28 Kasım 2020, Cumartesi
Home / Güncel Meseleler / Gizli İfsad Komitesi ve Süfyaniyet İttifakı

Gizli İfsad Komitesi ve Süfyaniyet İttifakı

Bu derlemede nazara verilen âhirzaman fitne­si­nin ve gizli ifsad komitesinin iç­timaî, hukukî, iktisadî ve siyasî ve asayiş sahalardaki muhtelif ifsada­tından birkaç nümunelerdir.

Evet ya­şanan hayat sahasında İslâmiyete aykırı düşen fakat medenî hayat diye tel­kin edilen kötülüklerin ekserisi bu fitnenin eseridir.

Evet moda, fantaziye, asrîlik, medenîlik ve Av­ru­palılaşmak gibi şa’şaalı kelimelerle hevesatı uyan­dırıp nazarları kendine çeken bid’alar, âhirzaman fit­nesi olan Süfyaniyetin mahiyetidir.

Evet âhirzaman fitnesi ile Süfyaniyet, aynı mânâyı ifade eder. Yoksa Süfyan denen bir şahsı bildiği ve hatta ona karşı olduğu halde onun baş­lattığı bozuk hayat şek­linin Süfyaniyet olduğu bilinmezse ve ona karşı tedbirler alınmazsa Süfyan hakkındaki riva­yetlerin mânâsı, ge­reği kadar anlaşılmış olmaz. Ve kişi yaşa­dığı Süfyaniyet hayatının çirkinliğini vicdanında hissedemez.

Evet ha­dîste geçen: «Deccal’ın haya­tını ve işlerini be­ğenmeyenler onu tanıyabilir.» (Tirmizi, Fiten 56) mea­lindeki ifadenin mânâ-yı muhalifinden anlaşı­lıyor ki, Süfyaniyetin tarz-ı hayatını beğenip yaşa­yan­lar, onun mahiyetini gereği kadar sezip anla­yamazlar ve ne­tice olarak da Süfyanın tuzağına düşerler.

Üstad Bediüzzaman Hazretleri bir hadisi izah ederken aynı zamanda dine ve insanlığa kötülükleri yönünden önem kazanmış şerli kişilerden biri olan Süfyan’ın en mühim vas­fın­dan birini de nazara verir ve şöyle der:

«Rivayette var ki, “Âhirzamanın eşhas-ı mühim­mesinden olan Süfyanın eli delinecek.”

Allahu a’lem, bunun bir tevili şudur ki: Sefahet ve lehviyat için gayet israf ile elinde mal durmaz, israfata akar. Darb-ı meselde deniliyor ki, “Filân adamın eli deliktir.” Yani çok müsriftir.

İşte, “Süfyan israfı teşvik etmekle, şiddetli bir hırs ve tama’ı uyandırarak insanların o zayıf da­marla­rını tutup kendine musahhar eder” diye bu ha­dîs ihtar ediyor; “İsraf eden ona esir olur, onun dâmına dü­şer” diye haber verir.» (Şualar sh: 583)İşte bu rivayet ümmeti, mezkur Süfyaniyet ha­yatın­dan, yani âhirzaman fitnesi bid’alarından uzak durmak ge­rektiğini bildirir. “Risale-i Nur’un Kudsî Kaynakları” eserinde nakledilen iki hadîsin meali de aynen şöyledir:

«Deccal’ın çıktığını işittiğinizde ondan firar edip kaçınız. Çünki bir adam ona gelir, onu reddetmek üzere niyetlenip yanına gelir, fakat ona tabi’ olup ka­lır. Çünki Deccal’la beraber kalpleri vesvese­lendiren çok şeyler vardır.» (Hadis no: 808)

«Deccalın çıktığını duyduğunuzda, mümkün mer­tebe ona yaklaşmayın. Çünki, adam onu mü’min zan­nederek yanına gider, beraberinde biraz ka­lır, sonra ondaki şüphelerle ona tabi‘ olup tuza­ğına dü­şer.» (Ha­dis no: 811)

Yani Deccal ve Deccaliyet, nifak perdesiyle mas­keli gizli din düşmanı ve cereyanıdır.Hadiste geçen “Deccala yanaşmayın” ikazı, Deccalın şahsına yanaşmamaktan daha çok onun Süfyaniyet denen cereyanına ve medeniyet namı al­tındaki yaşayış tarı­zına girmeyiniz demektir. Bu bah­sin de esas gayesi bu haki­katı göstermektir.

Evet Süfyaniyetin esiri olan bozuk cemiyetin moda, sosyete ve fantaziyelerine bulaştığı halde, Süfyan’a karşı olduğunu söylemekle onun şerrin­den kurtulmuş olunmaz.

Mimsiz medeniyet denen Süfyaniyetten uzak du­ran Hazreti Üstad diyor ki:

«Herbir hükûmette muhalifler var. Âsâ­yişe iliş­memek şartıyla, kanunen onlara ilişilmez. Ben ve be­nim gibi dünyadan küsmüş ve yalnız kabrine çalışan­lar, elbette bin üç yüz elli senede, ecdadımızın mes­leğinde ve Kur’ân’ımızın daire-i terbiyesinde ve her zamanda üç yüz elli milyon mü’minlerin takdis et­tiği düsturlarının müsaade ettiği tarzda hayat-ı bâki­yesine çalışmayı terk edip, gizli düşmanlarımızın icba­rıyla ve desisele­riyle, fâni ve kısacık hayat-ı dünye­viyesi için, sefi­hâne bir medeniyetin ahlâk­sızca­sına, belki bir nevi bolşevizmde olduğu gibi vah­şiyâne kanun­lara, düsturlara tarafdar olup on­ları meslek kabul etmekliğimiz hiç mümkün mü­dür? Ve dünyada hiçbir kanun ve zerre miktar insafı bulunan hiçbir insan bunları onlara kabul et­tirmeye cebretmez. Yalnız o muhaliflere deriz: Bize ilişmeyi­niz, biz de ilişmemişiz.

İşte bu hakikate binaendir ki; Ayasofya’yı put­hane ve Meşîhatı kızların lisesi yapan bir ku­man­da­nın keyfî kanun namındaki emirlerine fikren ve ilmen ta­raftar değiliz. Ve şahsımız itiba­rıyla amel etmiyoruz.» (Şualar sh: 394)

«Şeair-i İslâmiyenin cebren kaldırıldığı cebe­rut devrinde, dünya hatırı için kendini mecbur zannede­rek o kudsî şeairden fedakârlık yapanla­rın ve din za­rarına hareket edenlerin ve İslâmi­yete muhalif fetva­lara ve bid’alara mecbur edilen­lerin çokluğu zama­nında, Bediüzzaman, ne lisan-ı halinde, ne lisan-ı ka­linde ve ne de fiiliyatında o kadar zulümler çek­tiği ve idamlarla tehdit edildiği halde, en küçük bir değişiklik bile yapmamıştır.

Bilâkis, “Ecel bir­dir, tagayyür etmez. Ölüm, bu âlem-i fenadan âlem-i be­kaya ve âlem-i nura git­mek için bir terhistir” deyip mücadeleye atılmış; bid’aları tanıtan ve durduran ve şeair-i İslâmiyeyi muhafaza eden ve sünnet-i seniyeyi ihyâ eden eserleri perde altında otuz se­neden beri neşret­miş ve muhitinde, âdeta Devr-i Sa­adetin bir cil­vesini yaşatmıştır.» (Tarihçe-i Hayat sh: 694)

“FİİLEN, İLTİZAMEN, İLTİHAKEN” NE DEMEKTİR?

Bediüzzaman Hazretleri umumi maddi, manevi musibetlerin, umumun hataları sebebiyle geldiğini anlatırken diyor ki:

«Umumî musibet, ekseriyetin hatasın­dan ileri gelmesi cihetiyle, ekser nâsın o zalim eş­hâsın ha­rekâ­tına fiilen veya iltizamen veya iltiha­ken ta­raftar olma­sıyla mânen iştirak eder, musi­bet-i âmmeye se­bebiyet verir.» (Sözler sh: 172) Bu parçada geçen “fiilen, iltizamen, iltihaken” kelimelerinden birincisi olan:

“fiilen” den maksad âhirzaman fitnesini ve Süfyaniyeti düşünmeden ve alışkanlık gafletiyle bid’atkâr hayatı, medenîlik zannedip yaşamak ve böylece bid’atın ya­yılmasına şuursuz yardım et­mek..

“iltizamen” ifadesi ise bid’aları medenî hayat zan­nıyla ve heva ve hevese uyarak yaşamaktan başka fikren ve lüzumlu görüp taraftar olmak..

“iltihaken” ise, Süfyaniyet cereyanına dahil olup orada çalışmaktır.

HAKİKİ BEDEVİ MÜRTECİLER

İslâmiyete sinsî düşmanlık yapan Süfyanî cere­yan, ilericilik, çağdaşlık, hürriyetçilik ve vatanse­ver­lik gibi isim ve perdeler altında, dine hizmet etmek için faaliyet yapan cemaatlere hulûl edip al­datmak is­terler.

İşte bu sebebledir ki, Bediüzzaman Hazretleri gerçek hürriyet ve medeniyeti doğudaki aşiretlere ders veren Münazarat Risalesinde asıl muhatabları, şimdi millî ahlâkı bozmaya çalışan ve medeniyet maskesinde gizlenip ifsad eden münafık cereyan ol­duğunu anlatırken diyor ki:

«Ben de Eski Said kafasını alıp ve Yeni Said’in sünuha­tıyla dikkatle mütalâa ettim. Anladım ki, Eski Said acip bir hiss-i kablelvuku ile, otuz kırk sene sonra şimdi vukua gelen vukuat-ı maddiye ve mânevi­yeyi hissetmiş. Ve bedevî Ekrad aşâiri perdesi ar­ka­sında, bu zamanın medenî perdesini kendile­rine maske yapan ve vatanperverlik perdesi al­tında din­siz ve hakikî be­devî ve hakikî mürteci, yani, bu milleti, İslâmiyetten evvelki âdetlerine sevk eden hainleri görmüş gibi, on­larla konuşup başla­rına vuruyor.» (Emirdağ Lâhikası-ll sh: 110)

Maske, kişinin kötü niyet ve gayesini herhangi bir şekilde gizleme sebebi ve yolu olan alettir. Evet gizli ifsad cereyanı resmî bazı makam sa­hiplerini aldatarak Bediüzzaman Hazretlerinin dinî hizmetine mani olmak için mahkemelere ver­dirmiş­lerdir.

GİZLİ KOMİTENİN YAPISI

İşte müslüman milleti ifsada çalışan gizli cere­yana karşı, bilhassa resmî makamda bulunanların al­danmama­larını isteyen Üstad Bediüzzaman Haz­ret­leri mahkemeye şu ihtarda bulunur:

«Sizi iğfal eden ve adliyeyi şaşırtan ve hükü­meti bizimle vatana ve millete zararlı bir surette meşgul ey­leyen muarızlarımız olan zındıklar ve münafık­lar,

is­tibdad-ı mutlaka “cumhuriyet” nâ­mı vermekle,

irtidad-ı mutlakı “rejim” altına almak­la,

sefahet-i mutlaka “medeniyet” ismi vermekle,

cebr-i keyfî-i küfrîye “kanun” ismini tak­makla

hem sizi iğfal, hem hükümeti işgal, hem bizi pe­ri­şan ederek, hâkimiyet-i İslâmiyeye ve millete ve va­tana ecnebi hesabına darbeler vuruyor­lar.» (Şua­lar sh: 287)

En şiddetli baskı ve zulmü yapıldığı halde adına “cumhuriyet” deniliyor. Dini, cemiyet hayatından bütünüyle reddetmeyi devlet güvencesi altına alıyor ve hiçbir kanuna dayanmayan şiddetli dinsizliğe ve kişinin isteğine göre yapılan zorbalıklara kanun namını veriyorlar.

Bediüzzaman Hazretleri bu gizli cereyanın se­be­biyet verdiği âhirzaman fitnesinden müslümanları ikaz eden derslerini suç diye göste­ren mahkeme he­yeti,

«Suçlarından diye:

Tekke ve zaviyelerin ve med­reselerin kapatıl­ması ve

lâikliğin kabulü,

İs­lâmiyet ye­rine milliyet esaslarının konulması,

şap­ka giyilmesi, tesettürün kaldırılması,

Lâtin harfle­rinin huruf-u Kur’âniye yerinde ceb­ren kabulü,

Türkçe ezan ve ka­met okunması,

mekteplerde din derslerinin kaldırıl­ması,

kadınlara erkekler dere­cesinde irsiyet ve hak ta­nınması ve

tead­düd‑ü zevcatın kaldırılması

gibi inkı­lâp hareketle­rini bid’at, dalâlet, ilhaddır diyen, irtica ile suç­ludur” diye yazmışlar.

Ey insafsız hey’et! Eğer her asırda üç yüz elli mil­yonun kudsî ve semâvî rehberi ve bütün saadet­le­rinin programı ve dünyevî ve uhrevî hayatın mukad­des ha­zinesi olan

Kur’ân-ı Mucizü’l-Beyâ­nın

tesettür ve

irsi­yet ve

teaddüd-ü zevcat ve

zik­rullah ve

ilm-i dinin dersi ve neşri ve

şeâir‑i dini­yenin muhafazası

hakla­rında gelen ve tevil kal­dırmaz sarih çok âyât-ı Kur’âniyeyi inkâr etmek ve bütün İslâm müçtehidle­rini ve umum şeyhülis­lâmları suçlu yap­mak müm­künse ve mürûr-u za­manı ve müteaddit mahkemelerin beraatlerini ve af kanunları ve mahre­miyet ve mahrem veçhini ve hürriyet-i vicdan ve hür­riyet‑i fikri ve fikren ve ilmen muhalefeti memleket­ten ve hükûmetler­den kaldırabilirseniz, beni bu şey­lerle suçlu yapı­nız. Yoksa siz hakikat ve hak ve adâlet mahke­mesinde dehşetli suçlu olursunuz.» (Şualar sh: 431)

Din, vicdan ve söz, yani tebliğ hürriyetlerini değişmez ve dokunulmaz prensipler olduklarını ilân edip muhafaza eden hakiki hürriyet rejiminde mez­kûr tarzdaki suçlamalar asla yapılamaz. Aksi halde hür rejimi ihlâl etmek mes’uli­yeti doğar.

ÇARE SİYASET DEĞİL, MEHDİ CEREYANI

Hâkim cereyan, siyaset sahasındaki her İs­lâmî hare­keti kendi menfaatına çevirir:

«Hem şimdi hükmeden öyle kuvvetli cere­yanlar içinde siyasete girenlerden hiçbir kimse, istiklali­yetini ve ihlasını muhafaza edemez. Herhalde bir cereyan onun hareketini kendi hesabına alacak, dün­yevî maksadına âlet edecek. O hizmetin kudsiyetini bo­zacak.» (Şualar sh:362)

SÜFYANÎ CEREYANA KARŞI MEHDİYET CEREYANI­NIN GALE­BESİ

Münafıklıkla halkı aldatıp İslâm dinini bozmak ve kaldırmak isteyen ve müslümanlar içinde çıkan dehşetli bir adam olan İslâm Deccali münafıklıkla halkı aldatıp müslümanların yaşadığı toplum hayatına dine zıt hayat tarzını sokan sisteminin Mehdi şahs-ı manevisi tarafından tamir edileceğini ve İslam cemiyetini devamlı zehirleyen o cereyanın ortadan kaldırılacağını Bediüzzaman Hazretleri şöyle ifade eder:

«Süfyan ve Mehdi hakkındaki hadîslerin ifade et­tikleri mana budur ki: Âhirzamanda din­sizliğin iki ce­re­yanı kuvvet bulacak:

Birisi: Nifak perdesi altında, risalet-i Ah­mediyeyi (A.S.M.) inkâr edecek Süfyan namında müdhiş bir şa­hıs, ehl-i nifakın başına geçecek, şe­riat-ı İslâmiyenin tahribine çalışacaktır.

Ona karşı Âl-i Beyt-i Nebevînin silsile-i nuranî­sine bağlanan, ehl-i velayet ve ehl-i ke­malin başına geçecek Âl-i Beytten Muhammed Mehdi isminde bir zât-ı nu­ranî, o Süfyan’ın şahs-ı manevîsi olan cereyan-ı münafı­kaneyi öldürüp dağıtacaktır.» (Mektubat sh: 56)

«Hazret-i Mehdi’nin cem’iyet-i nurani­yesi, Süfyan komitesinin tahribatçı rejim-i bid’a­kâranesini tamir ede­cek, Sünnet-i Seniyeyi ihya edecek; yani âlem-i İslâmiyette risalet-i Ahmedi­yeyi (A.S.M.) inkâr niye­tiyle şeriat-ı Ahmediyeyi (A.S.M.) tahribe çalışan Süfyan komitesi, Haz­ret-i Mehdi cem’iyetinin mu’cizekâr manevî kılın­cıyla öldü­rülecek ve da­ğıtılacak.» (Mektubat sh:441)

DECCAL KOMİTESİNİN DAĞITILMASI

«Hem âlem-i insaniyette inkâr-ı uluhiyet ni­ye­tiyle medeniyet ve mukaddesat-ı beşeriyeyi zîr ü zeber eden Deccal komitesini, Hazret-i İsa Aley­hisselâm’ın din-i hakikîsini İslâmiyetin hakikatıyla birleştirmeye çalışan ha­miyetkâr ve fedakâr bir İsevî cemaatı namı altında ve “Müslüman İsevî­leri” ünvanına lâ­yık bir cem’iyet, o Deccal komite­sini, Hazret-i İsa Aleyhisselâm’ın riyaseti altında öldüre­cek ve dağıta­cak; beşeri, inkâr-ı uluhiyet­ten kurta­racak.» (Mektubat sh:441)

Check Also

KİME OY VERECEĞİZ?

Bediüzzaman Hazretleri Kime Demokrat Der? Soruluyor: -Bu seçimlerde oyumuzu kime vereceğiz? Cevap: Ehvenüşşer kaidesi devam ettiği …