26 Eylül 2020, Cumartesi
Home / Güncel Meseleler / İktidar Partisine Tavsiye ve İkazlar

İktidar Partisine Tavsiye ve İkazlar

Bediüzzaman Hazretlerinin

İKTİDAR PARTİSİNE TAVSİYELERİ




  • DİNDAR VE DİNE HÜRMETKÂR PARTİ BAŞKANI BULMAK
  • DİN VE VİCDAN HÜRRİYETİNİN TAM TATBİK ETMEK
  •   MEMURİYETİ HİZMETKARLIK OLARAK ANLAMAK
  • İSLAM ALEMİ İLE İŞBİRLİĞİ VE İTTİHAD ETMEK
  • OKULLARDA DİN DERSLERİNİN OKUTMAK
  • DOĞU’YA İSLÂM ÜNİVERSİTESİ AÇMAK
  • HUKUKUN HAKİMİYETİNİ SAĞLAMAK
  • AYASOFYAYI İBADETE AÇMAK

Bediüzzaman Hazretlerinin, Demokrat Parti iktidarı zamanında hükûmete hitaben yazdığı, fakat her zaman ve herkes için ders mahiyetinde olan siyasîlerle alâkalı mektup ve ikaznamelerinden kısmen alınan bazı parçalar; siyasette ehvenüşşerrin bir kısım şartlarını be­lirtmesi bakımından aşağıda dercedilmiştir. Mektup ve ikaznameleri bütünlüğü ile görmek isteyenler için kaynaklar gösterilmiştir.

Bediüzzaman Hazretleri, ehvenüşşer ile Demokrat Parti’yi tasvibsiz bir tercihle dine âlet etmek ve azamüşşer­rin iktidar olmasını önlemek gibi bazı maslahatları takib etmiştir.


Bediüzzaman Hazret­lerinin rey verdiği ve dine hizmete teşvik ettiği siyasîlerin takib etmeleri gereken tavsiyeler ve bu tavsiyelerin ortaya koyduğu vazifeler, sarahatla külliyatta vardır. Bütün bu tavsiyeler, ehl-i siyaset için ve rey veren dindarlar ve halk için ölçü ve kıstaslardır. Risale-i Nur nazarında siyasî­lerin durumu, bu gibi tavsiyelere muvafakat veya muhale­fete göre hüküm alır. İslâmiyete bağlı, vatan ve milletini korumak isteyen Anadolu halkının ekserîsi, siyasî değerlendirmeyi buna göre yapar.

Bu çalışmada nakledilen bazı parçalarda geçen “De­mokrat Parti” ismi esas değildir. Kastedilen maksat, bu evsafa sahip parti demektir. Mevcud şartlar devam ettikçe bu tavsiyeler ve ikazlar si­yasi tercihlerde herzaman ge­çerli ölçüdür. Bugün dahi Üstad Bediüzzaman Hazretleri­nin ortaya koyduğu esas­lara sahip ve taraftar parti, sebebi tercihtir.

Mümessillik mahiyetini bilen ve iktidar olmak isteyenler, millî değerleri koruyan bu gelen tavsiyeleri ehemmiyetle nazara almalıdırlar.

1- DİNDAR VE DİNE HÜRMETKÂR PARTİ BAŞKANI

Parti başkanının mükemmel olması ve hakaik-i imaniye namına çıkması tavsiyesi:

Evet parti başkanının mükemmel olmasını, yani dine dost ve manevi değerlere hürmetkâr olmasını şart gören Bediüzzaman Hazretlerinin Halk Partisine bakan bir açık­lamasında: Demokrat Partinin iyi bir başkan bulması ha­linde Halk Partisini tamamen mağlup edeceğini bildir­mektedir. 1947 yılında Halk Partisi Genel Sekreterine hi­tap eden yazının bu kısmı aynen şöyledir:

“Sâlisen: Size karşı elbette çok cihetlerde dâhilî ve ha­ricî muarızlar var. Ben dünya ve siyasetin haline bakma­dığım için bilemiyorum. Fakat beni bu senede çok sıkıştır­dıkları için mecburiyetle sebebine baktım ki, size karşı bir muarız çıkmış. Eğer o muarız mükemmel bir reis bulup hakaik-i imaniye namına çıksa idi, birden sizi mağlub ederdi. Çünki bu milletin yüzde doksanı, bin seneden beri an’ane-i İslâmiye ile, ruh ve kalb ile bağlanmış. Zahiren muhalif-i fıtratındaki[1] emre itaat cihetiyle serfüru’ etse de[2] kalben bağlanmaz.” (Emirdağ Lâhikası-l sh: 219)

2- DİN VE VİCDAN HÜRRİYETİNİN TATBİKİ

Üstad Bediüzzaman Hazretleri 1950 yılında iktidara gelen Demokrat Partiye hitaben yazdığı, fakat bu manada düşünce taşıyan her partiye tavsiye niteliğinde olan aşa­ğıda gelen yazıları kaleme almıştır.

Hürriyet-i şer’iyeye vesile olmak tavsiyesi:

Hürriyet-i şer’iye şu ki: Allah’ın kullarına verdiği serbestiyete ve yasaklarına beşerî anlayışlarla müdahele etmemek. Kur’anın hükümleri dairesinde serbest yaşamak. Yani hürriyet-i şer’iyenin esasları olan; müstebidlere dalkavukluk etmemek ve bîçarelere tahak­küm ve tekebbür etmemektir. Bu düşüncedeki tavsiyesi de şöyledir:

“Eski tahribatı tamirata başlayan hakikî vatanperverler olan Demokrat namında hamiyetli Ahrarlar, yani hürriyetperverler, Nur ve Nurcuları takdir etmelerine çok minnetdarım. Onların muvaffakıyetine çok dua ediyorum. İnşâallah o Ahrarlar,[3] istibdad-ı mutlakı[4] kaldırıp tam bir hürriyet-i şer’iyeye vesile olacaklar.(Emirdağ Lâhikası-ll sh: 20)

Dinin serbest yaşanması ve önündeki engellerin kaldırılması hususunun ehemmiyeti hakkında Bediüzzaman Hazretlerinin ifadesi şöyledir:

«Dindar ve hamiyetkâr ve vatanperver milletvekillerine şunu arzediyorum.

Dindarların serbestiyeti hakkındaki kanunun tasdikinin ta’cili ve takdimi[5] lâzım gelirken te’hir edilmesi, dindar meb’usların nazar-ı millette "kendilerine düşen en ehemmiyetli dinî vazifelerini yapmıyorlar" diye dindarların bir telaşları var. Biz de telaş ediyoruz ki dâhilî, gizli dinsizler ve komünizm hesabına çalışan hainler bu vaziyetten istifade etmemeleri için, bu gelecek hakikatı sizlere beyan etmeye hamiyeten mecbur oldum. O hakikat da budur ki:

Demokrat dindar milletvekillerine bir hakikatı ihtar:

Bugünlerde hastalığım itibariyle kışın pek şiddetli hiddetine tahammül edemedim. Çok tecrübelerimle, umumî bir hatanın neticesinde hava ile zemin zelzele ile ve fırtına ile gazab-ı İlahîyi haber vermek nevinden hiddet ediyorlar gibi âdete muhalif bir vaziyet gösterdiler. Ben de bundan bir manevî fırtınaya alâmet hissettim. Kalbime geldi ki: "Acaba yine İslâmiyet ve hakaik-i imaniye zararına bir hata-yı umumî mi meydana geldi?" Âdetim olmadığı halde ve dünya siyasetini terk ettiğim halde bu nokta için sordum: "Ne var? Cerideler[6] ne haber veriyorlar?"

Bana dediler ki: "Din propagandasını yapan dindarların serbestiyet kanunu geri kalmış. Fakat solcular hakkındaki kanunu ta’cil[7] edip tasdik etmişler."

Kalbime geldi ki: Bu vatan ve İslâmiyet’in maslahatı,[8] her şeyden evvel dindarların serbestiyeti hakkındaki kanunun hem ta’cil, hem tasdik ve hem de çabuk mekteblerde tatbik edilmesi elzemdir.[9]

Said Nursî» (Emirdağ Lâhikası-ll sh: 20)

Bir kısmını aldığımız bu mektubta, din ve vicdan hürriyetinin tatbikinin aciliyeti ve bu vatan ve millet için ehemmiyeti nazara verilmiştir.

Bediüzzaman Hazretlerinin bizzat kendisinin yaptığı bir mahkeme müdafaasında ortaya koyduğu din ve vicdan hürriyeti tatbikinin örnekleri de dikkat çekicidir:

«Malûmdur ki, her hükûmette muhalifler bulunur. Asayişe, emniyete dokunmamak şartiyle, hiç kimse vicdaniyle, kalbiyle kabul ettiği bir fikirden, bir metoddan dolayı mes’ul olmaz. Bu hukukî bir mütearifedir.[10]

Dininde çok mutaassıb ve cebbar bir hükûmet olan İngilizlerin yüz sene hâkimiyetleri altında bulunan yüz milyondan ziyade Müslümanlar, İngilizlerin küfür rejimlerini kabul etmeyip Kur’an ile reddettikleri halde, İngiliz mahkemeleri, şimdiye kadar onlara o cihetten ilişmedi.

Burada ve bütün İslâm hükûmetlerinde eskiden beri Yahudiler, Nasraniler tâbi oldukları memleketin dinine, kudsî rejimine muhalif, zıd ve mu’teriz bulundukları halde o hükûmetler hiçbir zaman kanunlarla onlara o cihetten ilişmediler.

Hazret-i Ömer hilâfeti zamanında, âdi bir Hristiyan ile mahkemede birlikte muhakeme olundular. Halbuki o Hristiyan, İslâm hükûmetinin mukaddes rejimlerine, dinlerine, kanunlara muhalif iken, mahkemede, onun o hali nazara alınmaması açıkça gösterir ki adalet müessesesi hiçbir cereyana kapılmaz, hiçbir tarafgirliğe kaymaz. Bu, din ve vicdan hürriyetinin bir ana umdesidir[11] ki; komünist olmıyan Şarkta, Garbda, bütün dünya adalet müesseselerinde câri[12] ve hâkimdir.» (Tarihçe-i Hayat sh: 651)

3- DİN DERSLERİNİN OKUTULMASI

1950 Yılında iktidara gelen Demokrat Partisi ilk icraat olarak Türkçe okunan ezanı Arapça aslına çevirerek bü­yük bir hizmetle işe başlamıştır. Bu durumu çok takdir eden Bediüzzaman Hazretleri bu tarz hizmetlerin de­vamla, dinin diğer şeair denilen dinî geleneklerin ihya edilmesini ister.

Bediüzzaman Hazretleri, anarşiden kurtulmanın en birinci çaresi olarak, sefih medeniyetin terbiyesi ve düsturları yerine, Kur’an ve iman hakikatlarını ve derslerini neşir ve telkin etmek gerektiğini bildirir.

Ezan-ı Muhammedî ve din dersleri gibi şeâiri ihya ede­rek Kur’ana hizmet etmek ve Risale-i Nurların resmen serbestiyeti tavsiyesinde:

“Demokratların zamanında madem Ezan-ı Muham­medî ve din dersleri gibi şeair-i İslâmiye ile Kur’ana hizmet ve eskilerin Kur’an zararına tahribatları tamire başlanıl­mış.” (Emirdağ Lâhikası-ll sh: 24) şeklinde ifadesi var­dır.

Tek parti istibdadının devri ve sonrasına bakan bir bahis te şöyledir:

“Yirmibeş seneden beri ehl-i ilmi, ehl-i tarîkatı ezen, ya kendilerine dalkavukluğa mecbur eden eski partinin müfrit ve mason ve komünist kısmı, bu noktadan istifade edip Demokratları devirmemek için; Demokratlar mecburdurlar ki hem Nurcuları, hem ülemayı, hem milleti memnun ve minnetdar etmek, hem Amerika ve müttefiklerinin[13] yardımlarını kaybetmemek için bütün kuvvetleriyle Ezan mes’elesi gibi şeair-i İslâmiyeyi ihya[14] için mümkün ol­dukça tamire çalışmaları lâzım ve elzemdir.” (Emirdağ Lâhikası-ll sh: 25)

4- İSLÂM ÂLEMİYLE İŞBİRLİĞİ

Bugün dünya üzerinde adalet dengesizliği vardır. Bundan dolayı büyük zulümler, keyfilikler, meydana gel­mektedir. İslâm birliğinin teşekkülü bütün insanlığın saa­detine vesile olacaktır.

Meşhur Fransız ilim adamı Gaston Care diyor:

«İslâmiyet, yeryüzünden kalkacak ve bu suretle hiçbir Müslüman kalmayacak olursa, barışı devam ettirmeye imkân kalır mı? Hayır.. buna imkân yoktur! (Gaston Care)» (İşarat-ül İ’caz sh: 221)

Şer cereyanının yıkıcı faaliyetlerine, milletin huzur ve emniyetini bozma çalışmalarına karşı İslâm Birliği varlığı ve gücü büyük ehemmiyet arzetmektedir.

Bediüzzaman Hazretleri, dünyaca büyük devletlerin kendi menfaatleri de icabı İslâm Birliğine karşı çıkmaya­cakları veya çıkmamaları ge­reğini açıklar. İslâmın eşsiz merhameti, acizlere şefkat ve zalimleri tedip etmesi sulh-u umuminin teminatıdır.

İslam dünyası ile münasebetlerin gelişmesi zaten var olan tarihi bağı hareketlendirecektir. Türk milleti bin yıl İslâma hizmet etmiş ve İslâm birliğini tahakkuk ettirmiştir. Yavuz Sultan Selimin bu düşüncesine bütün İslam millet­leri evet demiştir. Şimdi de Bediüzzaman Hazretleri mu­hafazakar demokratlardan bu manaya çalışmalarını ve arkalarına İslâm Dünyasını almalarını istemektedir.

İttihad-ı İslâmın teşekkülü ile güç kazanarak menfi cereyanların tahribatını önlemek hususundaki tavsiyesi şöyledir:

“Şimdi milletin arzusuyla şeair-i İslâmiyenin serbestiyetine vesile olan Demokratlar, hem mevkilerini muhafaza, hem vatan ve milletini memnun etmek çare-i yegânesi;[15] ittihad-ı İslâm cereyanını kendine nokta-i istinad yapmaktır. Eski zamanda İngiliz, Fransız, Amerika siyasetleri ve menfaatleri buna muarız olmakla mani olurdular. Şimdi menfaatleri ve siyasetleri buna muarız değil; belki muhtaçtırlar. Çünki komünistlik, masonluk, zındıklık, dinsizlik; doğrudan doğruya anarşistliği intac ediyor. Ve bu dehşetli tahrib edicilere karşı, ancak ve ancak hakikat-ı Kur’aniye etrafında ittihad-ı İslâm dayanabilir. Ve beşeri bu tehlikeden kurtarmağa vesile olduğu gibi, bu vatanı istila-yı ecanibden[16] ve bu milleti anarşilikten kurtaracak yalnız odur. Ve bu hakikata binaen Demokratlar bütün kuvvetleriyle bu hakikata istinad edip komünist ve masonluk cereyanına karşı vaziyet almaları zarurîdir." (Emirdağ Lâhikası-ll sh: 24)

Yine demokrat manasındaki siyasetçilere bir tavsiye de şöyledir:

“Vatan ve millet ve onların hayatı ve saadeti, hakaik-i Kur’aniyeye dayanmak ve bütün âlem-i İslâmı arkasında ihtiyat kuvveti yapmak ve uhuvvet-i İslâmiye ile dörtyüz milyon (şimdi 1,5 milyar) kardeşi bulmak ve Amerika gibi din lehinde ciddî çalışan mu­azzam bir devleti kendine hakikî dost yapmak, iman ve İslâmiyet’le olabilir.” (Emirdağ Lâhikası-ll sh:209)

5- HUKUKUN HAKİMİYETİNİ SAĞLAMAK

Dine dost ehl-i siyasete: Particilik çekişmelerini terk etmek ve muhalefet men­sublarına tarafgirane muamele etmemek ve uhuvvet-i İslâmiyeyi esas alıp Kur’anın kanun-u esasîsine dayan­mak gibi mühim tavsiyeler var. Bu tavsiyeler gösteriyor ki; Bediüzzaman Hazretleri parti taraftarlığından uzak olarak, İslâmın ve milletin selâmetini düşünüyor.

Dine dost partinin milli bünyemizde siyasi tarafgirlik hissini tahrik etmemekle beraber, asayişi bozanlara karşı adalet üzere hukukun hâkimiyeti ve devletin itibar ve oto­ritesini korumanın ehemmiyetini nazara veren Bediüzzaman Hazretleri şöyle der:

“İslâmiyet’in pek çok kanun-u esasîsinden[17] birisi: وَ لاَ تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ اُخْرَى âyet-i kerimesinin hakikatıdır ki; birisinin cinayetiyle başkaları, akraba ve dostları mes’ul olamaz. Halbuki şimdiki siyaset-i hazırada[18] particilik tarafdarlığı ile, bir câninin yüzünden pek çok ma­sumların zararına rıza gösteriliyor. Bir câninin cinayeti yü­zünden, tarafdarları veyahut akrabaları dahi şeni’[19] gıybetler ve tezyifler[20] edilip, bir tek cinayet yüz cinayete çevrildiğin­den, gayet dehşetli bir kin ve adaveti damarlara dokundu­rup, kin ve garaza ve mukabele-i bil’misile[21] mecbur edili­yor. Bu ise hayat-ı içtimaiyeyi tamamen zîr ü zeber[22] eden bir zehirdir ve hariçteki düşmanların parmak ka­rıştırmala­rına tam bir zemin hazırlamaktır. İran ve Mı­sır’daki hisse­dilen hâdise ve buhranlar, bu esastan ileri geldiği anlaşılı­yor. Fakat onlar burası gibi değil; bize nisbeten pek hafif, yüzde bir nisbetindedir. Allah etmesin, bu hal bizde olsa, pek dehşetli olur.

Bu tehlikeye karşı çare-i yegâne:[23] Uhuvvet-i İslâmiyeyi[24] ve esas İslâmiyet milliyetini o kuvvetin te­mel taşı yapıp, masumları himaye için, cânilerin cina­yetlerini kendilerine münhasır[25] bırakmak lâzımdır.” (Emirdağ Lâhikası sh:172)

6- MEMURİYETİ HİZMETKÂRLIK OLARAK ANLAMAK

Bediüzzaman Hazretleri, memuriyetin yani devletin idari makamlarının devletin sahibi olan milletin üzerinde tahakküm vesilesi olmadığını şöyle anlatır:

“Halk Partisi ise: Hakikaten acib ve zevkli bir rüşvet-i umumîyi kanunlar perdesinde bazı memurlara verdikleri için, yirmisekiz senelik bütün cinayatıyla başkaların cinayatı ve İttihadcıların ve mason kısmının seyyiatları da o partiye yükletildiği halde, Demokratlara bir cihette galib hükmündedirler. Çünki ubudiyetin noksaniyetiyle enaniyet kuvvet bulur, nemrudçuluklar çoğalır. Bu benlik zama­nında, memuriyet hakikatta bir hizmetkâr­lık olduğu halde; bir hâkimiyet, bir ağalık, bir nemrudçuluk ile nefse gayet zevkli bir hâkimiyet mer­tebesini bir kısım memurlara rüş­vet olarak verdiği için, bütün o acib cinayetlerle ve ken­dinden olmayan ce­ridelerin neşriyatıyla beraber bana ya­pılan muamelelerin­den hissettim ki, bir cihette manen De­mokratlara galib ge­liyorlar. Halbuki İslâmiyet’in bir kanun-u esasîsi olan ha­dîs-i şerifte سَيِّدُ الْقَوْمِ خَادِمُهُمْ [26] yani: Memuriyet, emirlik ise reislik değil; millete bir hizmetkâr­lıktır. Demokratlık, hürriyet-i vicdan, İslâmiyet’in bu kanun-u esasîsine dayanabilir. Çünki kuvvet kanunda olmazsa şahsa geçer. İstibdad, mutlak keyfî olur.” (Em: -ll sh: 163)

7- DOĞU’YA İSLÂM ÜNİVERSİTESİ AÇMAK

Şark Darülfünunun tesisi hakikatı:

Bediüzzaman Hazretlerinin seneler öncesinden beri takip ettiği Şark Darülfünunu veya Medresetüzzehra tabir ettiği İslâm Üniversitesinin –burada uzunluğu sebebiyle yazılmayan- faaliyet programına bakılınca, bu üniversite­nin hem ahlâk ve fazilet bakımından, hem sanatta yüksek ihtisas kazandırma bakımından, hem dava adamı vasfına sahip kılma bakımından üstün dereceli bir tedrisat mer­kezi olmasını resmi makamlardan istemişti. Birinci dere­cede kurulacağı yer olan Van havalisi ve Diyarbakır ta­rafları coğrafik olarak ehemmiyeti malûmdur. Şimdi aynı maslahat ve ihtiyaç daha da arttığından böyle bir tedrisa­tın lüzumu ve geliştirilmesi vatan sathında yaygınlaştırıl­ması tavsiyesi de gayet ehemmiyetlidir. Bu tavsiyenin taf­silatı uzun olduğundan burada yazılmadı.

8- AYASOFYA’NIN İBADETE AÇILMASI

Bediüzzaman Hazretlerinin muhafazakar demokratlara bir tavsiyesi de, Ayasofya Camiini ibadete açmaktır. Bu­nun anlamı büyüktür. Ayasofya bir semboldür ve dindar siyasilerin kuvvetlerine kuvvet katacakları bir hizmettir. Son elli yıldır çeşitli devrelerde hep gündeme gelmiş fakat 1980 yılında açılan bir mahfilin dışında ana camiinde iba­det yapılamamaktadır.

Üstad Hazretlerinin tabiriyle “Ayasofya Câmii’ni puthaneye” çevirmişlerdir. Muhafaza­kar demokratlar yıl­lardır ehl-i imanı ağlatan bu yarayı ka­patmalıdırlar.

Bediüzzaman Hazretleri bu hususta şöyle der:

«Âlem-i İslâm nazarında Demokratları düşürmemenin çare-i yegânesi kendimce böyle düşünüyorum:

Nasıl Ezan-ı Muhammediye’nin (A.S.M.) neşriyle De­mokratlar on derece kuvvet bulduğu gibi, öyle de Ayasofya’yı da beşyüz sene devam eden vaziyet-i kudsiyesine çevirmektir. Ve âlem-i İslâmda çok hüsn-ü te­sir yapan ve bu vatan ahalisine âlem-i İslâmın hüsn-ü te­veccühünü[27] kazandıran, bu yirmi sene mahkemeler bir muzır cihetini bulamadıkları ve beş mahkeme de beraetine karar verdikleri Risale-i Nur’un resmen serbestiyetini dindar Demokratlar ilân etmelidirler. Tâ, bu yaraya bir merhem vurmalı. O vakit âlem-i İslâmın tevec­cühünü kazandıkları gibi, başkalarının zalimane kabahatı da onlara yüklenmez fikrindeyim.

Dindar Demokratlar, hususan Adnan Menderes gibi zâtların hatırları için otuzbeş seneden beri terkettiğim si­yasete bir-iki gün baktım ve bunu yazdım.

Said Nursî» (Emirdağ Lâhikası-ll sh: 24)

Ayasofyanın ibadet yeri olması hakkında bir bahis de şöyledir:

«Demokrata ezan-ı Muhammedî gibi çok kuvvet vermek ve Risale-i Nur’un neşrine müsaadesi gibi çok tarafdar olmak ve âlem-i İslâma, hattâ bir kısım Hristiyan Devletlerini de memnun etmek için, Ayasofya’yı müzahrafattan[28] temizleyip ibadet mahalli yapmaktır.» (Emirdağ Lâhikası-II sh: 236)

NETİCE

Bu derlemede kısmen nakledildiği gibi, siyasi faaliyet ve idarede gerçek kanunlara ve hakiki hürriyete uygun bir yol takib edilmesi, vatanın, milletin ve hukukî hakimiyetin selâmetine vesiledir.

İttihad İlmi Araştırma Heyeti

Tarafından Hazırlanmıştır

İstanbul/Kasım/2002




[1] dindarlık duygularına aykırı olarak

[2] başeğse de

[3] hürriyet taraftarları

[4] dindarları her yönden baskı altında tutan yönetimi

[5] çabuklaştırılması ve öne alınması

[6] gazeteler

[7] acele etme

[8] faydası; elzemdir: çok gereklidir

[9] çok gereklidir

[10] herkesce apaçık bilinen ve kabul edilen bir kaidedir

[11] temel kuralı ve prensibidir

[12] geçerli

[13] “Amerika ve müttefikleri” sözü, antikomünist ve se­mavî dinlere bir derece dost olan tutum ve siyaset sahiple­rini ifade eder (Başkan Kennedy gibi). Zira Hz. Üstad, Av­rupa ve Amerika gibi Hristiyan memleketlerini müsbet ve menfî olarak iki kısma ayırır. (Bak: Lem’alar 17.Lem’a, 5.Nota) Avrupa, Amerika sözlerinde bu ölçü hatırlanmalıdır. (Hazırlayanlar)

[14] ezan okunması, tesettür, din dersleri okutulması, selamlaşmak ve haremlik selamlık denilen kadın ve erkeklerin birarada, içiçe olmaması gibi bütün dini adetleri kuvvetlendirip canlandırmak hizmeti.

[15] tek çözüm, tek kurtuluş yolu

[16] yabancıların ele geçirmesinden

[17] temel kanunlarından

[18] dine dayanmayan günün siyasetinde

[19] çok fena

[20] küçük düşürmeler, aşağılamalar

[21] aynıyla karşılık vermeye

[22] yerle bir, altüst

[23] tek kurtuluş çaresi

[24] İslâm kardeşliğini

[25] (suçu) yalnız işleyene ait kılmak

[26] Keşfü’l-Hafâ, 2:463.

[27] güzel yönlerini, düşüncelerini

[28] içindeki pis maddelerden, putlardan, resimlerden

Check Also

KİME OY VERECEĞİZ?

Bediüzzaman Hazretleri Kime Demokrat Der? Soruluyor: -Bu seçimlerde oyumuzu kime vereceğiz? Cevap: Ehvenüşşer kaidesi devam ettiği …