23 Eylül 2020, Çarşamba
Home / Güncel Meseleler / Hz. Muhammed Aleyhissalatü Vesselam

Hz. Muhammed Aleyhissalatü Vesselam

İMANIN DÖRDÜNCÜ ESASI – NÜBÜVVETTİR

* “Şu kâinatın Sahib ve Mutasarrıfı, elbette bilerek yapıyor ve hikmetle tasarruf ediyor.
*
Ve her tarafı görerek tedvir ediyor.
* Ve her şeyi bilerek, görerek terbiye ediyor ve her şeyde görünen hikmetleri, gayeleri, faydaları irade ederek tedvir ediyor.

* Madem yapan bilir; elbette bilen konuşur.

* Madem konuşacak, elbette zişuur ve zifikir ve konuşmasını bilenlerle konuşacak.

* Madem zifikirle konuşacak; elbette zişuurun içinde en cem’iyetli ve şuuru küllî olan insan nev’i ile konuşacaktır.

* Madem insan nev’i ile konuşacak, elbette insanlar içinde kabil-i hitab ve mükemmel insan olanlarla konuşacak.

* Madem en mükemmel ve istidadı en yüksek ve ahlâkı ulvi ve nev’-i beşere mukteda olacak olanlarla konuşacaktır.

Elbette, dost ve düşmanın ittifakı ile, en yüksek isti’datta ve en âlî ahlâkta

* ve nev’-i beşerin humsu onu iktida etmiş

* ve nısf-ı arz onun hükm-ü manevîsi altına girmiş

* ve istikbal onun getirdiği nurun ziyası ile bin üçyüz sene ışıklanmış
*
ve beşerin nurani kısmı ve ehl-i imanı mütemadiyen günde beş defa onunla tecdid-i biat edip, ona dua-i rahmet
ve saadet edip, ona medh ve muhabbet etmiş olan Muhammed (A.S.M.) ile konuşacak ve konuşmuş ve resul yapacak ve sair nev’-i beşere rehber yapacak ve yapmıştır.” (Mektubat sh: 89)

“Madem nev’-i beşerde nübüvvet vardır. Ve yüzbinler zât, nübüvvet dava edip mu’cize gösterenler, gelip geçmişler. Elbette umumun fevkinde bir kat’iyyet ile, nübüvvet-i Ahmediye (A.S.M.) sabittir.

Çünki İsa Aleyhisselâm ve Musa Aleyhisselâm gibi umum resullere nebi dedirten ve risaletlerine medar olan delail ve evsaf ve vaziyetler ve ümmetlerine karşı muameleler; Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’da daha ekmel, daha câmi’ bir surette mevcuddur. Madem hükm-ü nübüvvetin illeti ve sebebi, Zât-ı Ahmedî’de (A.S.M.) daha mükemmel mevcuddur. Elbette hükm-ü nübüvvet, umum enbiyadan daha vâzıh bir kat’iyyet ile ona sabittir.” (M:91)

“Enbiyaların (Aleyhimüsselâm) icmaı, nasılki vücud ve vahdaniyet-i ilahiyeye gayet kuvvetli bir delildir; öyle de, bu Zatın (A.S.M.) doğruluğuna ve risaletine gayet sağlam bir şehadettir. Çünki Enbiya Aleyhimüsselâm’ın doğruluklarına ve Peygamber olmalarına medar olan ne kadar kudsi sıfatlar ve mu’cizeler ve vazifeler varsa, o Zatta (A.S.M.) en ileride olduğu tarihçe musaddaktır.

Demek onlar, nasılki lisan-ı kal ile; Tevrat, İncil, Zebur ve suhuflarında bu Zat’ın (A.S.M.) geleceğini haber verip insanlara beşaret vermişler ki, kütüb-ü mukaddesenin o beşaretli işaratından yirmiden fazla ve pek zahir bir kısmı, Ondokuzuncu Mektub’da güzelce beyan ve isbat edilmiş.

Öyle de, lisan-ı halleriyle, yani nübüvvetleriyle ve mu’cizeleriyle, kendi mesleklerinde ve vazifelerinde en ileri ve en mükemmel olan bu Zatı tasdik edip davasını imza ediyorlar ve lisan-ı kal ve icma’ ile vahdaniyete delalet ettikleri gibi, lisan-ı hal ile ve ittifak ile de, bu Zatın sadıkiyetine şehadet ediyorlar.” (Ş:l29)

“Muhammed-i Arabî (A.S.M.)’a bak ki:

O Zat, herkesçe müsellem ümmiliğiyle beraber, geçmiş Enbiya ile kavimlerinin ahvallerini görmüş ve müşahede etmiş gibi Kur’anın lisaniyle söylemiştir. Ve onların ahvalini, sırlarını beyan ederek aleme neşir ve ilan etmiştir.

Bilhassa naklettiği onların kıssaları, bütün zekilerin nazar-ı dikkatini celbeden dava-yı nübüvvetini isbat içindir. Ve naklettiği esasları, beyn-el enbiya ittifaklı olan kısmı tasdik, ihtilaflı olanı da tashih edip davasına mukaddeme yapmıştır.

Sanki O Zat, vahy-i İlahînin ma’kesi olan masum ruhuyla zaman ve mekânı tayy ederek o zamanın en derin derelerine girmiş ve gördüğü gibi söylemiştir. Binaenaleyh O Zatın bu hali onun bir mu’cizesi olup nübüvvetine delil olduğu gibi, evvelki enbiyanın da nübüvvet delilleri manevi bir delil hükmünde olup, o zatın nübüvvetini isbat eder.” (İ:l08)

“Zebur’da, yetmişikinci babında şu âyet var:

* "Bahirden bahire malik ve nehirlerden Arz’ın makta’ ve müntehasına kadar malik olan…

* ve kendisine Yemen ve Cezair Mülûku hediyeler götüreler…

* ve padişahlar ona secde ve inkıyad ederler.

* Ve her vakit ona salât ve her gün kendisine bereketle dua oluna…

* ve envarı, Medine’den münevvir ola..

* ve zikri ebed-ül âbâd devam ede.

* onun ismi, Şemsin vücudundan evvel zikri ebed-ül âbâd devam ede..

* onun ismi, Şemsin vücudundan evvel mevcuddur.

·* onun adı, Güneş durdukça münteşir ola."

İşte şu âyet, pek aşikâr bir tarzda Fahr-i Âlem Aleyhissalatü Vesselâm’ı tavsif eder. Acaba Hazret-i Davud Aleyhisselâm’dan sonra Muhammed-i Arabî Aleyhissalatü Vesselâm’dan başka hangi Nebi gelmiş ki, Şarktan Garba kadar dinini neşretmiş ve mülûku cizyeye bağlamış ve padişahları, kendine secde eder gibi bir inkıyad altına almış ve hergün nev-i beşerin humsunun salavat ve dualarını kendine kazanmış ve envarı Medine’den parlamış kim var, kim gösterilebilir?” (M:l68)

Bu bahsin tafsilatı için, Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin telif ettiği Risale-i Nur Külliyatı’ndan Mektubat Mecmuasının 19. Mektubuna ve aynı Külliyat’ın müteferrik yerlerine bakılmalıdır.

Check Also

KİME OY VERECEĞİZ?

Bediüzzaman Hazretleri Kime Demokrat Der? Soruluyor: -Bu seçimlerde oyumuzu kime vereceğiz? Cevap: Ehvenüşşer kaidesi devam ettiği …