: Kur'an-ı Hakîm, madem Şehr-i Ramazan'da nüzul etmiş; o Kur'anın zaman-ı nüzulünü istihzar ile o semavî hitabı hüsn-ü istikbal etmek için Ramazan-ı Şerifte nefsin hacat-ı süfliyesinden ve malayaniyat hâlattan tecerrüd ve ekl ü şürbün terkiyle melekiyet vaziyetine benzemek ve bir surette o Kur'anı yeni nâzil oluyor gibi okumak ve dinlemek ve ondaki hitabat-ı İlahiyeyi güya geldiği ân-ı nüzulünde dinlemek ve o hitabı Resul-i Ekrem (A.S.M.)dan işitiyor gibi dinlemek, belki Hazret-i Cebrail'den, belki Mütekellim-i Ezelî'den dinliyor gibi bir kudsî halete mazhar olur.Haşiye-6 Ve kendisi tercümanlık edip başkasına dinlettirmek ve Kur'anın hikmet-i nüzulünü bir derece göstermektir.

Evet Ramazan-ı Şerifte güya âlem-i İslâm bir mescid hükmüne geçiyor; öyle bir mescid ki, milyonlarla hâfızlar, o mescid-i ekberin kûşelerinde o Kur'anı, o hitab-ı semavîyi Arzlılara işittiriyorlar. Her

شَهْرُ رَمَضَانَ الَّذى اُنْزِلَ فيهِ الْقُرْاٰنُ

âyetini, nuranî parlak bir tarzda gösteriyor. Ramazan, Kur'an ayı olduğunu isbat ediyor. O cemaat-ı uzmanın sair efradları, bazıları huşu' ile o hâfızları dinlerler. Diğerleri, kendi kendine okurlar. Şöyle bir vaziyetteki bir mescid-i mukaddeste, nefs-i süflînin hevesatına tabi olup, yemek içmek ile o vaziyet-i nuranîden çıkmak ne kadar çirkin ise ve o mesciddeki cemaatın manevî nefretine ne kadar hedef ise; öyle de Ramazan-ı Şerifte ehl-i sıyama muhalefet edenler de, o derece umum o âlem-i İslâmın manevî nefretine ve tahkirine hedeftir.

Yedinci Nükte: Ramazanın sıyamı, dünyada âhiret için ziraat ve ticaret etmeğe gelen nev'-i insanın kazancına baktığı cihetteki çok hikmetlerinden bir hikmeti şudur ki: Ramazan-ı Şerifte sevab-ı a'mal, bire bindir. Kur'an-ı Hakîm'in nass-ı hadîs ile herbir harfinin on sevabı var; on hasene sayılır, on meyve-i Cennet getirir.Haşiye-7 Ramazan-ı Şerifte herbir harfin, on değil bin ve Âyet-ül Kürsî gibi âyetlerin herbirharfi binler ve Ramazan-ı Şerifin Cum'alarında daha ziyadedir. Ve Leyle-i Kadir'de otuzbin hasene sayılır. Evet herbir harfi otuzbin bâki meyveler veren Kur'an-ı Hakîm, öyle bir nuranî şecere-i tûbâ hükmüne geçiyor ki; milyonlarla o bâki meyveleri, Ramazan-ı Şerif'te mü'minlere kazandırır. İşte gel, bu kudsî, ebedî, kârlı ticarete bak, seyret ve düşün ki: Bu hurufatın kıymetini takdir etmeyenler ne derece hadsiz bir hasarette olduğunu anla!

İşte Ramazan-ı Şerif âdeta bir âhiret ticareti için gayet kârlı bir meşher, bir pazardır. Ve uhrevî hasılât için, gayet münbit bir zemindir. Ve neşvünema-i a'mal için, bahardaki mâh-i Nisandır. Saltanat-ı rububiyet-i İlahiyeye karşı ubudiyet-i beşeriyenin resm-i geçit yapmasına en parlak, kudsî bir bayram hükmündedir. Ve öyle olduğundan, yemek-içmek gibi nefsin gafletle hayvanî hacatına ve malayani ve hevaperestane müştehiyata girmemek için oruçla mükellef olmuş. Güya muvakkaten hayvaniyetten çıkıp melekiyet vaziyetine veyahut âhiret ticaretine girdiği için, dünyevî hacatını muvakkaten bırakmakla, uhrevî bir adam ve tecessüden tezahür etmiş bir ruh vaziyetine girerek; savmı ile, Samediyete bir nevi âyinedarlık etmektir. Evet Ramazan-ı Şerif; bu fâni dünyada, fâni ömür içinde ve kısa bir hayatta bâki bir ömür ve uzun bir hayat-ı bâkiyeyi tazammun eder, kazandırır.

Evet birtek Ramazan, seksen sene bir ömür semeratını kazandırabilir. Leyle-i Kadir ise, nass-ı Kur'an ile bin aydan daha hayırlı olduğu bu sırra bir hüccet-i katıadır. Evet nasılki bir padişah, müddet-i saltanatında belki her senede, ya cülûs-u hümayûn namıyla veyahut başka bir şaşaalı cilve-i saltanatına mazhar bazı günleri bayram yapar. Raiyetini, o günde umumî kanunlar dairesinde değil; belki hususî ihsanatına ve perdesiz huzuruna ve has iltifatına ve fevkalâde icraatına ve doğrudan doğruya lâyık ve sadık milletini, has teveccühüne mazhar eder. Öyle de: Ezel ve Ebed Sultanı olan onsekiz bin âlemin Padişah-ı Zülcelal'i; o onsekiz bin âleme bakan, teveccüh eden ferman-ı âlîşanı olan Kur'an-ı Hakîm'i Ramazan-ı Şerifte inzal eylemiş. Elbette o Ramazan, mahsus bir bayram-ı İlahî ve bir meşher-i Rabbanî ve bir meclis-i ruhanî hükmüne geçmek, mukteza-yı hikmettir. Madem Ramazan o bayramdır; elbette bir derece, süflî ve hayvanî meşagılden insanları çekmek için oruca emredilecek. Ve o orucun ekmeli ise: Mide gibi bütün duyguları; gözü, kulağı, kalbi, hayali, fikri gibi cihazat-ı insaniyeye dahi bir nevi oruç tutturmaktır. Yani: Muharremattan, malayaniyattan çekmek ve her birisine mahsus ubudiyete sevketmektir. Meselâ: Dilini yalandan, gıybetten ve galiz tabirlerden ayırmakla ona oruç tutturmak. Ve o lisanı, tilavet-i Kur'an ve zikir ve tesbih ve salavat ve istiğfar

gibi şeylerle meşgul etmek... Meselâ: Gözünü nâmahreme bakmaktan ve kulağını fena şeyleri işitmekten men'edip, gözünü ibrete ve kulağını hak söz ve Kur'an dinlemeğe sarfetmek gibi sair cihazata da bir nevi oruç tutturmaktır. Zâten mide en büyük bir fabrika olduğu için, oruç ile ona ta'til-i eşgal ettirilse, başka küçük tezgâhlar kolayca ona ittiba ettirilebilir.

Sekizinci Nükte: Ramazan-ı Şerif, insanın hayat-ı şahsiyesine baktığı cihetindeki çok hikmetlerinden bir hikmeti şudur ki:

İnsana en mühim bir ilâç nev'inden maddî ve manevî bir perhizdir ve tıbben bir hımyedir ki: İnsanın nefsi, yemek içmek hususunda keyfemayeşa hareket ettikçe, hem şahsın maddî hayatına tıbben zarar verdiği gibi; hem helâl-haram demeyip rast gelen şeye saldırmak, âdeta manevî hayatını da zehirler. Daha kalbe ve ruha itaat etmek, o nefse güç gelir. Serkeşane dizginini eline alır. Daha insan ona binemez, o insana biner. Ramazan-ı Şerifte oruç vasıtasıyla bir nevi perhize alışır; riyazete çalışır ve emir dinlemeyi öğrenir. Bîçare zaîf mideye de, hazımdan evvel yemek yemek üzerine doldurmak ile hastalıkları celbetmez. Ve emir vasıtasıyla helâli terkettiği cihetle, haramdan çekinmek için akıl ve şeriattan gelen emri dinlemeğe kabiliyet peyda eder. Hayat-ı maneviyeyi bozmamağa çalışır.

Hem insanın ekseriyet-i mutlakası açlığa çok defa mübtela olur. Sabır ve tahammül için bir idman veren açlık, riyazete muhtaçtır. Ramazan-ı Şerifteki oruç onbeş saat, sahursuz ise yirmidört saat devam eden bir müddet-i açlığa sabır ve tahammül ve bir riyazettir ve bir idmandır. Demek, beşerin musibetini ikileştiren sabırsızlığın ve tahammülsüzlüğün bir ilâcı da oruçtur.

Hem o mide fabrikasının çok hademeleri var. Hem onunla alâkadar çok cihazat-ı insaniye var. Nefis, eğer muvakkat bir ayın gündüz zamanında ta'til-i eşgal etmezse; o fabrikanın hademelerinin ve o cihazatın hususî ibadetlerini onlara unutturur, kendiyle meşgul eder, tahakkümü altında bırakır. O sair cihazat-ı insaniyeyi de, o manevî fabrika çarklarının gürültüsü ve dumanlarıyla müşevveş eder. Nazar-ı dikkatlerini daima kendine celbeder. Ulvî vazifelerini muvakkaten unutturur. Ondandır ki; eskiden beri çok ehl-i velayet, tekemmül için riyazete, az yemek ve içmeğe kendilerini alıştırmışlar. Fakat Ramazan-ı Şerif orucuyla o fabrikanın hademeleri anlarlar ki; sırf o fabrika için yaratılmamışlar. Ve sair cihazat, o fabrikanın süflî eğlencelerine bedel, Ramazan-ı Şerifte melekî ve ruhanî eğlencelerde telezzüz ederler, nazarlarını onlara dikerler. Onun içindir ki; Ramazan-ı Şerifte mü'minler, derecatına göre ayrı ayrı nurlara, feyizlere, manevî sürurlara mazhar oluyorlar. Kalb ve ruh, akıl, sır gibi letaifin o mübarek ayda oruç vasıtasıyla çok terakkiyat ve tefeyyüzleri vardır. Midenin ağlamasına rağmen, onlar masumane gülüyorlar.

Dokuzuncu Nükte: Ramazan-ı Şerifin orucu, doğrudan doğruya nefsin mevhum rububiyetini kırmak ve aczini göstermekle ubudiyetini bildirmek cihetindeki hikmetlerinden bir hikmeti şudur ki:

Nefis Rabbisini tanımak istemiyor, firavunane kendi rububiyet istiyor. Ne kadar azablar çektirilse, o damar onda kalır. Fakat açlıkla o damarı kırılır. İşte Ramazan-ı Şerifteki oruç doğrudan doğruya nefsin firavunluk cephesine darbe vurur, kırar. Aczini, za'fını, fakrını gösterir. Abd olduğunu bildirir.

Hadîsin rivayetlerinde vardır ki: Cenab-ı Hak nefse demiş ki: "Ben neyim, sen nesin?" Nefis demiş: "Ben benim, sen sensin!" Azab vermiş, Cehennem'e atmış, yine sormuş. Yine demiş: "Ene ene, ente ente." Hangi nevi azabı vermiş, enaniyetten vazgeçmemiş. Sonra açlık ile azab vermiş, yani aç bırakmış. Yine sormuş: "Men ene vema ente?" Nefis demiş:

اَنْتَ رَبِّى الرَّحِيمُ وَاَنَا عَبْدُكَ الْعَاجِزُ

Yani: "Sen benim Rabb-i Rahîmimsin, ben senin âciz bir abdinim."

اَللّهُمَّ صَلِّ وَسَلِّمْ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ صَلاَةً تَكُونُ لَكَ رِضَاءً وَ لِحَقِّهِ اَدَاءً بِعَدَدِ ثَوَابِ قِرَائَةِ حُرُوفِ الْقُرْآنِ فِى شَهْرِ رَمَضَانَ وَ عَلَى آلِهِ وَ صَحْبِهِ وَ سَلِّمْ

سُبْحَانَ رَبِّكَ رَبِّ الْعِزَّةِ عَمَّا يَصِفُونَ وَسَلاَمٌ عَلَى الْمُرْسَلِينَ وَ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ آمِينَ

(M:398-405)

* * *

Devamı var.....

Son Güncelleme ( Sunday, 22 August 2010 )
 
< Önceki   Sonraki >

Vecizeler

Bu zamanda en büyük farz vazife, İttihad-ı İslam'dır...

Bediüzzaman Said Nursi

Sayaç

Bugün235
Dün286
Bu Hafta521
Bu Ay1957
Tümü263456