22 Eylül 2020, Salı
Home / Güncel Meseleler / İman Ehlinden Bazı Haller

İman Ehlinden Bazı Haller

İMAN EHLİNİN ARASINDAKİ İHTİLAFA BAKIŞ

Dine hizmet gurubu olarak bilinen kimselerle, devleti ve hükümeti idare etmekle vazifeli şahıslar arasındaki ihtilafa Risale-i Nur nokta-i nazarından bir bakış açısı olması için bu bahisleri neşrediyoruz. Bu bahisler iyi niyetli olanlar içindir. Art niyetli müfsitler bahsimizden hariçtir.

Bu kadar pervasızca ve kendinden ve kurumlarından emin bir yolla cephe almanın ve saldırmanın başak izahı zordur.

Üstad Hazretleri der ki: “Bir kısım ehl-i velayet, zahiren muhakemeli ve âkıl görünürken, meczubdurlar.” Yani, başkasının te’siri ile hareket hâlinde olan kimselerdir. Bir nevi aklı gitmiş gelmiş insanlardır. Bediüzzaman hazretleri bu durumu: “Muvakkat veya dâimi meczub olduklarından” diye izah eder.

Bu tip insanları, müslümanların bir kısmı: “Velayetlerini inkâr ettiler. Hattâ onlardan bir kısmının tekfirine kadar gittiler.”

Esasen orta bir yol takip edildiği zaman şöyle bir durum çıkıyor:

“Mutavassıt bir kısım ise, o velilerin velayetlerini inkâr etmediler, fakat yollarını ve mesleklerini kabul etmediler.”

Bu tarz meczublar, ehli dalalete dahi sahip çıkabiliyor ve onlara destek verebiliyor. O gizli din düşmanları bunlardan aldıkları destekle muvaffak olabiliyor. Bindokuzyüz yirmili, otuzlu yıllarda böyle durumlar olmuştur. Bediüzzaman Hazretleri bu durumu şu ifadelerle beyan ediyor:

“Sonra gördüm ki: O kısım ehl-i dalalet, hilaf-ı hak icraatında bir kuvve-i maneviyenin teshilatıyla, arkasına aldığı halkı sürükleyip gidiyor. Muvaffak oluyor. Yalnız cebr ile değil, belki velayet kuvvetinden gelen bir arzu ile imtizac ettiği için, ehl-i imanın bir kısmı o arzuya kapılıp hoş görüyorlar, çok fena telakki etmiyorlar.
İşte bu iki sırrı hissettiğim vakit dehşet aldım, Fesübhanallah dedim.”

Bu tarz insanlara bakılınca kelli felli, ehli ilim, güzel konuşan, hitabeti düzgün, akıllı olan insanlar olabiliyor. Bu halleri daimi olabildiği gibi, geçiçi de o haller içinde olabiliyor.

“Bir kısım ehl-i velayet, zahiren muhakemeli ve âkıl görünürken, meczubdurlar. Ve bir kısmı dahi; bazan sahvede ve daire-i akılda görünür, bazan aklın ve muhakemenin haricinde bir hâle girer.
Şu kısımdan bir sınıfı ehl-i iltibastır, tefrik etmiyor. Sekir halinde gördüğü bir mes’eleyi halet-i sahvede tatbik eder, hata eder ve hata ettiğini bilmez. Meczubların bir kısmı ise indallah mahfuzdur, dalalete sülûk etmez. Diğer bir kısmı ise mahfuz değiller, bid’at ve dalalet fırkalarında bulunabilirler. Hattâ kâfirler içinde bulunabileceği ihtimal verilmiş.

İşte muvakkat veya daimî meczub olduklarından, manen “mübarek mecnun” hükmünde oluyorlar. Ve mübarek ve serbest mecnun hükmünde oldukları için, mükellef değiller. Ve mükellef olmadıkları için, muahaze olunmuyorlar. Kendi velayet-i meczubaneleri bâki kalmakla beraber, ehl-i dalalete ve ehl-i bid’aya tarafdar çıkarlar. Mesleklerine bir derece revaç verip, bir kısım ehl-i imanı ve ehl-i hakkı, o mesleğe girmeye meş’umane bir sebebiyet verirler.” (Mektubat sh: 342)

BAZI ZATLAR KENDİLERİNİ ÖZEL VAZİFELİ SANIYORLAR

İşte bunlara işaret eden bahisler.

“Hem ben müteaddid insanları gördüm ki, bir nevi Mehdi kendilerini biliyorlardı ve “Mehdi olacağım” diyorlardı. Bu zâtlar yalancı ve aldatıcı değiller, belki aldanıyorlar. Gördüklerini, hakikat zannediyorlar. Esma-i İlahînin nasılki tecelliyatı, Arş-ı A’zam dairesinden tâ bir zerreye kadar cilveleri var ve o esmaya mazhariyet de, o nisbette tefavüt eder. Öyle de mazhariyet-i esmadan ibaret olan meratib-i velayet dahi öyle mütefavittir. Şu iltibasın en mühim sebebi şudur:
Makamat-ı evliyadan bazı makamlarda Mehdi vazifesinin hususiyeti bulunduğu ve kutb-u a’zama has bir nisbeti göründüğü ve Hazret-i Hızır’ın bir münasebet-i hâssası olduğu gibi, bazı meşahirle münasebetdar bazı makamat var. Hattâ o makamlara “Makam-ı Hızır”, “Makam-ı Üveys”, “Makam-ı Mehdiyet” tabir edilir.

İşte bu sırra binaen, o makama ve o makamın cüz’î bir nümunesine veya bir gölgesine girenler, kendilerini o makamla has münasebetdar meşhur zâtlar zannediyorlar. Kendini Hızır telakki eder veya Mehdi itikad eder veya kutb-u a’zam tahayyül eder. Eğer hubb-u câha talib enaniyeti yoksa, o halde mahkûm olmaz. Onun haddinden fazla davaları, şatahat sayılır. Onunla belki mes’ul olmaz. Eğer enaniyeti perde ardında hubb-u câha müteveccih ise; o zât enaniyete mağlub olup, şükrü bırakıp fahre girse, fahrden git gide gurura sukut eder. Ya divanelik derecesine sukut eder veyahut tarîk-ı haktan sapar.” (Mektubat sh: 447)

ELHASIL: Meselelere bakarken sadece siyasi veya dünyevi değil bir de bu açıdan bakmakta fayda vardır.

Check Also

KİME OY VERECEĞİZ?

Bediüzzaman Hazretleri Kime Demokrat Der? Soruluyor: -Bu seçimlerde oyumuzu kime vereceğiz? Cevap: Ehvenüşşer kaidesi devam ettiği …