27 Kasım 2020, Cuma
Home / Güncel Meseleler / Hubb-u Cah'ı Terketmek Bir Esastır

Hubb-u Cah'ı Terketmek Bir Esastır


Risale-i Nur Hizmet Mesleğinde

19- HUBB-U CAH’I (makam sevgisini) TERK ETMEK ESASTIR

Maddî ve manevî makam sevgisi ve şöhret hırsı olan bu his, hizmet-i di­niyede terk edilmesi düstur ha­linde nazara ve­rilen bir esastır.

Hubb-u cah hissinin getirdiği büyük mes’uliyet­ler:

1- «Şeytan-ı ins, şeytan-ı cinnîden aldığı derse bi­naen, hizbü’l-Kur’ân’ın fedakâr hâdimlerini hubb‑u cah vasıtasıyla al­datmak ve o kudsî hiz­metten ve o mânevî ulvî cihaddan vazgeçir­mek istiyor­lar. Şöyle ki:

İnsanda, ekseriyet itibarıyla, hubb-u cah deni­len

· hırs-ı şöhret ve

· hodfuruşluk ve şan ve şe­ref denilen

· ri­yâkârâne halklara görün­mek ve

· na­zar-ı âmmede mevki sahibi ol­maya,

ehl-i dün­yanın her ferdinde cüz’î, küllî arzu var­dır. Hattâ o arzu için hayatını feda eder derece­sinde şöhret­pe­rest­lik hissi onu sevk eder.

Ehl-i âhiret için bu his gayet tehlikelidir. Ehl-i dünya için de gayet dağdağalıdır, çok ahlâk-ı seyyienin de menşeidir ve in­sanların da en za­yıf damarıdır. Yani, bir insanı yakala­mak ve ken­dine çekmek, onun o hissini okşamakla kendine bağlar, hem onunla onu mağlûp eder. Kardeşlerim hakkında en zi­yade kork­tuğum, bunların bu zayıf dama­rın­dan ehl-i il­hâdın istifade et­mek ihti­malidir.

Bu hal beni çok düşündürü­yor. Hakikî olmayan bazı bi­çare dostlarımı o suretle çektiler, mâ­nen onları teh­likeye at­tılar.» (HAŞİYE) (Mektubat sh: 412)

2- «Ey kardeşlerim ve ey hizmet-i Kur’ân’da arka­daşlarım! Bu hubb-u cah cihetinden gelen dessas ehl-i dünyanın hafiye­lerineehl-i dalâletin pro­pagandacı­larına veya şeyta­nın şakirdlerine de­yi­niz ki: veya

“Evvelâ rıza-yı İlâhî ve iltifat-ı Rahmânî ve ka­bul‑ü Rabbânî öyle bir makamdır ki, insanların tevec­cühü ve is­tihsânı, ona nisbe­ten bir zerre hükmündedir. Eğer tevec­cüh-ü rahmet varsa, yeter. İnsanların tevec­cühü, o tevec­cüh-ü rahmetin in’ikâsı ve gölgesi olmak ci­hetiyle mak­buldür yoksa arzu edilecek birşey değildir. Çünkü kabir kapısında söner, beş para etmez.”» (Mektubat sh: 413)

Kesret-i etbaa isteği, cemaati kendine bağlama hissi, hubb-u cah’a mağ­lubiyetin fiilî bir tezahürüdür:

3- «Ehl-i hidayeti, ulüvv-ü himmetten sû-i isti­male ve dolayı­sıyla ihtilâfa ve rekabete sevk eden, âhi­ret nokta-i nazarında bir haslet-i memdûha sayılan hırs-ı sevap ve vazife-i uhreviyede kana­atsizlik cihe­tinden ileri geliyor. Yani, “Bu sevabı ben kazana­yım, bu insanları ben irşad edeyim, benim sözümü din­lesin­ler” diye, karşısındaki hakikî kardeşi ve cidden muhabbet ve mu­ave­netine ve uhuvvetine ve yardı­mına muhtaç bir zâta karşı reka­bet­kârâne vaziyet alır. “Şakirdlerim niçin onun yanına gidi­yorlar? Ni­çin onun kadar şakirdlerim bulunmuyor?” diye, enâniyeti ora­dan fırsat bulup, mez­mûm bir haslet olan hubb-u câha te­mayül etti­rir, ihlâsı kaçırır, riyâ kapısını açar.

İşte bu hatanın ve bu yaranın ve bu müthiş ma­raz-ı ru­hanînin ilâcı şudur ki:

Cenâb-ı Hakkın rızası ihlâs ile kazanılır kesret-i etbâ’ ile ve fazla muvaffakiyetle değildir.» (Lem’alar sh: 151)

4- «Hubb-u cahtan gelen şöhretperestlik sa­ikasıyla ve şan ve şe­ref perdesi altında teveccüh-ü âmmeyi ka­zanmak, nazar-ı dik­kati kendine celb etmekle enâniyeti okşamak ve nefs-i emmâreye bir makam vermektir ki, en mühim bir ma­raz-ı ruhî olduğu gibi, “şirk-i hafî” tabir edilen ri­yâ­kâr­lığa, hodfuruşluğa kapı açar, ihâsı zedeler.» (Lem’alar sh: 165)

Şahsiyet kazanma sâikasıyla hizmette rekabet yap­mak, sırr-ı uhuvvetin yokluğuna alâmettir:

5- «Ey kardeşlerim! Kur’ân-ı Hakîmin hizmetin­deki mesle­ğimiz hakikat ve uhuvvet olduğu ve uhuvve­tin sırrı, şahsiye­tini kar­deşler içinde fâni edip HAŞİYE onla­rın nefislerini kendi nefsine tercih etmek olduğundan, mâbeynimizde bu nevi hubb-u cahtan gelen rekabet tesir etmemek gerektir. Çünkü mesleğimize bü­tün bütün mü­nâfidir(Lem’alar sh: 165)

Cemaat içinde temayüz edip kendini beğendirme ve te­vec­cühü toplama tavır ve davranışları, hubb-u cah ve hırs-ı şöh­ret hastalığının fiilî tezahür ve emareleri­dir.

6- «Hırs-ı şöhret, hubb-u cah, makam sahibi olmak, emsali­ne tefevvuk etmek gibi hisler ve in­sanlara iyi gö­rün­mek, tasannukârâne (haddinden fazla kendine ehem­miyet verdirmek) ve tekellüf­kârâne (lâyık olmadığı yük­sek makam­larda gö­rün­mek) tarzını takınmakla riya eder.

Risale-i Nur şakirdleri, ene’yi, nahnü’ye tebdil et­tik­leri, yani enaniyeti bırakıp, Risale-i Nur dairesinin şahs-ı mânevisinin he­sa­bına çalışması, ben yerine biz demeleri ve ehl-i tarikatın fenâ fi’ş-şeyh, fenâ fi’r-resul ve nefs-i emma­reyi öldürmek gibi riyadan kur­taran va­sıtaların bu za­manda birisi de fenâ fi’l-ihvan, yani şahsiye­tini kardeşle­rinin şahs-ı maneviyesi içinde eritip öyle davrandığı(Kastamonu Lâhikası sh: 184) için, inşaallah, ehl-i hakikatin riyadan kurtul­maları gibi, bu sırla onlar da kurtulurlar.»

7- «En zayıf bir damar-ı insânî olan “şan ve şeref ve rütbe” nok­tasında bana çok elîm bir tarzda o zayıf dama­rımı tutmak için emredilmiş. İhanetler, tahkir­lerle, damara dokunduracak işkence­lerle dahi hiçbir şeye muvaffak olamadılar. Ve kat’iyen anladılar ki, on­ların perestiş ettiği dünya şan ve şerefini bir riyakârlık ve za­rarlı bir hodfu­ruşluk biliyoruz, onların fevkalâde ehemmiyet ver­dikleri hubb-u cah ve şan ve şeref-i dünyeviyeye beş para ehemmi­yet vermiyoruz, belki onları bu cihette divane bi­liyoruz.» (Emirdağ Lâhikası-l sh: 244)

Kısmen nakledilen mezkûr sarih beyanların kat’i bir neti­cesi olarak hubb-u cah’ı ve onun tezahürü olan tavır ve hare­ketleri terk etmek bir esas ve şarttır. Aksi halde hizmete bü­yük zararlar gelmesine vesile olunur.




HAŞİYE O biçareler, “Kalbimiz Üstadla beraberdir” fik­riyle kendilerini tehlikesiz zannederler. Halbuki, ehl-i ilhâdın cereyanına kuvvet veren ve propagandalarına kapılan, belki bilmeyerek hafiyelikte istimal edilmek tehlikesi bulunan bir adamın “Kalbim sâfidir, Üstadı­mın mesleğine sadıktır” demesi bu misale benzer ki: Bi­risi namaz kılarken karnındaki yeli tutamıyor, çıkıyor, hades vuku buluyor. Ona “Namazın bozuldu” denildiği vakit, o diyor: “Neden namazım bozulsun? Kalbim sâfi­dir.” (Bediüzzaman)

HAŞİYE Evet, bahtiyar odur ki, kevser-i Kur’ânîden sü­zülen tatlı, büyük bir havuzu kazanmak için, bir buz parçası nev’indeki şahsiyetini ve enâniyetini o havuz içine atıp eritendir. (Bediüzzaman)

Check Also

KİME OY VERECEĞİZ?

Bediüzzaman Hazretleri Kime Demokrat Der? Soruluyor: -Bu seçimlerde oyumuzu kime vereceğiz? Cevap: Ehvenüşşer kaidesi devam ettiği …